Ana sayfa Middle Earth Kitaplar Elfler Arasındaki Hukuk ve Gelenekler

Elfler Arasındaki Hukuk ve Gelenekler

23
0
PAYLAŞ

Eldar’da Evlilik, Ölüm ve Diğer Meseleler Hakkında

Pek çoğumuzun bildiği gibi Tolkien’in Legendarium’unda “çevrilmemiş 12 cilt” olarak bilinen çok mühim ve hazine değerinde bilgiler içeren 12 kitap bulunmakta. “History of Middle-earth serisi” olarak adlandırılan bu eserler Tolkien’in geniş mi geniş notlarını içeriyor ve Silmarillion’da ya da Üçleme’de anlatılmamış bazı şeyleri, epey bir detayla önümüze sunuyor. Fantazya editörleri olarak biz de bu kitaplardan edindiğimiz bilgileri sizle paylaşalım dedik. İlginç gördüklerimiz hakkında bazı değerlendirmeler yapacağız ve bunları sizlerle paylaşacağız. Özellikle Elfler hakkında çok değerli bilgiler mevcut.

noldor princess

Birazdan bahsedeceğim şeyler Morgoth’s Ring adlı kitaptan derlenmiş bilgileri içermektedir. Tam bir çeviri değildir, ancak bazı kısımları buraya direkt olarak aktarmak durumunda kaldım. (Neyse ki kısa yazılar telif hakkına girmiyor…)

Burada anlatılanlar daha çok Yüce Elfler arasında görülen hukuk ve gelenekler hakkındadır ama geneli kapsayan bilgiler de mevcuttur.

Şöyle başlıyor Morgoth’s Ring kitabı anlatmaya:

“Eldar İnsanlar’a göre bedenen daha geç gelişse de zihnen daha çabuk gelişirdi. Daha bir yaşına gelmeden konuşmayı öğrenirlerdi, aynı zamanlarda yürümeyi ve dans etmeyi de. Zamanla zihinleri, bedenlerinin hakimiyetini ele geçirirdi. Yine de Elf ve İnsan çocuklarının arasındaki pek fark yoktur, Elf-çocuklarının oyun oynamasını seyreden biri onların İnsan-çocukları olduğunu düşünebilir, bazı mutlu ve güzel bir İnsan halkının çocukları. Çünkü ilk günlerinde Elfler hala etraflarındaki dünyanın keyfini sürerlerdi, ruhlarının ateşi bedenlerini tüketmemiş olurdu ve anıların ağırlığı henüz üstlerinde olmazdı.”

Bu kısmın oldukça açık olduğunu düşünüyorum. Buranın devamında yine Elflerin, bedenen daha genç büyüdüklerini anlatmakta, tam olarak yüz yaşına geldiklerinde “tam büyümüş” oldukları not edilmiş.

Elfler’in genelde gençliklerinde, ellinci yaşlarını geçtikten sonra evlendikleri görülür. Genelde az çocukları olurdu ancak bu çocukları onlar için oldukça değerliydi. Genelde 4 çocuktan fazlası olmazdı, Fëanor yedi oğulun babası olarak, en çok çocuğa sahip olan baba olarak bilinmektedir.

Evlilik

finwe and miriel

Eldar genelde hayatta bir kere evlenirdi, bu genelde sevgi sebebiyle olurdu, en azından aşk olmasa bile iki tarafın da özgürce verdikleri kararın bir sonucunda evlenirlerdi. İlerideki hikayelerin çok azı Elflerin tutkusu ve bundan doğan kötülükler hakkında olurdu.

Evlilik, bazı ilginç kaderler ve kötü şanslar dışında, Elfler arasında hayatın doğal bir gereğiydi. Genelde birbirlerine gençlik zamanlarında bulurlardı, hatta barış zamanlarında çocukken bile karar verenler olmuştu.

İki tarafın da ailesi onay verdiğinde, aileler bir araya gelir ve nişanlananlara gümüş yüzük takılırdı. Geleneğe göre bu yüzük en az bir yıl takılırdı, hatta genelde daha da uzun. Eğer nişan bozulursa yüzükler geri verilir, eritilir ve bir daha nişan amacıyla kullanılmazdı.

