Ana sayfa Middle Earth Kitaplar Maglor Kanafinwë

Maglor Kanafinwë

PAYLAŞ

Fëanor Oğulları’nın ikincisi, Ñoldor’un en yüce şairi ve ozanı olan aynı zamanda Tolkien evrenindeki en hüzünlü hikayelerden birine sahip Maglor’u bu yazımızda inceleyeceğiz.

Hayatı

Maglor, Fëanor ve eşi Nerdanel’in 7 erkek evladından ikincisiydi. Maglor’un abisi Maedhros, kardeşleri ise; Celegorm, Caranthir, Curufin ve ikiz kardeşleri Amras ile Amrod idi. Annesi Nerdanel’in nazik ruhunu, diğer tüm kardeşlerinden daha çok aldığı söylenir. Şiir ve şarkılara olan yeteneği ile bilinirdi. Denir ki, sesi ülkelerin ve denizin ötesinden işitilirmiş. Yedi kardeş arasında evlenenler sadece Maglor, Caranthir ve Curufin’dir ancak eşleri hakkında bir bilgi verilmemiştir. Tirion’da edilen Fëanor’un Yemini’ne Maglor da katılmıştır ve dolayısıyla bu yeminin getirdiği acılara da ortak olmuştur.

Fëanor ve oğullarının yemini

Maglor, sürgün zamanında babası Fëanor’u takip etti ve Orta Dünya’ya geldi. Alqualondë’de yaşanan Birinci Akraba Kıyımı’na katıldı. Bu katliamdaki payı ne derecedir o bilinmiyor ama sonraları bu korkunç olayı anlatan Ñoldor’un Çöküşü, Noldolantë isimli bir ağıt bestelemiştir.

Beleriand Savaşları’nın İkincisi olan Dagor-nuin-Giliath’ta (Yıldızlar Altındaki Savaş’ta) Maglor, kardeşleri ile birlikte babası Fëanor’un yanında savaştı. Bu savaşta Fëanor, Morgoth’un ordusunu dağıtmayı başarmıştı ancak sonrasında Angband’da etrafı sarıldı. Fëanor ağır yaralar aldı ama oğulları onun bedenini savaş alanından kurtarıp Mithrim’e taşımayı başardı. Ama Eithel Sirion’a yaklaşıp da dağları aşmak üzere yukarıya kıvrılan patikaya saptıkları sırada, Fëanor onlara durmalarını emretti; yaraları ölümcüldü çünkü ve vaktinin geldiğini biliyordu. Morgoth’a üç kez lanet okudu ve oğullarına, yeminlerini tutup babalarının öcünü almalarını vasiyet etti. Maglor burada babasının ölümüne şahitlik etti.

Sonrasında Fëanor Oğulları Beleriand’ın batısına yerleşti. Maglor’un şehri, sonraları Maglor Gediği olarak anılan Gelion Nehri’nin kolları arasında kalıyordu ve burada bir yer vardı ki tüm tepeler hepten gözden silinip gidiyordu; Üçüncü Muharebe’den evvel Orkların Doğu Beleriand’a girdikleri yer de burasıydı. Bu sebeple Ñoldor bu bölgedeki düzlüklerde süvari birliklerini sıkı tutuyor ve Caranthir’in halkı da Maglor’un Gediği’nin doğusuna uzanan dağları takviye ediyorlardı.

Yaşanılan tatsız olaylara rağmen Maedhros ve Maglor’un, Fingolfin ve Finarfin hanedanları ile araları iyi olmuştur. Fingolfin’in düzenlediği Mereth Aderthad’a (Yeniden Birleşme Şöleni’ne) katılmışlar ve Uzun Barış günlerinde Finarfin’in oğlu Felagund Finrod ile beraber at sürüp avlanmışlardır.

