Ana sayfa Star Wars Animasyonlar Son Sith : Darth Sidious

Son Sith : Darth Sidious

PAYLAŞ

” Yalnızca iki kişi olmalı. Biri gücü elinde tutacak, öteki arzulayacak” dedi Sith’in karanlık lordu Darth Bane. 

“Yok olma aşamasına gelen Sith ancak böyle hayatta kalabilir, Jedi’dan ve Cumhuriyet’ten intikamını zamanı geldiğinde böyle alabilir. Gölgelerde saklanarak ve kendini unutturarak. Ta ki Jedi kibirlenip bizi yendiğini zannedene kadar. “

İkinci Death Star’ın İmparator kulesinde, özel olarak hazırlanmış tahtında oturan Darth Sidious, Endor gezegenini seyrederken kendi kendine tekrarladı varisi olduğu karanlık lordun sözlerini. Darth Bane şüphesiz ki haklıydı. Geçen bin yılın ardından Sith intikamını almıştı ve tüm galaksiye hükmediyordu. Bugün nihayet hastalıklı cumhuriyetin son kırıntısı da yok olacak ve artık çok güçlü ve genç yeni bir çırağı olacaktı. Kendisine uzun yıllar hizmet eden Vader’ın oğluyla birlikte yanına yaklaşmakta olduğunu hissetti. Yaşanan onca şeye, paramparça olan vücuduna ve artık neredeyse yarı makine olmasına rağmen, çırağının güçte ne kadar yoğun olduğunu her odaklandığında tekrar tekrar farkediyordu. Fakat o hayranı olduğu genç Jedi şövalyesi Anakin Skywalker değildi artık. Tıpkı Dooku gibi miadını doldurmuş ve yerini daha genç olan oğlu Luke’un alma zamanı gelmişti. Şüphesiz ki Darth Vader, İmparatorun aksine  bambaşka planlar içerisindeydi. Sidious, Luke’tan ilk bahsettiklerinde bunu hissetmişti. Çırağının hayali usta olmaktı ve oğlunu çırağı olarak eğitmekti. İronik diyerek gülümsedi Sidious. Jedi iken de, Sith iken de asla bir usta olamayan çırağını düşünürken. Sadece harcanabilir bir güçtü ve çoktan tükenmişti. İmparator bu düşünceler arasında gözlerini tekrar Endor gezegenine çevirdi. Bu gezegen ona Naboo’yu hatırlatıyordu. Bir zamanlar doğup, büyüdüğü ve intikam uğruna savaşa sürüklediği naboo’yu. Bir zamanlar orada yetişen idealist genç bir adamı hatırladı. Adı Sheev Palpatine’di.

Sheev Palpatine, Naboo’nun en soylu ve zengin ailelerinden birinde doğmuştu. Mükemmel bir eğitim almış, yetenekleri ve zekası sayesinde kısa sürede politik kariyerini inşa etmeyi başarmıştı. İlk kez Naboo’yu Galaktik Senato’da temsil etme görevi, kendisine sağlandığında çok genç yaştaydı. Coruscant’a gidişi dün gibi aklındaydı. Demokrasi aşığı, hayırsever, adil, genç ve yakışıklı senatör Sheev Palpatine. Coruscant’ta kısa sürede hem bir çok senatör ile, hem de farklı gezegenlerin yönetim kademelerindeki çeşitli kişilerle samimiyet kurmuştu. Ve tabi ki Coruscant’ın ve Cumhuriyet’in barış koruyucuları Jedi’larla da. Bir çok jedi ustası Palpatine’i çok seviyordu. Palpatine sık sık tapınağa ziyaretlerde bulunuyor, Jedi’ların on binlerce yıldır gösterdiği kahramanlık ve fedakârlıkları öve öve bitiremiyordu. Sık sık fakir gezegenlerdeki yardıma muhtaç yaşamlara, gönüllü organizasyonların içerisinde bulunuyor, hatta çoğu zaman bu organizasyonları destekleyenler arasında yer alıyordu. Keza senatoda Jedi’a muhalif olan, anti militarist çevrelere de, Jedi’ların barışın koruyucuları ve cumhuriyetin temelini oluşturan en önemli unsur oldukları konusunda konuşmalar yapmaktaydı. Bu iyilik timsali şahsiyet, çoğu kişi tarafından gelecekte galaksiye büyük hizmetlerde bulunacak yegâne kişiler arasında parmakla gösteriliyordu. Belki de ileride galaksiyi muazzam bir şekilde yönetecek, barış sever ve adil bir şansölye bile olabilirdi.

Fakat bütün bu idealist görüntünün ardında, çok derin ve karanlık ihtiraslar yatıyordu. Bu ihtirasları gerçekleştirebilmesi için, olmadığı bir kişi gibi görünmek zorundaydı genç senatör Sheev Palpatine. Çünkü o yok oldu sanılan Sith’in son temsilcisiydi. O Darth Bane’in İkili Yönetiminin son varisi Darth Sidious’tu. Attığı adımlara dikkat etmeliydi. En ufak hatada Sith’in sonu gelebilirdi. Naboo’da daha güç ile tanışmadan çok önce bile, hırslı bir idealistti genç Palpatine. Darth Plagueis ile tanışması ise kesinlikle hayatının dönüm noktası olmuştu. Aldığı eğitim öylesine iyiydi ki, birçok usta Jedi’dan çok daha güçlü konumdaydı. Sith’in karanlık sırlarını araştırıyor, ustası ile birlikte günlerce bunları tartışıyordu. Öğrencisini eğitmesinin yanı sıra, politik kariyerini inşa etmesinde de adım adım kendisine yardımcı olan Darth Plagueis , bu genç ve hırslı çırağına Darth Sidious adını vermişti. Sidious gün geçtikçe daha da güçleniyordu. Buna rağmen ustasının kendisinden sakladığı birçok karanlık taraf sırrı olduğunu fark etmişti. Ustası Plagueis antik bir efsane olan ölümsüzlüğün peşindeydi.