Nişan bozma hakkı çok az kullanılırdı, çünkü Eldar bu önemli kararlarında çok nadir yanılırlardı. Kendi ırkları tarafından kolayca aldatılamazlardı, ruhları da bedenlerinde tam bir hakimiyet kurduğundan, sadece bedenlerinin arzusunu nadiren takip ederlerdi, kendilerine hakim ve kararlı olurlardı.

Elbette, Aman’da bile, sevgi her zaman karşılık bulamayabilirdi. Bir kişiyi, birden fazla kişi sevebilirdi. Bunun hakkında endişe duyan Valar tereddütteydiler, çünkü kutlu topraklara keder bu yolla girebiliyordu. Bazıları bunun Arda’nın bozulmasından ve İlkdoğanlar’ın Gölge’nin hüküm sürdüğü vakitlerde uyanmasından ileri geldiğini düşünüyordu. Elbette bazıları da bunun sevginin doğası olduğunu, her fea’nın özgür olduğunu ve Eru’nun Çocukları’nın doğasındaki gizemle alakalı olduğunu düşünüyordu.

Nişan vakti geçtikten sonra aileler yine bir araya gelir ve evliliği kutlarlardı. Gelinin annesi ve damadın babası el ele verip gelinle damadı kutsarlardı. Bu kutsamada bir ağırbaşlılık vardı ancak ölümlülerin hiçbirinin duyduğu bir şey değildi. Elfler der ki, Varda’nın adı anne, Manwë’nin adı baba tarafından dile getirilirdi ve Eru’nun da adı anılırdı. Gümüş yüzükler geri alınır, bu sefer altın yüzük işaret parmaklarına takılırdı.

Ñoldor arasında, gelinin annesi damada, damadın babası da geline hediye verirdi. Bu genelde zincire veya yakaya takılan bir mücevher olurdu. Bu hediyeler ziyafetten önce de verilebilirdi.

Burada ilginç bir not düşmek gerek. Galadriel’in Aragorn’a verdiği hediye bu evlilik hediyesindendi ve evliliğin ciddiyetini gösteriyordu. Arwen’in annesi Aman’da olduğundan büyük annesi olan Galadriel, annesi yerine sayılıyordu.

Elbette bu seremoniler evlilik için gerekli ayinler değildi, ailelerin sevgisini yansıtıyordu. İki bedenin birleşmesi evliliği tamamlamış sayıyordu ve çözülemeyecek bir bağ kuruluyordu. Güzel ve mutlu zamanlarda bu seremonilerin yapılmaması pek hoş karşılanmasa da, iki Elf’in, özgür iradeleriyle bir araya gelerek bu seremoniler olmadan (Valar’ın ve Eru’nun isminin zikredilmesi hariç) tanık veya yüzükler olmadan evlenebilirlerdi. Eski günlerde, sürgün zamanlarında, zor günler geçirilirken bu tarz evlilikler de olmuştu.

Çocuklar

feanor and nerdanel - begettin

Elf kadınlarının hamileliği bir yıl sürerdi. Yani neredeyse hamile kalma ve doğum günleri aynı zaman denk gelirdi ve bu gün her yıl kutlanırdı. Eldar, İnsanlar gibi yaşlanmadığından istedikleri zaman çocuk dünyaya getirecekleri düşünülebilir, bu mümkündür ancak genelde böyle olmaz; onların ömürleri Arda’nın ömrüyle eşdeğer olsa bile zamanla ruhlarının ateşi bedenlerine yayılır. Yılların ağırlığı omuzlarına çöker, değişen arzular ve düşünceler Eldar’ın ruhunda birikir. Bu da bedenin istek ve ruh halini elbette ki etkiler. Eldar, ruhlarının onları tükettiğini söylerken bunu kastederler. Hatta Arda sona erene kadar, dünyadaki Eldalie’nin ölümlü gözlere görünmez olan ruhlar gibi olacaklarını ve sadece zihinlerine direkt girebilecekleri İnsanlar’ın onları görebileceklerini söylerler.

