PAYLAŞ

Ned Stark’ın kızı, Robb’un ve Jon’un kız kardeşi, Kuzey’in yetim evladı, intikamın en büyük fedaisi, Aslanlar’ın pençelerinden kaçan küçük kurt, vahşi kız, Atsurat, Ayakaltı, Arry, Yumurtakafa, Gelincik, Nymeria, Tuzlu, Kanallardan Cat, Beth, Kör Kız, Merhamet, Arya Stark, kısacası “hiç kimse”.

Arya, Taht Oyunları başladığında 9 yaşındadır. Arya, ablası Sansa’nın aksine dövüşe ve keşife meraklı cesur bir kızdır. Asil kadınların geleneksel uğraşlarından daha fazlasını yapan Sansa’nın iğrendiği şeyleri, turnuvalarda at sürmeyi ve bir kılıçla nasıl savaşacağını öğrenmeyi istemektedir. Soğuk Kuzey’de büyümesine rağmen baya sıcakkanlıdır Arya. En başta Arya’nın ilişkilerine değinmek isterim. Arya özellikle piç erkek kardeşi Jon Kar’a baya yakındır. Kim bilir belki bu yakınlık Arya’nın çirkin, Jon’un ise piç olmasından değil de, bunun ötesinde olan bir şeydir, belki bu genler yüzünden olan bir şeydir. Arya bildiğiniz üzere güzelliğiyle bilinen halasına benzetilmektedir. Jon’un ise en güçlü anne adayı aynı kişi; Lyanna Stark.

“Bir adı da var, öyle mi?” Babası içini çekti. “Ah Arya. Senin içinde vahşilik var çocuğum. Buna kurt kanı derdi babam eskiden. Lyanna’nın içinde de vardı bir parça ve Brandon’ın içinde de, bir parçadan çok daha fazla. İkisini de erkenden mezara soktu o kan.” Arya babasının sesindeki hüznü duyabiliyordu. Kardeşlerinden ya da babasından sık bahsetmezdi. İkisi de Arya doğmadan uzun yıllar önce ölmüştü. “Eğer lord babam izin verseydi, Lyanna da bir kılıç taşırdı. Bana onu hatırlatıyorsun bazen ve hatta ona benziyorsun.”

Belki de aralarında olan bu yakınlık ikisinin de aynı yerden gelmesidir. Kitaplarda da geçer; diğer tüm çocuklar; Robb, Sansa, Bran tamamen annelerine benzeyip Tully evlatları olurken Jon Kar’ın ve Arya Stark’ın siyah saçlı ve ayrı bir görünümde olup birbirlerine benzediği, Ned Stark’a ise Ned Stark’tan daha çok benzedikleri yazar.

‘’Jon’u beyaz bir gölge gibi takip eden Hayalet’le birlikte yürümeye başladılar. “Yarın sabah gidiyorum,” dedi Tyrion. “Biliyorum,” dedi Jon tuhaf bir hüzünle. “Güneye gitmeden önce Kışyarı’nda bir mola vermeyi düşünüyorum. İletmemi istediğin bir mesaj var mı?” “Robb’a, Gece Nöbetçileri’nin kumandanı olacağımı ve onun güvenliğini sağlayacağımı söyle. Kızlarla birlikte iğne oyası dersi alsın ve Mikken’a, at nalı yaptırmak için kılıcını erittirsin.” “Robb benden çok daha büyük. Ölümüme sebep olacak herhangi bir mesajı iletmeyi reddediyorum,” dedi Tyrion kahkahalar atarak.’’

