Ana sayfa Çizgi Roman Gümüş Sörfçü: Kıssadan Hisse (İnceleme)

Gümüş Sörfçü: Kıssadan Hisse (İnceleme)

PAYLAŞ

Bu eser iki konulu, mini seri şeklinde 1988 yılında Stan Lee’nin kalemi, Moebius’un çizimiyle muhteşem bir hikayeyi baz alıyor.

 “Şaşırtıcı ama bazı şeyler tesadüf eseri olabilir!” demiş Stan Lee, bu eser de şaşırtıcı bir şekilde nasıl ortaya çıkmış birazcık ona göz atalım. 1988 yılında Moebius ile California’daki Anaheim Kitap Fuarında tanışan Lee, Moebius’un Gümüş Sörfçü’yü ne kadar beğendiğini söylemesiyle başlıyor esasen, Lee bu eseri diğer Surfer hikayelerine nazaran en önemli farkın Surfer’ın, Galactus ile savaşmasını değil insanlığın kendi arasında olan savaşını vurgulamış. Dünya ne kadar ölüm kalım tehdidi ile karşı karşıya kalsa da asıl anlatılmak istenen insanların kendi arasındaki çatışma. Bu eseri eğer diğer Surfer eserlerinden ayırıp, farklı bir pencereden bakarsanız o zaman Lee ve Moebius’un başarılı olduğunu anlayabilirsiniz ki kendileri de aynen bunları dile getiriyor.

Bu hikayeyi yazma hakkında, Stan Marvel Age #71 röportajında şunları söyledi: “İşe bakın ki bunları yazmak normalden üç kat uzun sürmesine rağmen yazmak oldukça kolaydı. İşe adil olmak konusunda epey sinirliydim.” 

Hikaye, Galactus’un gelişiyle başlıyor, kendisine onun peygamberiyim diyen Aziz Colton, insanları galeyana getirerek kendi amacı için kullanıyor.  Burada Sörfçü’nün insanlara aşılamak istediği “kendine güven, kendine inan” mantığını savunduğunu görebiliyoruz. Olayların akışı sırasında insanlığın sorgusuz, sualsiz Galactus’a tapmasının yanlış olduğunu göstermeye çalışan bu eşsiz karakteri bir an olsun dinlemiyorlar. Yıkım, kaos ve sefalet bir an için dünyayı sararken, Surfer’ın insanlıktan bir kere bile umudu kesmemesi sürekli olarak kendisini tehlikeye atarak onlar için savaşması çok önemli bir nokta.

İnsanlık kendisi için savaşmazken başka bir gezegenden gelen varlık niye savaşsın değil mi? Surfer bunu göstermeye çalışsa da, insanlık gözü kör bir şekilde inanmaya devam ediyor. Moebius harika iş çıkartarak, çizimleri ile adeta kaosu gösterebiliyor. Zaten önemli olan hikayeyi okurken aynı zamanda bize görsellerin sıcaklığı kadar akıcı olması okuduğumuz esere daha fazla bağlayacağından dolayı hiçbir şüpheniz olmasın; çünkü eseri yazan Lee kadar Moebius da harika iş çıkartıyor. Bazı noktalar da kendinizi Galactus ile karşılaşırken bulabilmeniz mümkün, hatta abartarak söylüyorum ki Elyna’nın yerine geçip siz de ona ulaşmak istersiniz. Colton’ın hikaye açısından önemi çok büyük, Galactus veya Silver Surfer bir önem teşkil etmiyor.

Hadi oradan! Dediğinizi duyabiliyorum fakat Colton’ın bir an için kendisini Galactus’un peygamberi olarak göstermesi, kaosun boyutunu artırması insanlığın kendi içerisinde savaşmasına ön ayak oluyor. Elyna’nın, helikopteri çaldığı sırada vurulması olayı daha da ilginçleştiriyor ama en ilginç kısmı bu değil! Elyna, çaldığı helikopterle Galactus’a ulaşmaya çalışıyor, nitekim bunu başarıyor fakat bilinci gidince helikopter düşmeye başlıyor. Galactus şaşkınlıkla “bana kim gizli bir şekilde ulaşmaya çalışır” der ve umursamaz bir halle Elyna’yı kaderine teslim eder. Olayın en ilginç kısmı ise şu, sen o kadar tap efendim, peygamber ilan et kendini ama taptığın varlık kardeşini kurtarmasın! Bakıyoruz ki, kafir dediği Surfer’ın kardeşini kurtarmaya çalıştığı sırada yine Galactus’un saldırısı altında kalması hikayenin güzel noktalarından biri ve benim çok beğendiğim bir kısım. Colton, taptığı varlığın kardeşini kurtarmaması sebebiyle bir an için çılgına dönüp, Galactus’u günahkar ilan ediyor. Ee hani nerede yüce varlık? Hani güç her şey idi? Colton efendi bu sefer taraf değiştiriyor ama çok geç. Çizgi Roman dışında dahil insanlar her şeyi iş işten geçtikten sonra anlaması, bu eserde de vurgulanarak gösterilmiş.

Son pişmanlık fayda etmese de, yine de Colton bu sayede insanların kendi içinde çatışmasına katkıda bulunmuş olması güzel. Tabii, bu romanın ödül kazanması kimseyi şaşırtmaz haliyle. 1989 yılında Eisner ödülünü “En İyi Limitli Seri” adı altında alıyor.Bu ödülü 1988 yılında Alan Moore’nin çizdiği, Dave Gibbons’un harikalar yarattığı Watchmen, 91 yılında ise Give Me Liberty, Frank Miller ile bu ödülün sahibi oluyor, aynı zamanda Give Me Liberty’i tanıdık bir isim çizmişti. Dave Gibbons. Bu ödül bir nevi Oscar gibi bir şey, hikayemize dönmeden önce Galactus’u bilmeyen arkadaşlar veya ne işe yarıyor bu adam diyen arkadaşlarımız için kısa bir bilgi geçmekte fayda var.