Ayrıca bir Elf çocuğu doğarken anne, varlığının daha çok payını ve gücünü, bedenen ve zihnen çocuğuna aktarır, bu ölümlü bir çocuğa aktarılandan çok daha fazladır. (Miriel’in Fëanor’u doğurması buna en iyi örnektir) Bu yüzden Efler çok çocuk yapmayı tercih etmezler.

Evlenmelerinden sonra, Elflere göre kısa, ölümlülere göre ise uzun bir aralıktan sonra çocuk yapmak tercih edilir, iki çocuk arasında ise buna kıyasla daha uzun bir aralık vardır.

Elfler pek çok farklı amaçları olabileceğinden (ne de olsa Arda’nın sonuna kadar yaşayacaklar), pek çok şeye ilgileri yönelebileceği gibi evli bir çiftin her zaman ve ısrarla aynı evde yaşama zorunluğu yoktur. Buna Finwë’nin oğlu sürgüne gittiğinde onla gelmesi gösterilebilir. Ayrıca genelde çocukları mutlu ve birlikte olduğu zamanlar yaparlar, ayrı yerlere gitme durumları ise çocuklar çoktan büyüdükten sonra gerçekleşir, ki bu ayrılıkların pek çok sebebi olabilir. Yine de evlilikleri ömür boyu sürer.

Neri ve nissi eşittiler (Quenya dilinde erkekler ve kadınlar. Tekili ner ve nis. Kadın-erkek eşitliği be!). Kendilerinin de söylediği şeylerden biri, nis için yeni şeyler yapmaktaki rolün büyük çoğunluğu zaten çocuk doğurmaktı. Yenilik ve değişiklikler ise ner tarafından sağlanırdı.

Elbette neri ve nissi arasında farklar vardı. İyileştirme sanatı ve bedene iyi gelen her şey konusunda nissi daha becerikliydi, savaş zamanı silah kuşanan ise neri olurdu. Ancak nissinin de cesurca savaştığı örnekler ve zamanlar da vardır. Üstelik güç ve hız konusunda hiç çocuk doğurmamış kadın ve erkekler arasında da pek bir fark yoktu. Bununla birlikte iyileştirme sanatında çok iyi olan erkekler de vardı, bazıları da savaşa çok gerekli olmadığı sürece gitmezdi.

Diğerlerinin yanında Orta Dünya’da en çok tanınan ve bilinen Ñoldor’un geleneklerinden bahsedebiliriz (Bu ifade İngilizce haliyle aynen kitapta geçmektedir, yazarın aşırı Ñoldor sevgisiyle alakası yoktur). Genelde ekmek yapma işi kadınlarındı ve özellikle de lembas yapımı antik kanunlarla onlara özel bir şeydi. Buna rağmen diğer yemekleri yapma işi erkeklere özgü bir iş ve zevkti. Kadınlar daha çok bahçe ve tarlalarla uğraşma, kıyafetleri dikme, tasarlama gibi işlerde ve müzik aleti çalma konusunda becerekliydi. İlim konusunda ise en çok Elfler’in ve Ñoldor hanelerinin tarihini severlerdi. Özellikle ailelerin akrabalık bağları gibi şeyleri hafızada çok iyi tutarlardı.

Erkeklerse demircilik ve mimaride yetenekliydi, odun ve taş işçiliğini iyi becerirlerdi, özellikle de mücevherleri çok iyi işlerlerdi. Genelde yeni müzikleri hazırlayan ve enstürmanları yapan ya da yenilerini icat eden onlardı. En iyi şairler, dil üstatları ve yeni kelime türetenler onlardı. Çoğu ormancılık ve vahşi doğa hakkında ilim sahibi olmayı severdi, yetişip büyüyen, oracıkta özgürlükle yetişip büyüyen şeylerin arkadaşlığını ararlardı. Ama tüm bunlar içinde, öbür iş ve uğraşlarda ya da Dünya’nın varlığı ve yaşamı hakkında daha derin bilgilerde, farklı zamanlarda her Ñoldo bilgi sahibi olmanın peşinde koşardı, neri ya da nissi fark etmeden.

