PAYLAŞ

BİROL TEZCAN VE SAYILI GÜN KİTABI ÜZERİNE

 

Anneme ne zaman bir insanı tanımanın en kolay yolu kitaplarını okumaktan geçer desem, bana gülüp geçer. Ona göre kişi dilediği maskeyi takınabilir yazarken. İstediği kişi olabilir, istediği kişiye dönüşebilir. Hayır, derim ona her zaman. Yanılıyorsun. Bir cümle saklarsa bir diğeri açık eder. Cümleler tükendiyse kelimeler girer devreye. Samimi bir kitap yazdıysa kişi, yani yazıp geçmek için doldurmamışsa sayfaları anlarsın. Yazarın düşüncelerini, tüm o kişiliğini ele verir akan giden sayfalar. Birol Tezcan, Kadıköy Kitap Günleri'nde, İthaki standının yıldızlarından biriyken, masayı daha yararlı olduğuna inandığı şey için terk ederken imzaladı kitabımı.

 

''Öykülerin hoş bir iz bırakması umudu ile.''

 

 

Düştüğü bu nota gülümseyerek bakmıştım. Her kitap okuyucusuna bir şeyler katar zaten, demiştim kendi kendime. Ama kitaba başlar başlamaz anladım ki açık bir zihinle okuyan herkese umuduğundan daha fazlasını katacaktır Sayılı Gün. Evet, birçok yerde yazarla çatışsak da, öykülerin her birinde olması gerekeni buldum ben. İnsanlık için güzel şeyleri umut eden bir adam okudum. Yazar yerine kitabı anlatmam gerektiğini düşünüp, bana kızmayın. Eser, sanatçının gölgesidir. Ben o gölgede mükemmel bir insan silüeti gördüm. Ustaca yazılmış öykülerde beklemeyi, umut etmeyi, tutsak olmayı ve en önemlisi özgürlüğün yerinin nasıl da doldurulmayacağını okudum.

 

163 sayfa, 20 öykünün her birinde birçok hayata şahit oldum. Özgürlüğün bir kuş metaforunun üzerinden ne kadar güzel anlatabileceğini okudum mesela. Yıllardır çocuklarının kemikleri için mücadele eden Cumartesi Anneleri'nin sessiz çığlığına ortak oldum. Okuyacağı kitaptan, söyleyeceği şarkıdan, tıngırdatacağı sazından, onu taşıyacak bacaklarından mahrum ama hikayenin sonunda özgür Yaşar'ın nasıl da gülümseyebildiğine şaşkınlıkla tanık oldum. Dünyayı Acun'dan, adada yarışan insanlardan, kıyafet beğendirme çabasındaki kadınlardan ibaret sanan, annesi mahkum kendisi mahkum beş yaşındaki bir çocuğun hikayesini okudum. Ben bu kitapta tutsak olmanın binbir halini okudum da düşüncelerin nasıl da tutsak edilemeyeceğini okudum.

 

Sayılı Gün bir gece de okunabilecek ama etkisi uzun yıllar sürecek kitaplardan. Hızlıca bittiğine kanmayın, her bir hücrerinizin kitabı sindirmesi bir ömür sürebilir. Yani diyeceğim şudur ki okuyun arkadaşlar. Gerçek hayatlar içinde kaybolmak ve sonra kendinizi bulmak için okuyun.

 

ALINTILAR

 

İnsan dediğin etten, kemikten. Yeryüzündeki her canlı gibi. Yemek yiyor, su içiyor, tuvalete gidiyor, birbirini seviyor. Bir de nefret ediyor. Niye ediyor hiç aklım ermiyor. Bir de insanın insana zulmüne aklım ermiyor.

 

 

Bir anne düşünün; otuz yıldır evladını göremeyen. Otuz yıl önce alınmış, götürülmüş, evladını bıkmadan, usanmadan bekleyen bir anne. ''Evladımın kemiklerini almadan ölmeyeceğim,'' diyen bir anne düşünün. Daha da ileri gidip bu annenin otuz yıldır evinin duvarlarını boyamadığını düşünün. Evinin eşyalarını değiştirmeğini; evladı geldiğinde yabancılık çekmesin diye.

 

 

Gökyüzü hepimizindir.

 

 

İçimde bomboş bir yer var sanki. O boşluk, yumruk olmuş, kalbime kalbime vuruyor. Sonra yukarı çıkıp boğazıma oturuyor. Orada duruyor öylece. Ben yürüyorum… Yürüyorum.. Yürüyorum.. Ne boşluk gidiyor, ne de yumruk… 

 

 

Oysa insanı sevdikleri toprağa vermeli… ​

 

 

Sanat… Böyledir işte. İcra edildiği anda bir faydası yoktur. Ama sonradan insana sonsuz pencereler açar. Hayata birçok açıdan bakmanı sağlar.

 

 

Hayatın bazı anları vardır, seni aşağılamak için her tür şey yapan kişinin aslında kendisi yerin dibindedir. Seni aşağılamaya çalıştığı şey seni yüceltir.

 

 

Her işte olduğu gibi dua etmekte yoksulun işidir daha çok.​

 

 

Şu koskoca dünyada iki kişi. Bir çay bahçesinde. İki kişi. Birbirine can olacak kadar yakın. Birbirini anlamayacak kadar uzak. İki kişi. Kimse görsün istemiyorlar kendilerini. Kimse seslenmesin. Kendileri konuşacak. Konuşmak hiç bu kadar sessiz olmayacak. 

 

 

İnsanlar başına gelmediği sürece, adaletin ne olduğunu bilmezler. 

 

 

Neyi gördüm biliyor musun? İnsanın ne kadar zalimleşebildiğini. O zalimlerin bir araya gelince ne kadar büyük kötülükler yapabildiğini…

 

 

 

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
2