Kimmiş bu Galactus?

Eternity ve Death arasındaki dengeyi sağlayan gezegenlerin enerjisiyle beslenen, evrenin varlığı için vazgeçilmez bir varlık. Aç olmasının sebebi denge unsuru olmasından kaynaklanıyor. Biz hikayemize bakalım. Nerede kalmıştık? Hah Colton’un pişmanlığından söz ediyorduk, son pişmanlıkta fayda etmiyor demiştik. Pişmanlık demişken bu eser de ayrı ayrı pişmanlıklardan söz etmek mümkün Colton’un pişmanlığı yanı sıra bir de diğerlerinin pişmanlığı farklı açıdan vurgulanıyor, bu da okumayı daha zevkli bir hale getiriyor, şüphesiz Stan Lee bunları iyi düşünmüş, ee iyi düşünmese yıllar geçtikçe adından söz ettirmezdi değil mi? Ettirmezdi şüphesiz. Bu eser aynı zamanda Enslavers’ı içeriyor yani demek istediğim diğer kahramanların Enslaver halkı tarafından tutsak edilmesi. Bu eser, Parable ile bağlantılı olduğundan Silver Surfer: Enslavers’ı da okumanızı öneriyorum. 

Hikayeden kopmadan, insanlığın Surfer’ın niyetini gördükten sonra yaptığı hamle dillere destan, Galactus’a karşı çıkmaları nedense bana harika geldi. Hem onun Tanrı olduğunu düşünün hem de ona savaş açın dimi… Surfer’ın sözleri:  “Başarısızlık ayıplanacak bir şey değil, tek büyük bir utanç olabilir. DENEMEKTEN KORKMAK”

Evet insanlar nihayetiyle sözleri dinlemiş ve pay çıkartmışlar. Galactus’a etki etmeyeceğini bile bile savaş açmaları onları zafere bir adım daha götürdü. Daha sonra zaten Galactus, Dünyayı terk etti. Olan sadece insanlara oldu, inançsızlıkları ve kendilerine olan güveni Galactus’un ekmeğine yağ sürmelerine neden olmuştu fakat Surfer’ın gelişiyle, Colton’un etkisiyle, hatalar tespit edilip, doğruyu buldular.

Bana kalırsa Stan Lee diğer Gümüş Sörfçü hikayelerinden daha farklı bir stile imza atıp, farklı bir Gümüş Sörfçü yaratmış, diğer hikayelere nazaran yardımcı oyunculara da gerektiğinden fazla
rol vermiş. Genel de Fantastik Dörtlü gibi karakterler ön planda olurken bu sefer Colton, Elyna gibi karakterleri ön plana almış. Beni etkileyen bir eser olmuş fakat hala en beğendiğim Silver Surfer eseri değil. Her Silver Surfer hikayesinin sonu gibi yine bir felsefik konuşmaya imza atılmış, Surfer’a yakışan bir dil ile son bulan eser benden tam not değil de konuşmalar, diyaloglar için 10 üzerinden puanı hak etti. Yazar değerlendirmemin sonuna gelmeden önce şunu belirtmek istiyorum: Jack Kirby’nin
Silver Surfer’ı bambaşka bir boyuttu, Buscema ile beni Silver Surfer’a hayran bıraktıran insanlar olarak, bu tür çizimler ve yazılar bir daha gelmez herhalde.

Bu üçlüyü aynı yerde tutmamak haksızlık olur diye düşünüyorum. Moebius’un çizimleri ciddi anlamda hayal kırıklığı yaratmadı, gayet iyi çizimler ile karşımıza çıkıyor bu eser. Kaosu ve yıkımı güzel bir şekilde yansıtmayı başaran Moebius’a teşekkür ediyoruz. Gel gelelim 2014 Silver Surfer’ına. Büyük bir hevesle aldığım Dan Slott’un Gümüş Sörfçüsü’nü yazar olarak çok sırıttığını düşünmüyorum fakat çizimler? Çizimler konusunda beklediğimi veremeyen Volume 7 serisi, resmen hayal kırıklığı. Çizimleri görünce beynimden vurulmuşa döndüm. Silver Surfer’a yakışmayan, çok uzak çizim olmuş. Michael neler yapıyor diye sorguladığım eser olmuştur. Moebius’a 10 üzerinden 7-8 puan verebilirim. Çizim olarak Buscema’dan sonra gözüme giren nadir çizerlerden biri oldu, şüphesiz Buscema’nın Silver Surfer ile Thor’un savaşını çizmesi, Marvel’da yaptığı işlerin en üst basamağı.

Görüş

2014 Gümüş Sörfçü ‘süne bakıyorum bir de 1988 Silver Surfer’ına, eski günlerin daha iyi olduğunu düşünüyorum, yakın zamandan beri eski günlerden çok uzak bir Silver Surfer var. Yeni Silver Surfer resmen gözümde hayal kırıklığı iken, eski eserlerin önüne geçmesinin mümkün olmadığını söyleyebiliyorum. Parable eserini kesinlikle okumalısınız, bir de kendi içinizde o duyguları, o kaosu görmelisiniz. Requiem’den sonra en beğendiğim eserlerden biri olmuştur.

 

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
53