İsimlendirme

feanor nerdanel maglor

Bu konu Ñoldor arasında isimlendirilen çocuklarla ilgilidir. Morgoth’s Ring kitabının bu bölümü Ælfinwë’nin Önsözü olarak geçiyor. Yani yazılanlar Ælfinwë’ye ait. O da daha çok Ñoldor’dan bahsetmiş.

Çocuk doğduktan sonra ilk ismi verme hakkı babaya aitti. Baba-adı denirdi. Eğer başka isim verilirse ilk bu isim söylenirdi. Çocuğun tercihine kalmadığından da bu isim değişmeden kalırdı.

Ama Ñoldor’daki her çocuk (belki bir noktada diğer Eldar’dan farklılaştıklarından dolayı) kendine bir isim seçme hakkına da sahipti. Baba-isminin verildiği seremoniye “Essecarme” denirdi ya da “İsim-verme”, sonrasında da Essecilme ya da “İsim-seçme” denilen bir seremoni olurdu. İlla sabit tarihi yoktu, ama çocuğun “lamatyave” denilen özelliğe sahip olmalıdır. lamatyave, “ses-zevki” olarak çevrilebilir. Birinin sözcükler ve sesler üzerine kişisel bir zevk geliştirmesidir.

Bu isim seçme genelde çocuğun karakteristiğine, yeteneklerine ve benzer şeylere bağlı olarak yapılırdı. Çoğunlukla da 10. yaş civarında yapılırdı.

Bu iki isim “gerçek-isimler” olarak anılırdı, takma ad değillerdi. Baba-adı aleni bir isimken, seçilen isim daha özel bir isimdi. Burada özelden kasıt gizli olması değildir. Seçilen isimler kişinin kişisel sehabetindeydi, önem taşırdı. Seçilen ismin aile üyeleri dışında (anne-baba-kardeş) kullanılması yakınlık ve sevginin bir göstergesiydi, bu yüzden de, izin alınmadan kullanılması küstahlık veya hakaret olarak görülürdü. (Burada Ælfinwë, bu cümlenin İnsanlar’da bulunan “sihir” ya da tabu gibi şeylerle alakası olmadığını belirtmiş)

Elfler ölümsüz olduklarından ikinci bir Seçilen isim de seçilebilirdi.

Ayrıca “Verilen” ya da “Eklenen” isimler olarak bilinen Anessi yani başka isimler de vardı. Bunlardan biri de “anne-isimleri”ydi. Quenyadaki adıyla Amilessë. Anneler çocuklarına kendi seçtikleri özel bir isim verirdi. Bunların en önemlileri “içgüdü isimleri”ydi, “essi tercenye”; ya da “gelecek görüsü”, “apacenye”. Doğum saatinde ya da başka önemli bir olay sebebiyle, anne çocuğuna bir isim verebilirdi. Çünkü çocuğundaki baskın özelliği ve doğasını sezebilirdi, ayrıca anneler çocuklarının geleceğiyle ilgili fikir sahibi olur ve kaderlerini de hissedebilirlerdi. Bu büyük ve önemli bir yetenektir.

Buna en iyi örnek olarak Nerdanel’in en son doğan çocukları olan, ikizlere seçtiği isimler gösterilerbilir. Nerdanel ikizlere “Ambarussa” adını verdi. Fëanor farklı isimlere sahip olmaları gerektiğini söylediğinde, Nerdanel “O zaman birine Umbarto diyelim, kader hangisinin bu isme sahip olacağını gösterir.” dedi. Bu kelime “Fated” yani “Kötü Kaderli” olarak tercüme edebileceğimiz bir anlama sahipti. Fëanor bu durumdan rahatsız olarak ismi “Ambarto”ya çevirmişti. Ancak Nerdanel yine de “Umbarto kelimesini söyledim, yine de istediğini yap, bir şeyi değiştirmeyecek.” demişti.

Fëanor’un isyanından sonra Nerdanel ona ikizlerden birini bırakması için yalvarmış, Fëanor ise onu reddetmişti. “Eğer gelirsen hepsini seninle olmuş olur, ama beni terk edersen tüm çocuklarımızı terk etmiş olursun!” demişti.

