Ana sayfa Dizi / Film Bu yılın Oscar ödüllü filmi: The Shape of Water

Bu yılın Oscar ödüllü filmi: The Shape of Water

PAYLAŞ

Guillermo del Toro, yeniden sıra dışı ve ilginç bir hikâye örgüsünü görsel bir şölen eşliğinde karşımıza sevginin gücü ve güzelliklerini iliklerimize kadar hissettiren bir aşk hikayesi ile çıkıyor. The Shape of Water (Suyun Sesi) belki ilerleyişi ile oldukça klişe gözüküyor olsa da o klişeliğine kendinizi kaptırıp bir an filmin sonunda istemsiz ellerinizi birleştirerek yüzünüzde oluşan o gülüş ile mutluluğunuzu dile getirdiğiniz filmlerden birisi oluveriyor. 2018 Oscar’ının en iyi yapım ödülüne götüren serüveninde filmin yegâne silahı da bu olsa gerek.

Eğer bir Guillermo del Toro hayranı ve takipçisi iseniz, olmasa bile Pan’ın Labirenti filmini izlemiş olmanız bu filmden nasıl etkileneceğinizi size öncesinde hatırlatıyor. Kalıpların dışında senaryo ve filmleri ile daha çok tanıdığımız yönetmenimizin yine bizleri farklı duygularla doldurduğu garip bir filmi ile daha karşı karşıyayız. Lakin bu gariplik, filmdeki tutarsızlıklardan ya da başka şeylerden değil, bizzat o çok iyi işlenmiş akıcılığı içerisinde hikayesine benzer şeyleri daha önce hiç görmemizden kaynaklı.

Filmin kısa özetini yapacak olursak; Film, başrolünde bulunan dilsiz Elisa karakterinin yaşantısı üzerinde ilerliyor. Soğuk Savaş döneminde Ruslarla girdikleri uzay rekabetinde oldukça geri kalan Amerikalıların, Rusları yenebilme adına yürüttüğü gizli projeleri ve deneylerini yaptıkları bir tesisi var. Elisa bu tesisin temizlik görevlisidir. Dünya’nın o bütün karanlığı içerisinde hep olaylara bardağın dolu tarafı ile bakan Elisa’nın yaşantısı bu tesise getirilen bir yaratık ile değişir. Suda yaşayan insansı yaratığımıza yaptıkları hunharca işkencelere rağmen onla iletişim kurmayı başaramayan insanlara inat, sevgi dolu yaklaşımı ile Elisa onla iletişime geçmeyi başarır. İkisi arasında başlayan bu sevgi yaratığın öldürülmek istenmesi sonrası onu kaçırıp özgürlüğüne kavuşturmak isteyen Elisa ile yaratığımız arasında büyük bir aşka dönüşür.

Film oldukça karanlık bir ortam içerisinde ilerlemesine rağmen o karanlığın içerisinde yanan bir lamba misali öyküsünü kalplerimize işlemeyi biliyor. Bu film iyi ve kötüyü gruplara ayırmıyor, bilakis farklı amaca hizmet eden insanların fikirleri farklı olsa da merhamet duyguları insan olmalarının getirisi ile kendini gösteriveriyor. Bize her zaman işlenen o Amerikan rüyası olayının dışında oldukça gerçekçi bir izlenim bırakılmış. İşin içinde soğuk savaş olduğundan insanların nasıl vicdansız ve acımasız olabileceğini ancak görevi her ne kadar Amerika’nın işine çomak sokmak olan Rus ajanımızın bile ne kadar iyi olabileceğinin gerçekliğini izliyoruz.

Guillermo del Toro bütün film boyunca sevginin gücünü bizzat gözlerimizin önüne seriyor. Elisa ile komşusu Giles arasında geçen neşeli muhabbetlerinden, iş arkadaşı Zelda ile güçlü dostluklarına kadar filmin her yerinde görüyoruz. Ayrıyeten karakterler kendilerini çok iyi kabul ettiriyorlar. Gözüme batan bir karakter göremediğim gibi filmin içerisinde çoğunu çok çabuk kabul edip benimsedim. Bu da sahip olunan oyunculukların ve senaryonun kalitesinin iyi olmasından ötürüdür.

Pan’ın Labirentinin üzerinden geçen 11 yıl sonunda beni aynı etki ile yakalamayı başaran Del Toro’yu bir kez daha tebrik etmek istiyorum. Zaten en iyi yönetmen ve filmlerin de arasında olduğu 4 dalda Oscar’ı sırtlamayı başarması, bizlere daha fazla yorum bırakmasa gerektir. Çok hakaretli bir film aramayanlar dışında Elisa’nın tatlı serüvenini izlemenizi tavsiye ediyorum. Farklı bir noktaya değinecek olursak o da filmin müziklerinden başka bir şey değil elbet. Alexandre Desplat’a Oscar kazandıran besteleri içinde filmi izlerken kaybolmanız temennisi ile. 😊

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
2