Maedhros ve Maglor Beleriand’da

Maglor Gediği, 450 yıl boyunca hakimiyet altında tutuldu. Dagor Bragollach (Ani Alev Muharebesi) zamanında ejderha Glaurung buraya geldi ve Maglor’un şehrini yok etti, Maglor’un, abisi Maedhros’un batıdaki yerleşkesi olan Himring’in tepelerine göç etmesine sebep oldu. On altı yıl sonra Maedhros ve Maglor, Morgoth’tan intikam alma ümidi ile, sonraları Sayısız Gözyaşı Savaşı olarak anılan büyük savaşı başlattılar ancak birliklerindeki İnsanlar’ın ihaneti dolayısıyla savaşı kaybettiler. Maglor birebir mücadelede, ihanet eden İnsanlar’ın liderlerinden biri olan Ulfang oğlu Uldor’u katletti ancak Fëanor Oğulları yaralanmıştı dolayısıyla savaştan geri çekilmek zorunda kaldılar.

Sayısız Gözyaşı Savaşı’ndan önce, 3 Silmaril’den biri Beren tarafından Morgoth’un Tacı’ndan çıkarılmıştı. Beren’in oğlu Dior mücevheri almış ve Doriath’a getirmişti. Bu söylenti hızla yayıldı. Yeminlerine sadık kalmak adına, Celegorm önderliğindeki Fëanor Oğulları Silmaril üzerinde hak iddia ettiler ve teslimini istediler. Dior’un bunu reddetmesi üzerine Fëanor Oğulları, Thingol’ün kadim krallığına saldırdılar ve böylece Elflerin Elfleri katli ikinci kez yaşandı. Bu savaşta Celegorm, Dior’un elinden öldü; Curufin’le esmer Caranthir de hayatlarını kaybettiler, ama Dior ile karısı Nimloth da hayatta kalamadılar ve Celegorm’un zalim hizmetkârları onların genç oğullarını yakalayıp, ormanda aç bilaç ölüme terk ettiler. Maedhros bundan pişman oldu ve onları uzun süre Doriath ormanında aradı, ama bu çabası boşunaydı; Eluréd ile Elurín’in kaderi hiçbir hikâyede anlatılmadı. Fëanor  Oğulları’ndan hayatta kalan 4 kardeş; Maedhros, Maglor, Amras ve Amrod, aradıkları şey olan Silmaril’i bulamadılar çünkü Dior ve Nimloth’un kızı olan Elwing, Silmaril’i de yanına alıp kaçmayı başarmıştı.

Fëanor Oğulları

Sonraları, Fëanor Oğulları’nın kulağına Elwing’in Silmaril’e sahip olduğu ve Sirion’un Deltalar’ında  yaşadığına dair söylentiler geldi. Fëanor Oğulları, Doriath’taki yıkımdan duydukları pişmanlıklarından ötürü hemen harekete geçmediler ancak zaman geçtikçe, yeminlerini yerine getirmedikleri düşüncesi yeniden içlerini kemirmeye başladı ve Sirion’a bir elçi yollayarak onlara dostluk mesajları ile birlikte Silmaril’in teslimini bildiren bir mesaj yolladılar. Elwing ve Sirion halkı, Beren’in savaşıp kazandığı, Lúthien’in boynunu süsleyen ve güzel Dior’un uğruna katledildiği mücevheri, en azından efendileri Eärendil çıktığı yolculuktan dönmediği müddetçe vermeye niyetli değillerdi, çünkü onlara göre, Silmaril evleri ve gemileri üzerine şifa bahşediyor ve onları kutsuyordu.

Talepleri yerine getirilmediği için hayatta kalan Fëanor Oğulları, Gondolinli sürgünlerle, Doriath halkından geriye kalanların üzerine aniden saldırıp hepsini yok ettiler. Bu savaş, lanetlenmiş olan Fëanor Yemini’nin yol açtığı üçüncü ve son Akraba Kıyımı olmuştu. Üçü içerisinde en korkunç olanı buydu. Fëanor Oğulları akrabalarını katlederek savaşı kazandılar ancak Amras ve Amrod bu savaşta katledilmişti ve Fëanor Oğulları’ndan artık sadece Maedhros ve Maglor kalmıştı. Savaş kazanılmasına rağmen Silmaril’i yine ele geçiremediler; kurtulan az sayıda Sirionlu, Gil-Galad’ın peşine takılıp Balar’ın yolunu tuttu ve bunlar, Elwing’in göğsünde Silmaril ile, kendisini denize attığını anlattılar.

