Ana sayfa Star Wars Filmler Solo: A Star Wars Story – İnceleme – Spoiler Alarmı!

Solo: A Star Wars Story – İnceleme – Spoiler Alarmı!

PAYLAŞ

Spoilersız incelemesini yaptığımız Solo filminin biraz da içindeki detaylardan bahsederek incelemesini yapmanın vakti geldi.

Artık adettir, biz yine de SPOILER UYARIMIZI verelim ve yazımıza öylelikle başlayalım.

Filmin teknik detayları ve set tercihleri gibi şeylerine değinecek olursak, Rogue One’ın aksine “tekrar çekim” yapıldığını biraz fazla hissettirdi diyebiliriz. Corellia’daki sahneler olsun, Han’ın ilk savaşı olsun, epey karanlıktı. Filmi 3D izlerken bu da ekstra karanlık olmasına sebep oluyor, oyuncuların yüzlerini seçmekte bile zorlanıyoruz. Tekrar çekim yapılmasının bunda etkisinin büyük olduğuna şüphe yok. Aynı hissi Kessel Run sırasında ve Maw çevresinde de hissettim, sanki işleri kolay olsun diye her yer sisli ve bulutlu gibi davranmışlar hissine yol açtığını düşünüyorum.

Bu tabi film zevkini çok da kötü etkilemese de puan kırmamıza sebep oldu diyebiliriz. Onun haricinde CGI sırıtmamıştı (oyunlarda bile sırıtmazken filmlerde sırıtacağını zaten düşünmüyordum), Star Wars atmosferini hissettirmişti mekanlar.

Oyunculuklara bakalım.

Genç Han Solo’muz hakkında film çıkmadan evvel “berbat oynuyor” tarzında tonlarca dedikodu dolaşıyordu. Fragmanlarda bu önyargıyı biraz kırmışlardı, filmde de şahsen beğendim. Harrison Ford’la karşılaştırmak zaten olmaz ama Hanvari hareketleri ve gülümsemeleri dikkatimi çekti. Silahı tutuşu ve Falcon’la ilgilenişinde Han Solo havalarını güzel yedirmişlerdi. Emilia Clarke genelde filmlerde pek beğenilmez, yine bu filmde iyi oynadığını düşünüyorum. Karşımdaki Daenerys Targaryen gibi hissetmedim. Örnek vermek gerekirse Terminator filminde Sarah Connor olduğuna ikna olmamıştım ama burada Qi’Ra olduğunu düşünerek izledim. Han’la da uyumlu olduklarını düşünüyorum.

Genç Lando’muz da aynı oranda dikkat çekti ve filmin kurtarıcı detaylarındandı. “Panseksüel” olma mevzusunu filmden tamamen uzak tutup vaktimizi L3 adlı bir droidle çalmasalardı çok daha mutlu olurdum ve Lando’ya buna kıyasla daha çok yer verilseydi daha iyi olurdu diye düşünüyorum. L3 ile yaşadığı anlar beni duygulandırmaktan uzaktı, ki ben bundan önceki üç Star Wars filminde de (The Force Awakens, Rogue One ve The Last Jedi) hüngür hüngür ağlayan biriyim. Solo filminin bu duyguyu pek tattıramadığını düşünüyorum.

Dryden Vos’u oynayan Bettany ve Beckett’i oynayan Harrelson da keyifli performanslar sergilemişler. Karakterleri kendini izletiyordu.

Oyunculukları bir kenara bırakıp hikayeye gelecek olursak…

Legends bilen biri olarak Han’ın hikayesini ister istemez oradaki haliyle karşılaştırmadan edemedim filmi izlerken, ancak bazı detaylar ona rağmen epey hoşuma gitti. Han’ın soyadının olmayışı gibi detaylar. Legends’ta Solo köklü bir aileydi ve Han erken yaşta ailesini kaybederek öksüz kalıyordu. Filmdeki hali de basit ve güzel bir yöntem bana kalırsa.

Corellia’nın “alt sokaklarını” göstermeleri gibi detaylar da epey hoşuma gitti ve daha en başlarda Legends’ta da meşhur olan tersaneleri göstermeleri de detaylara verdikleri önemi gözler önüne seriyor. Aynı şekilde Han’ın eğitim almak için Carida’ya gidiyor oluşu gibi göndermeler mevcut.

Göndermeler demişken…

Onlar da harikaydı. Diğer filmlere sayamayacağım kadar çok gönderme yapılmıştı. Chewie’nin kol koparması gibi göz önünde olan göndermeler kadar, İmparatorluk’un asker toplamak için Imperial March kullanması gibi pek hissedilemeyen şeyler vardı. Ya da Han’ın Lando’ya bahsettiği VCX-100 gemisinin Rebels animasyon dizisinde ekibin kullandığı Ghost adlı geminin modelinden olmasi gibi. Aynı şekilde meşhur ödül avcılarından olan Bossk’un adının geçmesi ve Aurra Sing’in Beckett tarafından öldürülmesi de göndermelerden bazıları. Bu isimleri fanlar hemen tanımıştır eminim.

Yine Bölüm IV’te ve V’te bahsedilen tonlarca olayın gerçekleşmesi de bir o kadar keyifliydi. Han’ın Lando’dan “adilce” Falcon’u alması, Kessel Run’ı 12 parsekte yapması, Beckett’e “ilk atışı” yapması gibi. (Han Shot First geyiğine bir gönderme bu da)

Göndermeler yüzümüzü güldürse de filmin gidişatı hakkında bir takım eleştiriler yapmadan duramayacağım. Filmin bazı kısımlarının sıkıcı olduğu kanaatindeyim.

