Ana sayfa Middle Earth J.R.R Tolkien Dagor Dagorath’tan Neden Vazgeçildi?

Dagor Dagorath’tan Neden Vazgeçildi?

PAYLAŞ

Dagor Dagorath’ı anlattığımız bir önceki yazımızda J.R.R. Tolkien’in bu fikirden vazgeçtiğinden bahsetmiştik. Bu yazıda ise Tolkien’in vazgeçişinin ardında yatan sebepleri ve kaynaklarını detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.

J.R.R. Tolkien, eğer Silmarillion’u yayımlayamadan vefat ederse bu eseri tamamlamasını oğlu Christopher Tolkien’e vasiyet etmiştir. Babasının ölümünden sonra Christopher Tolkien babasından kalan yazıları bir araya getirerek kitapları yayımlamıştır. Tabii ki bunu yaparken tamamlanmış ve hikaye içinde tutarlı olan yazıları bir araya getirmeye özen göstermiştir. Ancak yine de Christopher Tolkien, Silmarillion ile Yüzüklerin Efendisi arasında ya da bizzat Silmarillion’un kendi içinde tam olarak bir tutarlılık aramamaları için okuyucuları uyarmıştır. Çünkü babasından kalan çok fazla yazı vardı ve J.R.R. Tolkien eserini birçok kez değiştirmişti bundan dolayı neyin ana evrenin bir parçası olduğu neyin eskide olduğuna karar vermek zorlu bir işti.

Christopher Tolkien tabiri caizse ömrünü babasının vasiyetine adadı ve elinden geldiğince kitapları yayımladı. Ancak bazı noktalarda insanların kafalarının karıştığını düşündüğü için History of Middle-Earth adlı on iki ciltlik seriyi çıkartıp; neler olduğunu, yaptığı seçimlerin sebeplerini, yayımladığı kitaplar için kaynaklarını en ince ayrıntılarına kadar açıklamaya çalıştı. Christopher Tolkien, History of Middle-Earth eserinin birçok yerinde kendisini hatalı görmüş ve The Jar of the Jewels adlı eserdeki özeleştirisinde: muhtemelen çok daha az editöryal ihlâl ile babasının eserlerine daha sadık kalabileceğini itiraf etmiştir. Ancak tabii ki Christopher Tolkien bu itirafı yıllarca süren çalışmalarının sonucunda fark edebilmiştir.

Christopher Tolkien

Dagor Dagorath’a dönersek, birçok insan yanlış bir şekilde Mandos’un İkinci Kehaneti’ni J.R.R. Tolkien’in 1930’larda bitirdiğini düşünüyor aslında Christopher Tolkien History of Middle-Earth serisinde kehanetin son versiyonunu anlatmıştır. J.R.R. Tolkien bir aşamada Silmarillion’u, Mandos’un İkinci Kehaneti ile bitirmeyi planlamışsa da Christopher Tolkien babasının bu fikirden vazgeçtiğini düşünerek Mandos’un İkinci Kehaneti’ni Silmarillion’a dahil etmedi. Dolayısıyla kehanetin çıkarılmasıyla Dagor Dagorath da hikayeden çıkarılmış farz edildi. J.R.R. Tolkien’in Dagor Dagorath fikrinden vazgeçmesine dair Christopher Tolkien’in en önemli kaynağı, babasının 1958’de yazdığı Valaquenta’nın son satırlarıydı:

“Eğer yüce ve güzel olandan, karanlığa ve yıkıma geçiverdiyse, bu, Bozulmuş Arda’nın yazgısındandır ve eğer bir değişiklik olacaksa ve Bozulan yerine konacaksa, bunu ancak Manwë ile Varda bilebilir, ama bunu açıklamadılar ve böyle bir şey Mandos’un hükümlerinde de bildirilmedi..”

Burada belirtilen “Mandos’un hükümlerinde de bildirilmedi.” kısmını Christopher Tolkien, babasının bu kehaneti mitolojiden çıkarmasına yordu ve bu yazının J.R.R. Tolkien’in son yazılarından biri olmasından dolayı diğer yazılara göre en öncelikli kaynak idi.

J.R.R. Tolkien’in Dagor Dagorath’tan Vazgeçme Sebepleri

Aslında kehanet Tolkien’in hiçbir zaman tamamlamadığı dolayısıyla yayınlamadığı ve İngiliz mitolojilerinden esinlendiği Bitmemiş Öyküler’in bir parçasıydı. J.R.R. Tolkien, hikayesini yeniden şekillendirip Silmarillion’a aktarırken içerisindeki İngiliz mitolojisi ve buna bağlı birçok şeyi evreninden çıkarmıştır.

Bu birçok değişiklikten Túrin de payını almış, kendisini bekleyen ilahı kaderi yitirmiştir: Yunan mitolojisinde kendini ateşte yakan Hercules gibi, bir tanrı veya tanrıya yakın bir surette yeniden doğmak yerine kısa bir süreliğine İlk Çağ’ın sonunda Morgoth’un yenilgisinde pay almak için (Öfke Savaşı) döndü. Túrin’in tanrıya yakın bir forma dönüşmesi kehanette geçer; Túrin’e Valar’ın Çocukları arasından bir yer verileceği söylenir. Valar’ın Çocukları kavramını incelemek gerekirse: Tolkien serisinin eski versiyonlarında, Pagan mitolojilerindekine benzer şekilde, Valar arasında evliliğin de ötesinde çocuk sahibi olma özellikleri de vardı mesela Eönwë, Manwë ve Varda’nın çocuğuydu; Gothmog ise Melkor’un çocuğuydu. Yani Túrin de bir şekilde böyle bir forma dönüşecekti ama değiştirildi.

