Bir Bekleyiş Romanı: Tatar Çölü

“Dünle evvelsi gün birbirinden farksızdı, onları birbirinden ayırt edebilmesi olanaksızdı; üç gün önce olmuş bir şey de yirmi gün önce olmuş bir şey de sonuçta ona eskiden olup bitmiş bir şey olarak görünüyordu. Böylece, o ayırdına varmadan, zaman akıp gidiyordu.”

Yılın ilk yazısından herkese merhaba. Bu yazıma konu olan eser; İtalyan yazar Dino Buzzati’nin modernist edebiyatın temel taşlarından olan Tatar Çölü isimli kitabı. Yirmiden fazla dile çevrilerek büyük bir beğeni toplamış ve edebiyatta büyük yazarların (Beckett, Camus, Kafka) başlattığı varoluşsal sorgulamaya farklı bir boyut katarak edebiyat severlerin büyük beğenisini kazanmış.

Kahramanımız Giovanni Drogo, askeri okuldan mezun olduktan sonra ilk görev yeri olan Tatar Çölü’ndeki Bastiani Kalesi’ne atanan, hayalleri, umutları ve heyecanı olan genç bir teğmen. Kaleye vardığında hiçte beklediği bir yer olmadığını görür ve hemen geri dönmek ister. Kale komutanının “dört ay sonra ayrılman mesleğin için daha iyi olur” tavsiyesi ile yalnızlık dünyasına ilk adımını atarak, kalmayı kabul eder. Bu dört ay sonrasında ise kaleye, askerlere, çöle, gündelik yaptıklarına ve askeri monotonluğa o kadar çok alışır ki gitme isteğinden vazgeçer. Sonrasında ise uzunca yıllar kalır bu kalede, ayrılamaz. Hep bir şeyleri bekler ama bekleyiş boşunadır. Ne Tatarlar gelir, ne savaş çıkar, ne de Drogo kaleden ayrılır. Kahramanımız aslında birçok şeyi değiştirecekken hiçbir şey yapmadan, önüne çıkan fırsatları değerlendirmeden beklemeyi, alışkanlıkları içinde kaderine razı olmayı ya da kaderine katkıda bulunmayı tercih eder. Bu teslimiyeti bir ömre mal olacaktır. Hiç bir şey yapmadan akıp giden uzun yıllar sonunda ise etkileyici ve bir o kadar da sarsıcı bir son bekliyor okuyucuyu.

Gündelik yaşamımızda yaptığımız onca şeyin zamanla terk edemediğimiz alışkanlıklarımız haline nasıl geldiğini, bu sıradanlığı bozmak için hiç bir şey yapmadığımızı, harekete geçmek için cesaretimiz olmadığını ve bu şekilde uzun gibi görünsede bir çırpıda geçen yaşamımızda neler kaybettiğimizi, olmayacak şeylere körü körüne bel bağlayarak, yaşamın tadını çıkaramadan monotonluk içinde geçen ömürlerimizde aslında hayatı daha eğlenceli kılabileceğimiz gerçeğini net bir şekilde dile getiren kaliteli bir eserdi.

Ek bilgi olarak ekleyeceğimiz husus ise, kitap Valerio Zurlini’nin yönetmenliğinde 1976 yılında “Il deserto dei tartari” ismi ile sinemaya uyarlanmış, İmdb’de 7,6 puan alarak başarılı filmler arasında yer edinmiş. Giovanni Drogo rolüne hayat veren isim ise Jacques Perrin olmuş.

Değerli yazar Mehmet Eroğlu’nun dediği gibi “İnsanlar ikiye ayrılır. Tatar Çölü’nü okuyanlar ve okumayanlar.” Bu güzel kitabı okuyanlardan olmanız dileği ile hoşça ve kitaplarla kalın. :))

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
31

Hakkında Uygar Atasoy

Edebiyat düşkünü, kitap sever.

Bir göz atın.

Bir Asimov klasiği: Sonsuzluğun Sonu

“İnsanlığın daha yüksek așamalara gelebilmesi için büyük sınavlarla karşılaşması gerekir. Tehlike ve tedirgin güvensizlikten insanlığı …