Jon Kar ve Arya Stark gerçek Stark evlatlarıdır yani. İkisinin arasında başka bir ilişkiye değinmek isterim. Jon Kar bir piçtir, Arya Stark ise bir kızdır. Kadınlar, kızların Westeros’ta nasıl şartlarda olduğunu diğer yazımda yazmıştım. Okumadıysanız sizi şöyle alayım, okuyup gelin. İkisi de hemen hemen aynı koşullardadır. İkisi de yaşadıkları yerden soyutlanmıştır. İkisi de farkında olmadan Tully evlatlarının altında baskıda kalmıştır. Arya kişiliği yüzünden Sansa ile çatışma halindeyken, Jon kimliği yüzünden tek taraflı olarak Robb ile çatışma halindedir. Arya ok atıp, kılıç savurmak, at sürmek isteyip çirkinliği yüzünden alay konusu olurken ablası Sansa uzun Tully saçları ile dikiş yapıp herkesin övgüsünü toplarken Arya onunla istemeden olsa çatışmaya girer. Jon ise yaşadığı yerde kimlik sorunları yaşayan bir gençtir. Kendisi ömrünün sonuna kadar piç olarak kalacaktır ve hiç yükselemeyecektir. İnsanların gözünde hep “piç” sıfatından fazlasını alamayacaktır, ama etkileyici Tully saçlarına sahip yakışıklı abisi bir gün “Lord” olacak ondan sonra “Kuzey’in Koruyucusu” olacaktır. Kışyarı tamamen onun olacak ve herkes ona saygı duyacak. Bu Jon’un hiçbir zaman yaşamayacağı bir hayal. Bu yüzden kendisi Gece Nöbetçileri’ne katıldı. Çünkü bir piçin yükselebileceği en iyi Sur’du. Aşağıda verdiğim alıntıda da görüldüğü gibi Jon her zaman yükselme azminde.

‘’Jon’u beyaz bir gölge gibi takip eden Hayalet’le birlikte yürümeye başladılar. “Yarın sabah gidiyorum,” dedi Tyrion. “Biliyorum,” dedi Jon tuhaf bir hüzünle. “Güneye gitmeden önce Kışyarı’nda bir mola vermeyi düşünüyorum. İletmemi istediğin bir mesaj var mı?” “Robb’a, Gece Nöbetçileri’nin kumandanı olacağımı ve onun güvenliğini sağlayacağımı söyle. Kızlarla birlikte iğne oyası dersi alsın ve Mikken’a, at nalı yaptırmak için kılıcını erittirsin.” “Robb benden çok daha büyük. Ölümüme sebep olacak herhangi bir mesajı iletmeyi reddediyorum,” dedi Tyrion kahkahalar atarak.’’

Üstelik ikisinin aynı yaşta olması Jon için daha acı verici bir duruma dönüşüyor. Bu yüzden Jon, Robb’tan her zaman nefret etmek istemiştir ama Robb’un iyi kişiliği yüzünden hiçbir zaman aslında edememiştir. Şimdi onların acıları ve eziklikleri anlaşılabildi mi? İki Stark çocuğu da çocuklukları boyunca hep abilerinin ve ablalarının gölgesinde yaşamış ve bu ezikliği yaşamıştır. Arya’nın kişiliği ve Jon’un kimliği onları toplumdan soyutlanmış iki bireye dönüştürmüştür. Şimdi tüm denilenleri açıklayan bir alıntı vereyim;

‘’Jon yarım yamalak bir gülümsemeyle cevap verdi. “Piçlerin, prenslere zarar vermesine izin yok,” dedi. “Prenslerin vücutlarındaki morluklar soylu darbelerden kaynaklanmak zorunda.” “Of!” dedi Arya. Mahcup olmuştu. Bilmeliydi. Bugün ikinci kez, hayatın hiç de adaletli olmadığını düşündü. Bran, Prens Tommen’a bir darbe indirdi. “Ben Bran’dan daha iyi dövüşebilirim,” dedi Arya. “O yedi yaşında, bense dokuz oldum.” Jon on dört yaşının bilgeliğiyle kız kardeşine baktı. “Çok sıskasın,” dedi. Arya’nın kolunu sıkarak kaslarını kontrol etti. İçini çekip kafasını iki yana salladı. “Bu kaslarla bırak bir kılıcı sallamayı, kaldıramazsın bile,” dedi. Arya kolunu hızlıca geri çekti ve kızgın gözlerle Jon’a baktı. Jon yine Arya’nın saçlarını karıştırdı gülerek. Bran ve Tommy’nin birbirleri etrafında dönmelerini seyrettiler.