Başka bir deyişle Tolkien, İnsanlar içinden Túrin’in ve Beren’in özel bir kader yaşayacağına karar verdi ancak bu kaderde İnsan’dan başka bir forma geçmeleri fikrinden vazgeçti. Mesela orjinal hikayede (Kayıp Öyküler) Beren bir Elf olarak tasarlanmıştı ancak sonrasında o da değiştirildi. Yani Beren ve Túrin’e ölümden dönmelerine izin verilecekti ama ikisi de ne yaşayan İnsanlar arasında kalabilecek ne de ölümlü İnsanlar’ın işlerine katılabileceklerdi.

Túrin Turambar

Ama Tolkien bazı karakterlerinin ırklarını değiştirmeleri fikrini tamamen terk etmedi; bu değişimi Lúthien soyundan gelenlere vererek tek bir aile çizgisine geçişi izole etti. Eärendil, Elwing ve onların çocuklarına; ölümlü-ölümsüz olma ve başka bir ırk seçme (Elf) lütfu verilmişti. Elros ölümlü bir İnsan olmayı seçti ve ilk Númenor Kralı oldu. Eärendil ve Elwing Elf olmayı seçtikten sonra Orta-Dünya’ya dönmelerine yasak kondu, Elrond yarı-elf olarak binlerce yıl Orta-Dünya’da kalmayı seçti. Elrond’un Çocukları: Elladan, Elrohir ve Arwen’e de babalarına verildiği gibi seçim yapma lütfu verildi. Elrond’un çocukları arasından sadece Arwen’in seçimini biliyoruz: Arwen de Lúthien gibi ölümlü olmayı seçmiştir. Bazı kişiler Túrin’in bu soya mensup olmadığı için ölümlü şekilde kaldığını düşünüyor. Hatta Tuor’un bile ölümsüz hale geldiği kesin bir şekilde belirtilmemiştir: J.R.R. Tolkien’in son yazımlarında ölümlü olarak kalmıştır.

Döngülerdeki önemli karakterlerin kaderlerine ilişkin bu çelişen yazılar, J.R.R Tolkien’in gerçekten de İlk Çağ efsanelerini nasıl bitireceğine dair kesin bir fikre sahip olmadığının kanıtıdır. Kendisini İngiliz mitolojisinden elde ettiği fikirleri temizleme görevine adamıştı. Ancak bu sürecin bir yerinde kendi mitolojisinin tamamen sürdürülemez olduğunu hissetmeye başlamıştı. Çünkü bilimin, Dünya’nın tarihi hakkında öğrendiği şeylerin çelişkilerinin mantıklı açıklamalar ile açıklanamayacağını düşünüyordu.

Örneğin, Valar ve Maiar’ın öğrencileri olan Elfler’in, Dünya ve evrenin doğası ve çağları hakkında daha net bir anlayışa sahip olmalılardı. Aynı şekilde hem Maiar hem de Eldar’ın öğrencileri olan Dúnedain’in de dünyanın gerçekleri hakkında daha net bir anlayışa sahip olmalıydı fakat Tolkien, Dúnedain için bozuk efsaneler ve hatıraların kaynağı haline gelmeleri için bir argüman oluşturmaya çalıştı. Ancak bu gelenek yakın inceleme altına alındığında kendini sürdüremedi çünkü isyancı Dúnedain sadece Elf dilleri ve geleneklerinden kaçınmayı başarmamış hem de Vefakar Númenorlular sayesinde İnsanlar arasından Elf tarihinde söz hakkına sahip olmayı başarmışlardır.

Bu sebeplerden ötürü Túrin’i Mandos’un İkinci Kehaneti’ne hatasız bir şekilde eklemeye çalışmak, Túrin’in hikayesini çok karmaşık ve çelişkilerle dolu bir hale getirecekti. Bazı insanlar Christopher Tolkien’in editöryal ihlâllerinin de göz önüne alındığında, İlk Çağ’ın sonunda (Öfke Savaşı) Túrin’in dönüşünün gerçekleşebileceğini ileri sürmüşlerdir.

Ancak Túrin’in öyküsünü ve Mandos’un İkinci Kehaneti’ni yeniden düzenlemek zaten hali hazırda Öfke Savaşı’nın ayrıntılarının yetersizliği yüzünden büyük ölçüde etkilenmiş olan Eärendil’in öyküsünü azaltacaktı. Savaştaki en büyük iki olay: Morgoth’un devrilmesi ve kanatlı ejderhaların yenilmesiydi. Öfke Savaşı’nın J.R.R. Tolkien tarafından yazılmış net bir taslağı olmadığı için Christopher Tolkien hikayeye tutarlı bir sonlandırma üretme konusunda zorlanıyordu. Anlaşılan o ki Christopher Tolkien, bu denli fazla editöryal karar alıp hikayeyi kesin kaynağı olmayan uydurmalarla devam ettirmektense hızlı bir çıkış yolu bulmanın babasının hatırası için daha adil olacağını düşündü.

Kaynaklar

  1. Silmarillion
  2. Tolkien Gateway
  3. Why Did Tolkien Leave Out the Second Prophecy of Mandos?

Facebook grubumuz için tıklayınız.

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
9