Nerdanel ise: “Sen de onların hepsine sahip olamayacaksın. En azından biri Orta Dünya’ya bir adım dahi atamayacak!” demişti. Fëanor’un cevabı da sert olmuştu. “Kötü öngörülerini al ve Valar’a götür, onların hoşuna gidecektir. Onlara meydan okuyorum!”

Bundan sonra ayrılmışlardı. Ve gemilerin Losgar’da yakılması olayında Amrod kıyıya inip kampa katılmadığı için gemilerin içinde yanmıştı. Bu durum sabah ordu hazırlanırken fark edilmişti.

Buradan da annelerin içgüdülerinin ne kadar güçlü olduğunu görebiliyoruz.

Bu tarz isimler de aleni kullanılabilirdi, o kadar özel olarak görülmezlerdi. Tabi durum eğer hemen baba-isminden sonra koyulduysa geçerliydi.

“Verilen isimler” “gerçek isim” sayılmıyordu. Kişi tarafından benimsenmek zorunda da değildi. Ayrıca Amilessë dışında başka kişilerin taktığı lakaplar da olabiliyordu, illa ki aile üyesi ya da eş dost tarafından takılmak mecburiyetinde değildi. Bir olay sonrası, bir yeteneğe göre verilebiliyordu. Bazıları “tüm isim”e nadiren eklenirdi. Ama eklendiği zaman da sona eklenirdi. Örnek vermek gerekirse: “bazıları tarafından Telcontar adıyla bilinirdi” (Yolgezer demektir) ya da “bazen Mormacil olarak bilinirdi (Karakılıç demektir).

Ayrıca anne adları, baba adı veya seçilen isimlerden daha çok kullanıldığı ve onun yerini aldığı olmuştur.

Baba-isimleri, başta “Finwion” (Finwë oğlu) şeklinde verilirdi. Sonradan sergilediği yetenek ya da özelliğe göre ismi değişebilirdi. (Fëanor’un baba-adı Curufinwë olmuştu, yani Yetenekli Finwë) Fëanor annesinden aldığı ismi de, onun onuruna Seçilen-isim olarak aldığı da düşünülüyordu (ki annesini hiç görmemişti)

Ölüme ve Yeniden Dirilişe Dair

Konuya girmeden önce “fëa” ve “hroa”dan bahsetmek gerek. Bunlar kısaca, sırasıyla ruh ve bedendir. Elflerin asıl ölümsüz olan kısımları fëa’larıdır ve bu fëa’lar Arda’ya bağlıdır. Bir Elf’in bedeni üzerine çok ağır keder düşmedikçe ya da ölümcül bir yara almadıkça sonsuza kadar yaşayabilir. Eğer bedeni ağır yara alıp ölürse de fëa’sı Mandos’un Salonları’na giderek burada kalır. Bazı ruhların serbest bırakıldıklarını biliyoruz. Ayrıca Elflerin bedenleri hastalık ve yaralara İnsanlar’ın bedenlerinden çok daha dayanıklı.

Elfler öldükten sonra ise Mandos’un Salonları’na giderlerdi. Burda birnevi yargılanırlar ve ölümden sonra hayatı yaşarlardı. Bu yargılanmadan sonra ise Mandos onları serbest bırakabilirdi. Serbest bırakılan ruhlar ise tekrar başka bir bedende dünyaya gelirlerdi. Bu dünyaya geliş durumu aynı anne-babadan olabileceği gibi farklı anne-babalardan da olabilirdi. Farklı anne-babadan doğmak daha çok olurdu, çünkü Eldar’ın çok çocuk yapmadığından bahsetmiştik, bu yüzden daha yeni evlenmiş çiftlerin çocukları olarak doğmaları daha olasıydı.

Bu yeniden doğma olayı Eldar için bir şanstı aslında, çünkü tekrardan bir çocukluk yaşarlar, tekrardan omuzlarında dünyanın yükü olmadan mutluluğu ve neşeyi tadarlardı. Büyüdükten sonra ise hafızaları onlara geri gelirdi.

