Ana sayfa Star Wars Canon Gücün İradesi ve Seçilmiş Kişi

Gücün İradesi ve Seçilmiş Kişi

PAYLAŞ

Disney’in Lucasfilm haklarını satın alması akabinde, 2015’te yeni üçlemenin ilk filmi Force Awakens ile tekrar hayatımıza giren Star Wars evreni, eski hayranları tarafından yoğun eleştiriye tabi tutulmuştu. Bunların başlıca sebebi, yeni serinin Star Wars felsefesine aykırı bazı donelerle hareket etmesi ve arkasında bıraktığı birçok gizeme tatmin edici cevaplar verememesiydi. Bunun üzerine herkes, yeni serinin bir sonraki filmi The Last Jedi’a umut bağlar hale geldi. Nihayet Aralık 2017’de gösterime giren The Last Jedi büyük heyecan yarattı. Başta Rotten Tomatoes, Matacritic gibi sinema eleştiri platformlarından gösterime girer girmez yüksek puanlar almayı başaran The Last Jedi, gişeye de harika bir başlangıç yapmış oldu. Rian Johnson bu film ile her ne kadar beğenilen bir film ortaya çıkarmış olsa da, film serinin hayranları tarafından yoğun eleştirilere tabi tutuldu. Çünkü Force Awakens’in ardından bıraktığı birçok gizem, büyük beklentilerin ve harika gişe başlangıcının aksine, The Last Jedi ile de ne yazık ki cevabını bulamadı. Hatta The Last Jedi ile, bu soru işaretlerine yenileri eklendi dahi diyebiliriz. Sinema evreni bu doğrultuda ilerleye dursun, Star Wars evrenindeki asıl bomba çoğu kişinin hiç beklemediği bir yerde patladı.

Disney’in 6.sezonunun akabinde baltaladığı The Clone Wars ile harikalar yaratan David Filoni, sessiz sedasız bir şekilde 2014 yılında başladığı Star Wars Rebels ile de son 2 sezondur dikkat çekmeyi başardı. Çizgi dizinin ilk sezonu bekleneni veremese de sonraki sezonlarla hem dizinin hikayesini, hem de Star Wars evrenini çok farklı noktalara taşımış oldular. Özellikle yeni sezonunun son bölümleri (4×12 ve 13), Force Awakens ile The Last Jedi’ın, yoğun bütçe ve toplam 287 dakikalık maratonda yapamadığını sadece 44 dakikaya sığdırarak, Güç(The Force) kavramı hakkında birçok yenilikler keşfetmemizi sağladı. Çizgi serinin bu hamlesi bir yana dursun, Jason Try’ın son çıkan The Last Jedi romanı da diğer yandan devreye girerek yeni üçleme ve Star Wars evreni hakkında pek çok soru işaretini yok etti. Şimdi sizler için yeni bilgiler ışığında, gücün yeni bakış açısını değerlendireceğiz.

Star Wars evreninin şüphesiz en ilgi çekici yanı ve en mistik tarafı Force yani Güç kavramı. Bu her Star Wars hayranının hem fikir olduğu belki de tek konu. Biliyoruz ki, bu gizemli ve uçsuz bucaksız enerjinin iki farklı varyasyonu var. Bunlardan ilki yaşayan güç, diğeri ise kozmik güç kavramları. Yaşayan güç; gücün yaşayan canlılar üzerinde, midi-chlorian adı verilen mikroskobik organizmalar aracılığı ile bağlantı kuran versiyonu. Kozmik güç ise; ölüm ve yaşam, geçmiş ve gelecek gibi zıt kavramlar arasındaki dengeyi sağlayan, gücün mistik doğasını yansıtan versiyonu. Bu iki farklı tema ile güç, yaşayan canlılar ve zaman kavramı ile arasındaki bağlantıyı sağlayabiliyor. Bu doğrultuda seçilmiş kişi kehaneti, gücün galaksideki düzeni sağlaması için oluşturduğu bir reaksiyondan ibaret. Seçilmiş kişi Anakin Skywalker, gücün karanlık tarafının oluşturduğu dengesizlik üzerine kozmik gücün, karanlık ile savaşması için seçtiği bilinen ilk enstrüman.