“Prens Joffrey’yi gördün mü?” diye sordu Jon. Arya ilk bakışta görmemişti ama gözleriyle etrafı tarayınca yüksek taş duvarın gölgesinde duran prensi gördü. Prens, Arya’nın tanımadığı genç adamlarla çevriliydi. Lannisterlar’ın ve Baratheonlar’ın yaverleri olmalılardı. Yanlarında onlardan daha büyük adamlar da vardı. Şövalyeler olduklarını tahmin etti Arya.

“Cübbesinin kollarına bak,” dedi Jon. Arya baktı. Prensin cübbesinin göğsüne, süslüpüslü bir kalkan işlenmişti. İğne işi kusursuzdu. Cübbenin kolları uçlarına doğru ikiye ayrılıyordu. Bir kanadında kraliyet ailesinin taçlı geyiği, diğerinde Lannisterlar’ın aslanı vardı. “Lannisterlar çok kibirlidir,” dedi Jon. “Kraliyet armasının altında olmak yeterlidir sanırsın ama hayır. Annesinin soyunu kralın soyuyla bir tutmaya çalışıyor.” “Kadınlar da önemlidir,” diye itiraz etti Arya. Jon kıkırdadı. “Belki sen de aynı şeyi yapmalısın kardeşim. Tully ve Stark armalarını birleştirebilirsin mesela,” dedi. “Ağzında balık tutan bir kurt mu?” diyerek güldü Arya. “Bu çok aptalca görünür. Ayrıca, eğer bir kız savaşamayacaksa bir arması olması da saçma.” Jon omuz silkti. “Kızlar aile armasına sahip olabiliyor ama kılıç kuşanamıyorlar. Piçler kılıç kuşanabiliyorlar ama aile arması taşıyamıyorlar. Kuralları ben koymuyorum sevgili kardeşim.”

Arya’nın diğer kişilerle olan ilişkisine baktığımıza göre şimdi direkt Arya’ya, Arya’nın amacına, kim olduğuna bakabiliriz. Bildiğiniz üzere Kuzey sert bir yerdir. Zor hava koşulları ağır şartlar yaratır. Ağır şartlar söz konusu olduğunda istekten daha önemli şey ise görev olur. Bu yüzden pek Kuzey’e has olmasa da herkesin –özellikle asillerin, azamların ve soyluların- daha doğmadan bir görevi olur. Arya bu yaşam tarzına isyan eden ama bu yaşam tarzı içinde sıkışan bir karakterdir. Ned Stark’ın kızı olduğu için önemli bir lord ya da prensle evlenip kalesinde kocasına hoş olup çocuklar doğurması beklenmektedir, ama Arya özgür ruhlu bir kızdır. O başka şeyler istemektedir. Şmvalye olup her hangi bir rotaya sahip olmadan atıyla diyardan diyara gezmek ister. Kılıcını ve zırhını kuşanıp savaşlara koşmak isteri, ama gelenekler ona engel olur. Bu yüzden bir kimlik çatışması içine girer.

‘’Yatak odası, bütün Kral Toprakları’nda Arya’nın sevdiği tek yerdi. Kapısı yüzünden seviyordu bu odayı. Demir sürgülü dev meşe kapının sürgüsünü çektiğinde odasına kimse giremiyordu. Rahibe Mordane, Şişman Tom, Sansa, Jory, Tazı, kimse. Sürgüyü çekti.’’

Bu çelişki yüzünden, yaşamak istediği ve yaşamak zorunda kaldığı kişilikler yüzünden Arya da bir kimlik çatışması içine girmiştir. Bu yüzden kendisi ters teperek Yüzsüz Adamlar’dan ders alarak herkes olabilme kabiliyetine sahip olarak “herkes” olabiliyor. Böylece kendisi daha doğmadan onun seçimlerine karar veren sisteme karşı bir başarı elde etmiş oluyor. Ayrıca “herkes” olabilme kabiliyeti sayesinde “hiç kimse” olabiliyor. Arya bu yüzden devrim niteliğinde bir karakterdir. İçinde doğduğu sistemin kurallarına karşı bir küfür olarak büyümüş birisidir Arya. Kısacası benim aşkımdır Arya!

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
117