Bu geri gelme olayında önemli iki şeyden bahsetmemek olmaz. İlki Finwë ve Miriel, ikincisi ise meşhur Elf lordu Glorfindel hakkında.

Ölümün Evliliğe Etkisi

miriel and finwe

Miriel, oğlu Fëanor’u dünyaya getirirken fazlasıyla büyük enerji harcadığından ruhunu teslim etmişti. Bedeni Lorien’de saklanmış ve ölmemişti. Ruhu geri dönmeyi reddettiği için de uzun bir dönem orada kaldı bedeni. Finwë ise elbette ki üzgündü. Ölüm Eldar arasında pek yaygın değildi. Ancak evlilik Eldar arasında bir kere olduğundan, ikinci bir evlenme durumu hiç görülmediğinden Finwë’nin tekrar evlenip evlenemeyeceği bilinmiyordu.

Kral Finwë böyle üzüntülü ve oğlu Fëanor’un uzakta olduğu günlerden birinde, Elflerin Yüce Kralı Ingwë tarafından Túna’ya davet edildi. Finwë daha önceden davet edilmişse de bunu kabul etmemişti ancak bu sefer gitmeye karar verdi. Onu çok önceden beri seven Indis, onun gelişini görünce bir şarkı söyledi ve başını kaldırıp onu gören Finwë, Indis’e aşık oldu.

Ancak Miriel’in durumu konusunda henüz bir hüküm verilmemişti ve Finwë, diğerlerinin pek çok oğulları ve kızları olduğunu söyleyip kendisinin de aynı mutlulukları tatmak istediğini söyleyince Valar bu konuyu tartıştı. En sonunda Miriel asla dönmeyeceğini söylediğinde Valar bu duruma izin verdi ve Finwë evlendi. Finwë’nin tekrar evlenmesiyle Miriel’in Mandos’un Salonları’ndan dönemeyeceği kararlaştırıldı, çünkü Eldar’dan kimse aynı anda iki eşe sahip olamazdı. Mandos’un Hükmü bu yöndeydi.

Finwë, Melkor tarafından katledildiğinde, Finwë ve Miriel Mandos’un Salonları’nda tekrar buluştular. Miriel’in Finwë’ye söyledikleri biraz konu dışı olsa da buraya almadan edemeyeceğim, ama yine de son kısmı konuyu yakından ilgilendiriyor:

“Oğlumuzu ve seni bırakmakta hata yaptım, en azından kısa ayrılıktan sonra dönmemekle… eğer öyle yapsaydım o çok daha bilge olabilirdi. Ama Indis’in çocukları onun hatalarını telafi edecektir ve bu nedenle onlar var olduğu için mutluyum ve Indis sevgime sahip. Nasıl olur da benim reddetiğimi alan ve terk ettiğimi bağrına basan birini sevmem? Senin, çocuklarının ve halkımızın hikayelerini duymayı isterdim, anılardan daha parlak bir hatıra olarak! Ama şimdi dünyadan kopuğum ve Hüküm’ü adil olarak kabul ediyorum, hala kalbimde yeri olanları seyretmeyi isterdim, ve onların çocuklarını da. Yeniden bedenimin ve onun yeteneklerinin çağrısını hissedebiliyorum.”

Ne kadar duygusal olduğunu söylememe gerek yok. İlk okuduğumda gözlerimden yaş bile gelmişti.

Neyse konumuza dönecek olursak, Miriel’in son cümleleri bir nevi bir dilekti. Finwë, Vairë’ye seslendi ve onun artık neden serbest bırakılamayacağını sordu. Bundan sonra ise Mandos onun serbest kalabileceğini söyledi. Miriel böylece serbest kaldı ve bedeni ölmediği için Lorien’e giderek tekrar bedenine girdi ve Vairë’nin yanında onun hizmetine girdi. Tahminen de hala yaşıyordur. Yani beden ölmezse ruh tekrar bedene dönebiliyor.

Glorfindel

glorfi2

Bildiğimiz gibi Glorfindel, İlk Çağ’da yaşamış ve Gondolin Savaşı’ndan sonra bir Balrog’la savaşarak hayatını feda eden bir kahraman. Sonradan ise Orta Dünya’ya geri gönderiliyor ve kendisini Yüzüklerin Efendisi’nde de görüyoruz.