Ancak Silmaril öylece kaybolmamıştı, çünkü Vala Ulmo, Elwing’i dalgaların arasından dışarıya taşıyıp, ona kocaman, ak bir kuş biçimi vermişti. Elwing, denizin üzerinde süzülerek sevgilisi Eärendil’i aradı ve sonunda onun gemisini bulup yanına geldi.

Eärendil ile Elwing’in, Sirion limanlarının yıkılışı ve oğullarının esir alınışı yüzünden duydukları acı çok büyüktü; oğullarının katledilmiş olmalarından korkuyorlardı, ama öyle olmamıştı. Çünkü Maglor, Elros ile Elrond’a acımış, onları bağrına basmış ve evlatlık edinmişti; sonradan beklenmedik şekilde, aralarındaki sevgi büyümüştü.

Maedhros ve Maglor, ikiz kardeşler Elrond ile Elros’u buluyor.

Eärendil, artık Orta Dünya topraklarında hiçbir umut olmadığını görüp, yeniden umutsuzluğa kapıldı ve evine dönmek yerine, bu kez Elwing’i de yanına alarak bir kez daha Valinor’u aramaya koyuldu. Eärendil, Silmaril’i alnına bağlamıştı; onlar Batı’ya yaklaştıkça Silmaril’in ışığı giderek artıyordu. Bilgelere göre, zamanla Teleri gemilerinden başka kimselerin bilmedikleri sulara varabilmelerinin sebebi, kutsal mücevherin gücüydü. Valinor’a ayak basan ilk canlı insan olan Eärendil, orada Elf ve İnsan soyu adına Valar’dan af dileyip yardımlarını talep etti. Sonrasında da Valinor’da yaşamaya devam etti.

Eärendil, gemisi Vingilot ile göklerin denizlerinde yelken açmak için hazırlandığında, beklenmedik bir ışıltı ve parlaklıkla yükseldi ve Orta Dünya halkı bunu ta uzaklardan görüp hayretler içinde kaldı; gördüklerini bir işaret olarak yorumladılar ve ona Gil-Estel, Yüce Umudun Yıldızı dediler. Ve bu yeni yıldız akşam vakti gökyüzünde belirdiğinde, Maedhros, kardeşi Maglor’a şöyle dedi: “Batıda parıldayan bu şey kesinlikle bir Silmaril, değil mi?” Maglor şöyle cevap verdi: “Eğer bu, denize düştüğünü gördüğümüz Silmaril, Valar’ın gücü ile yeniden göklere yükselmişse, mutlu olalım, çünkü artık ihtişamı pek çok kişi tarafından izleniyor, üstelik tüm kötülüklerden de uzakta bir yerde.” Ondan sonra Elfler göklere baktılar ve artık üzülmediler.

Maglor & Maedhros

Eärendil’in bu yardım talebine cevap veren Valar, bir ordu toplayıp Orta Dünya’ya gönderdi ve Öfke Savaşı başladı. Öfke Savaşı sonrası kesin mağlubiyetini alan Morgoth’un, Tacı’ndan 2 Silmaril de çıkartılmıştı. Fëanor Oğulları’ndan hayatta kalan son 2 kardeş; Maedhros ve Maglor, artık yorgun ve bitkin olsalar da, umutsuzca yeminlerini tamamlamaya girişmek için hazırlandılar, çünkü Silmariller için savaşmışlardı ve bütün dünyaya karşı tek başlarına kalsalar bile, muzaffer Valinor ordusuna da kafa tutacaklardı. Bu yüzden, babaları Fëanor’un elleriyle yaptığı ve Morgoth’un çaldığı o mücevherleri teslim etmesi için Vala Manwë’nin elçisi ve Valar ordusunun komutanı olan Eonwë’ye bir mesaj gönderdiler.