Sanki bir şeyler eksik gibiydi, böyle hikayede tam ne yapacaklarına karar verememiş gibiydiler.

Öncelikle L3 epey gereksiz bir detaydı diye düşünüyorum. Rahatsız edici tavırları vardı ve bazen komik olsa da, diğer filmlerde ya da oyunlarda gördüğümüz droidlerin kalitesinden uzaktı. Lando’yla yaşadıkları “romantizm” bile başlı başına “politik doğruluk” kokuyordu. Bir droidin de habire, “Droidlere özgürlük!” diye bağırması ve aşırı insanvari tavırları karaktere ısınamama sebep oldu. Droidlerin sahip olduğu “droid havası”ndan uzaktı.

Lando Calrissian’la tanışıkıklarının daha fazlası varmış hissini yine hissettik, sadece bu filmde yaşadıklarıyla sınırlı olamaz gibiydi, çünkü bundan on üç sene sonra Bespin’de yine karışalaşacaklar ve bazı “dostluk sorunları” yaşayacaklardı. Lando sanki ışığı çalmasın diye biraz geri plana itilmiş hissi verdi. Oyuncu Lando’yu çok iyi oynamış olsa da, Lando karakteri biraz geride kalmış gibi geldi bize.

Beckett’in ekibini de yine pek beğenmediğimi söyleyebilirim. “Evet, varlardı.” tarzında bir hissiyat oluştu bende. Filmden önce “ Star Wars’taki ilk kadın siyahi oyuncu” olması konusu üzerine durulan bir karakterin, hızlı gelen sonu ve karakterin varlığı pek anlamlı gelmedi bana.

Han ve Chewbacca’nın tanışma sahneleri güzel olsa da, ne oldu da Chewie Han’ın hayat boyu arkadaşı olmaya karar verdi sorusu beni biraz kurcaladı. Wookieeler konusundaki tavrının elbette Han ve Chewie’nin iyi anlaşmasına sebep olduğu bir gerçek ama kırk seneden fazla beraber seyahat etmeleri söz konusu olunca, daha vurucu bir hikaye bekliyordu insan. Bu konuda filmin biraz eksik olduğunu düşünüyorum.

The Maw yine karadelikvari bir şey olarak tasarlanmış, Kessel yine bir baharat ve çalışma kampı havasında. Legends’la olan bu paralellik güzel hissettirdi. Elbette fizik kanunları mevzusuna girersek pek çıkmamız mümkün olmaz, o yüzden o konuya girmiyorum bile. The Maw o konuda ilk görüldüğü Jedi Akademi üçlemesinden beri sıkıntılı bir mevzu. Canon’daki hikayelerdeki antik bir tanrıçaya hapishanelik yapmadığını ummaktan başka yapabilecek bir şeyimiz yok.

Bir uzay westerni izledik.

Filmin genel atmosferindeki “kovboy” havası zaten beklediğimiz bir şeydi. Solo filmini bir uzay westerni kafasında çekeceklerini biliyorduk. Bu konuda başarıya ulaştıklarını söyleyebilirim. Star Wars’la tatlandırılmış ve uzayla şekillendirilmiş bir kovboy mücadelesi izledik.

Beklentiler düşük olarak girildiğinde epey keyif alınabilecek bir film. Yine de, “Acaba buna para harcamaktan ziyade daha değişik hikayelere mi yönelseydiniz?” sorusunu filmden çıkarken kendime sormuştum. Diğer filmlerden ilk çıkışımda aşırı etkilenmiş bir havada çıktığımdan, Solo filmini böyle düşüncelerle terk etmek beni biraz üzmüştü.

Filmin beklenmedik ve güzel olan yanı ise Darth Maul oldu. Sonunda herkesin birbirine ihanet ettiği sıkı bir döngü de hoşuma gitmişti açıkçası. Han’ın genel güvensiz ve “solo” takılan tavrını da biraz anlamış bulunuyorduk aslında ve yine nasıl da Luke Skywalker’a öyle ya da böyle ağabeylik yaptığının izlerini de gördük. Qi’Ra’nın dediği gibi Han iyi bir adamdı. Darth Maul’la tanışmayı ucu ucuna kaçırması ve sevdiği kadının Maul’a hizmet ediyor oluşu gibi detaylar merak uyandırıcı.

Maul’un hikayesinin sonunu gördük, Tatooine’de Obi-Wan tarafından öldürülüyor. (Kendisinden daha önce çalınan kill iade edilmiş oluyor desek yeri) Peki Qi’Ra’ya ne oldu? Eğer Maul’un tarafı Galaktik İç Savaş’ta taraf tuttularsa olay nerelere geldi ve Han gibi ünlenen bir adam tekrar onla karşılaştı mı? Bazı sorular merak uyandırmaya devam etse de, Maul’u görmenin tadını çıkarmakta fayda var. Gerçekten beni şaşırtan ve heyecanlandıran şey o oldu.

Kötü bir film diyemeyeceğimiz Solo: Bir Star Wars Hikayesi belki çok yüksek puan alamaz ve sert eleştirilerin odağı olur ancak herhangi bir Star Wars fanının çocukluğunu mahvettiğini düşünmüyorum. Genel Star Wars hikayelerine sadık kalınan, bazı şeyleri açığa kavuşturan ve sadece Milennium Falcon’u görmek için gitseniz bile keyif alabileceğiniz bir film olduğu görüşündeyim.

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
1