Fakat Anakin’in karanlık tarafın manipülasyonları sonucu, yolunu kaybederek kaderini farklı bir yere yönlendirmesi sonucu kozmik güç, yeni bir reaksiyon göstererek Luke Skywalker ile dengeyi sağlamaya çalıştı ve başardı. Dengenin sağlanması üzerine, kozmik güç bir nevi uykuya daldı. Oluşan barış ortamı akabinde Luke Skywalker, kendini gücün gizemlerini öğrenmek için antik Jedi mirasının izini sürmeye adadı ve bu sayede çok fazla bilgi edindi. Diğer yandan aynı şekilde Snoke’ta bu yönde çaba göstererek, gücün gizemleri hakkında pek çok bilgiye sahip oldu. İlerleyen dönemde First Order’ın yükselmesiyle beraber Snoke’un, Ben Solo’yu yani Kylo Ren’i yanına çekmesi üzerine, oluşan katliamdan kendini sorumlu tutan Luke Skywalker’ın kendini sürgüne etmesiyle, yeniden dengesizlik oluştu ve Kozmik güç yeniden uyandı. Bu sefer karanlık ile savaşması için Rey’i seçti. Böylece kozmik güç yeni bir taşıyıcı aracılığı ile karanlık tarafa karşı tekrar reaksiyon göstermiş oldu. Bütün bunlar bize gösteriyor ki, The Force yani güç kavramı tamamen bir Tanrı konumunda. Yaratıyor, kaderi belirliyor, koruyor ve oluşan dengesizliklere karşı reaksiyon gösteriyor. Ayrıca bu duruma göre Anakin Skywalker’dan on binlerce yıl öncesi, güç tarafından seçilmiş başka kişilerde olabilir. Seçilmiş kişi kehanetinin, binlerce yıl öncesine dayanmasının sebebi bu bile olabilir.

The Clone Wars’ın, Mortis bölümleri(izlemek isteyenler içi 3×15,16,17) sonrası ortaya çıkan pek çok gizem Star Wars Rebels’ın 4.sezonunun son bölümleri ile birlikte çözümlenmiş oluyor. Böylece karanlığın, güçteki asıl dengesizlik ve kontrol altında tutulması gereken taraf olduğunu anlıyoruz. Karanlık tarafın doğası gereği kural tanımaz olması ve aç gözlülüğü, galaksiyi kaosa sürükleyerek dengesizlik oluşmasına sebebiyet veriyor. Güç bu duruma karşı dengeyi düzeltmek için, kendisine bir taşıyıcı seçiyor ve bir şekilde dengeyi yeniden sağlıyor. Anakin Skywalker örneğinde olduğu gibi, taşıyıcı karanlığa sürüklense dahi kendisine biçilen görevi yani karanlık tarafa dur demeyi yerine getirmeden ölmüyor.

Yine Rebels’ta anlatıldığına göre, Antik Jedi’ların kozmik güçten haberdar olduğunu ve bu şekilde ölümün ötesine geçebilerek yaşayan güce bağlı canlılarla, kozmik alemden bağlantı kurabildiklerini öğreniyoruz. Fakat bu yöntem zamanla unutulmaya yüz tutmuş ve Qui-Gon Jinn’in yoğun araştırmaları esnasında Jedi’lardan çok daha eski olan Whills Şamanlarının bu öğretileri çok önceleri çözmüş olduğunu öğrenmiş. Whills Şamanları’nın kozmik güce karışmış yansımalarıyla iletişim kurmayı başaran Usta Jinn, bu sırlara vakıf olabilmeyi başarmıştır. Whills Şamanları geçmişte Jedi’lara bu sırrı öğretmiş olmalarına rağmen, Jedi’ların bu sırrı zamanla neden unuttuğu bilinmemektedir. Daha sonraları ise Qui-Gon, Jedi üstadı Yoda ile iletişim kurarak bu antik sırrı onunla paylaşmıştır. İşin tuhaf yanı ise bu antik Jedi sırrından Darth Sidious‘un en başından beri haberdar olması. Bu yüzden İmparatorluğun ilanı ardından, Jedi tapınaklarını ve mirasını yok etmek yerine onları koruma altına alıyor. Böylece tapınaklarda yaptığı araştırmalar ile Antik Jedi’ların bildiği birçok öğretiyi ve ölümün ötesine ulaşabilmeyi planlıyor. Yani Sidious’un amacı sadece Galaksiyi değil, gücün kendisini de yönetmek ve belki de bir Tanrı olabilmek. Adamın hırsı sınır tanımıyor desek yeridir.

Canon evrende yaşanan bu gelişmeler, gerçekten Star Wars hayranlarını inanılmaz derecede umutlandırmış oldu. Umarım yeni gelecek film, dizi ve kitaplar ile bu gibi harika hamleler daha da artar. Ve yine umarım David Filoni gibi bir ustayı, sinematik evrende de kullanmayı başarabilirler.

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
143