Ama Eönwë, babalarının eserleri üzerinde oğullarının daha önceleri haklarının bulunduğunu ama yeminleri yüzünden gözleri körleşmiş bir halde giriştikleri pek çok acımasızlık yüzünden ve en çok da, Dior’u katledip, limanlara saldırdıklarından dolayı bu hakkın ortadan kalktığını bildirdi. Silmarillerin ışığı şimdi yeniden geldiği yere, Batı’ya dönmeliydi; Maedhros ile Maglor da Valinor’a dönüp, Valar’ın yargısına uymalıydılar; kendisi mücevherleri ancak onların kararıyla başkasına devredebilirdi.

Bunun üzerine Maglor gerçekten bu emre itaat etmek istedi, çünkü kalbi kederliydi ve şöyle dedi: “Yemin, bizim uygun zamanı bekleyemeyeceğimizi söylemiyor ve belki de Valinor’da her şey affedilir ve unutulur ve biz de huzura kavuşuruz.” Ama Maedhros, Aman’da dönüp de Valar’ın lütfunu göremezlerse, yeminlerinin tamamlanmamış olacağını ve hattâ artık imkansız hale geleceğini anlatıp, şunu söyledi: “Eğer kendi topraklarında Güçlere karşı çıkarsak, ya da onların kutsal ülkesine yeniden savaş götürmeye niyetlenirsek, nasıl korkunç bir kadere uğrarız, kimbilir.”

Maglor & Maedhros

Maglor hâlâ sakin duruyordu ve ona şöyle cevap verdi: “Eğer Manwë ve Varda, onları şahit saydığımız bir yeminin yerine getirilmesinden bizi men ediyorlarsa, zaten o yemin bozulmuş olmaz mı?” Maedhros bu kez şöyle cevap verdi: “Ama sesimiz nasıl olup da Dünya Sınırlarının ötesine geçip de Ilúvatar’a ulaşacak? Ve o çılgınlık anında Ilúvatar üzerine ant içtik, eğer sözümüzü tutmazsak Sonsuz Karanlığı çağırmış olacağız. O zaman bizi kim kurtaracak?” “Eğer bizi kimse kurtaramazsa,” dedi Maglor, “o zaman Sonsuz Karanlık gerçekten yazgımız olur; yeminimizi tutsak da, bozsak da. Ama eğer vazgeçersek daha az kötülük yapmış olacağız.”

Ama sonunda Maedhros’un dediği oldu, Silmarilleri nasıl ele geçireceklerine dair planlar yaptılar. Kılık değiştirip gece vakti Eonwë’nin konakladığı kampa geldiler ve Silmarillerin saklandığı yere doğru sürünerek ilerlediler; oradaki nöbetçileri öldürüp mücevherleri aldılar. Sonra kamptaki herkes karşılarına dikildi ve sonuna kadar dövüşüp ölmeyi de göze aldılar. Ama Eönwë, Fëanor Oğulları’nın öldürülmelerine izin vermedi, bu yüzden kimseyle dövüşmeden kaçıp gittiler.

Maglor ve Maedhros, Eönwë’nin kampında

İkisi de birer Silmaril’i almıştı, çünkü şöyle demişlerdi: “Çünkü birini kaybettik, ikisi kaldı; kardeşlerimiz içinde de sadece ikimiz kaldık, bu yüzden, kader belli ki babamızın mirasını aramızda pay ediyor.” Ama mücevher Maedhros’un elini yaktı ve dayanılmaz bir acı verdi; Maedhros o an, Eonwë’nin söylediği gibi, mücevherin üzerindeki haklarını yitirdiklerini ve yeminin bozulduğunu anladı. Ve birden keder ve umutsuzluğa kapılıp, kendisini, içinde ateşler yanan dipsiz bir yarığa atıverdi ve böyle öldü; taşıdığı Silmaril ise Dünya’nın bağrına gömüldü.