The Peoples of Middle-earth kitabından okuduğum birkaç şeyi sizlere aktarmak istiyorum:

“1938 yazında, babam Yüzüklerin Efendisi’ndeki Elrond’un Divanı üzerinde düşünürken, “Glorfindel Gondolin’deki soyundan bahsetti.” yazmıştı.” şeklinde bir ifade var (Peoples of Middle-earth, Last Writings kısmında). Bunun devamında da Glorfindel’in Gandalf’la birlikte Üçüncü Çağ’ın 1000.senesinde Orta-Dünya’ya geri döndüğü anlatılıyor.

Daha da önemlisi Glorfindel, İlk Çağ’daki ölümünden sonra İkinci Çağ’ın 1200-1600.yılları arasında da geri gönderilmiş. Yani Mavi Büyücüler‘le birlikte. Bundan sonra tekrar Valinor’a döndüğü ve Gandalf’la ancak tekrar Orta Dünya’ya geldiği düşünebilir.

Ayrıca belirtildiğine göre Glorfindel, tekrar bir bedene kavuşturulduğunda çok daha güçlenmiş olarak geri dönmüştü ve “meleksel” bir gücü ve etrafını saran özel bir havaya sahipti.

Bu tahmin gerçekten de Glorfindel’in özel güçlerinin havasını ve Glorfindel’i saran kutsallığı açıklıyor – Cadı-kral’ın ondan nasıl kaçtığını, diğerlerinin (Kral Eärnur gibi) atlarını nasıl onunla yüzleşmek için süremediklerini unutmamak gerek.

Devamında da Glorfindel’in neden bu kadar güçlü olduğu açıklanmış. Mandos’u Salonları’na geldiğinde, burada her Elf gibi yargılanmıştı. Eğer çok büyük bir günahı yoksa Elflerin genelde tekrar bir bedene kavuşturulduklarından bahsedilmiş. Glorfindel de Ñoldor’un affedilmesi ve dolayısıyla kendi isyanının da affedilmesinin ardından tekrar bir bedene kavuşmuştu. Zaten asil davranışları, kendi canı pahasına bir Balrog’la savaşması ve Tuor ile Idril’in kurtulmasını sağlaması onu affettiren şeyler arasındaydı. Böylece İlkdoğanlar’ın saflığına ve kitaptaki ifadeyle “primitive innocence of the First-born”a yani İlkdoğanlar’ın en baştaki masumiyetine tekrar kavuşmuştu ve isyan etmeyen Elflerin ve Maiar’ın yoldaşlığı arasında yüzyıllarca yaşamıştı. Bu da onun özellikle neden Üçüncü Çağ’da “melek gibi” gözükmesinin ve bu kadar güçlü olmasının sebeplerini açıklıyordu.

Bu kadar güçlü olmasından dolayı da “haritada parlayan bir sinyal” gibi olacağından Yüzük Kardeşliği’ne katılmamıştı. Bu elbette teoriktir. Kitaplarda geçen bir şey değil, benim yorumum. Gandalf, Glorfindel’den daha güçlü olsa da gücünü gizleyebiliyordu, Glorfindel bunu yapamayacağından Kardeşlik için fazla güçlüydü.

Bundan çıkartabileceğimiz sonuç ise, ölenlerin aynı zamanda yargılandığı, yani sadece çıkıp çıkmamak istemeleriyle alakalı bir durum olmadığıdır. Elf çıkmak istiyorsa ama büyük kötülükler yaptıysa çıkamaz. Ancak Ñoldor affedildiği, Glorfindel ise büyük kahramanlıklar gösterdiği için affedilmiş ve Orta Dünya’ya yollanmıştı.

Kitaplardan edindiğimiz bilgiler ışındaki Eldar’ın gelenekleri hakkında ne biliyorsak dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık. On İki Cilt’le alakalı daha çok çalışmayla geri döneceğimizden şüpheniz olmasın! Aurë entuluva!

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
116