Maedhros’un ölümü

Maglor’un kalbi, o korkunç yeminin ağırlığından dolayı hasta ve yorgundu. Silmaril’in yaptığı işkencenin acısına dayanamadığı söylenen Maglor da sonunda onu denize attı; ondan sonra daima, dalgaların yanı başında, acı ve pişmanlık içinde şarkılar söyleyerek sahillerde dolaştı. Çünkü Maglor, kadim ozanların en kudretlilerindendi ve adı, Doriathlı Daeron’un hemen ardından anılırdı, ama bir daha Elf halklarının arasına karışmadı.

Maglor, Büyük Deniz’in kıyılarında bir başına pişmanlık içinde ağıtlar yakarak yaşamaya devam etmiştir.

Ve böylece Silmariller uzun süredir aradıkları evlerini bulmuş oldular: biri gökleri dolduran havada, biri dünyanın kalbindeki ateşlerin içinde, biri de suların derinliklerinde.

Silmariller’in yaratıcısı Fëanor ve onların kaderleri 

İsimleri ve etimolojileri

Maglor’un baba ismi Kanafinwë idi ve Quenya’da ‘Finwë’nin güçlü sesi’ anlamına geliyordu. Bu isim; ‘hükmeden’ anlamına gelen káno’dan türetilmiş ve sonuna da büyükbabasının adı olan Finwë eklenerek oluşturulmuştur.

Anne ismi ise Makalaurë idi ve ‘altın el’ anlamına geliyordu. The People of Middle Earth kitabının 11. Kısmı olan The Shibboleth of Fëanor’da, bu ismin kaynağının; Maglor’un arptaki yeteneği ve arp çalarken çıkan altın sesler olduğu söylüyor.

Maglor’un Eski İngilizce’deki ismi Daegmund Swinsere idi. Christopher Tolkien, Daegmund ismin çıkış noktasını tam olarak açıklayamamıştır. Eski İngilizce’de, mund ‘el’ ve ‘koruma’ anlamına gelmektedir. Swinsere ise ‘müzisyen’, ‘şarkıcı’ anlamlarına gelmektedir.

Serinin Eski Versiyonları

Silmarillion’un eski taslaklarında, Maglor ve Silmariller’in kaderlerinin şu ankinden farklı olarak 3 hikayesi vardı.

İlk taslakta, Maglor’un, Fionwe’nin (Eönwë’nin) kampına tek başına girdiği ve Silmariller’i tek başına çaldığı yazılmıştır. Sonrasında, artık Silmaril üzerinde hakkı olmadığını anlayıp bir çukura fırlatmıştır. Diğer Silmaril ise Maedhros tarafından kırılmış ve Valinor’un Kutsal İki Ağacı’nın ışığını tekrardan canlanmıştır.

İkinci taslakta, iki kardeş Silmaril’i beraber çalmış ama Eönwë’nin söylediklerine itaat edip, kardeşini de ikna etmeye çalışan kişi Maglor değil de Maedhros olmuştur. Maedhros, Eönwë tarafından esir alınmış ve sonrasında da kendi canına kıymıştır. Maglor, Silmaril’i ateşten bir çukura atmış ve kederli bir şekilde Büyük Deniz’in kıyılarında ağıtlar yakarak dolaşmıştır.

Üçüncü ve son versiyonunda ise Maglor ve Maedhros’un kaderleri Silmarillion’da yazan ile aynıdır ama bu versiyonda Elrond’u bulan ve kurtaran kişi Maedhros olmuştur.

Kaynaklar

  1. Silmarillion
  2. Tolkien Gateway
  3. The One Wiki to Rule Them All
  4. The Peoples of Middle Earth
  5. The Lost Road and Other Writings
  6. The Shaping of Middle-earth

Facebook grubumuz için tıklayınız.

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
32