“Ölümsüzlük” diye düşündü genç Sidious. Güç elindeyken güçlüydü, fakat ölüm bütün canlılar için nihai gerçekti. Gerçekten karanlık taraf, ölümsüzlüğü keşfedebilir miydi? Yoksa ustası çıldırmış mıydı? Belki de kendisinden gitgide daha da güçlü konuma gelen genç çırağının isyanını önlemek için olası bir stratejiydi bu. Plagueis zeki ve bilge bir adamdı. Bu yol ile öğrenmeye aç olan Sidious’un kendisinin yerine geçmesini engellemek istiyor olabilirdi. Sidious ondan daha güçlü ve yetenekli olduğunu biliyordu. Artık zamanı geldi diye düşündü. Daha fazla beklemenin anlamı yoktu. Bu işi sessizce ve sorunsuz bir şekilde halletmeye kararlıydı. O gece ustasının uyumasını bekledi ve bilge Darth Plagueis’u uykusunda öldürdü. Sidious’a göre bu ölüm, kendisine gücü öğreten Darth Plagueis için asil bir jestti. Darth Plagueis, Sith’e olan görevini tamamlamıştı ve artık yetersizdi.

Sidious ustasının ölümünden çok önce her şeyi planlamıştı. Hatta ilk çırağını seçmek için Dathormir’de ki güce duyarlı başka bir topluluk olan, Nightsisters ile irtibata geçmişti bile. Nightsisters’ın lideri Mother Talzin’i çırağı olarak eğiteceğine dair söz vermesine rağmen, gezegende güce oldukça duyarlı olan genç birini sezmişti. Bu Talzin’in minik zabrak oğluydu. Bu potansiyel sahibi genç, Sith’in temsili yüzü olabilecek kabiliyetteydi. Genç zabrak, Sidious tarafından kaçırılarak Sith çırağı olarak eğitildi. Sith’in karanlık lordu yeni genç çırağına Darth Maul adını verdi. Maul dövüş tekniklerinde oldukça yetenekliydi. Eğitimi de yeteneğine oranla daha acımasız olmalıydı ki, Maul bu sayede karanlık tarafa var gücüyle bağlanabilecekti. Genç çırağı, ustasının sınamalarını ve verdiği görevleri başarıyla yerine getirebiliyordu. Sith için harika bir silahtı. Taa ki Naboo görevine kadar…

Sidious yaptığı plan neticesinde, kendi gezegeni Naboo’ya sahte bir işgal düzenledi ve galaksiyi iç savaşa sürükledi. Böylece mevcut şansölye Finis Valorum’a senato içinde güvensizlik artacak ve yeni şansölye adayı kendisi olacaktı. Naboo kraliçesi Padme Amidala’nın, gezegeninin işgaline karşı pasif bir tutum sergileyen Finis Valorum’a karşı istediği güven oylamasının akabinde Valorum’un Şansölyeliği düşürüldü. Bunun üzerine senatoda ki çoğu çevre tarafından bu görevi kaldıracak tek bir isim akla geliyordu; Sheev Palpatine. Yoğun talep ile şansölye adayı gösterilmesinin hemen akabinde ise Cumhuriyet’in Naboo’ya müdahalesi ile Galaksi arasında şiddetli bir bölünme baş gösterdi. Sidious emellerine bir adım daha yaklaşmıştı. Fakat beklenmedik bir şekilde, çırağının Naboo gezegeninde genç bir padawan olan Obi-Wan Kenobi tarafından öldürülmesi büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Maul her ne kadar iyi bir çırak olsa da, ileride gerçekleştireceği plan için yeterli olmadığını aşikardı. Darth Maul savaşçıydı ve sadece öldürmeyi biliyordu. Ona çok daha zeki, stratejik düşünebilen, politik kabiliyeti sağlam ve güçlü bir çırak lazımdı. Galakside oluşan ayrılıkçı hareket, Maul gibi bir zorbanın peşinden savaşa gitmezdi. İdealist ve karizmatik bir lider gerekliydi.

Siyasete yeni atıldığı dönemler, usta Yoda’nın ve Jedi tapınağının en gözde öğrencilerden olan Kont Alucard Dooku ile yakınlık kurmuşlardı. Dooku diğer çoğu Jedi’ın aksine fakir ailelerden değil, Soreno gezegeninin kontlarından Dooku ailesine mensuptu. Daha küçük yaşta güce olan yeteneği keşfedilmiş ve babası tarafından gönüllü olarak Jedi olması için Coruscant’a gönderilmişti. Son derece zengin, güçlü, karizmatik ve soylu bir kişiydi. Gerek sanatsal, gerek bürokratik görüşleri ve zevkleri ile Sheev Palpatine’e çok benziyordu. Kurdukları samimi dostluk sayesinde Dooku’nun cumhuriyete olan inancının gitgide zayıfladığını sezmek için gücü kullanmasına bile gerek yoktu. Usta Dooku, uzun süre önce Jedi’da ki görevini bırakarak inzivaya çekilmişti. Politik birçok varyasyonda bulunuyor, Cumhuriyeti içten içe çürüten rüşvet, adam kayırma gibi bir çok çıkarcı mecraya karşı yenilenme görüşünü savunmaktaydı. Bu tavrı ve güce olan bilgisiyle Sidious için tam manasıyla biçilmiş kaftandı.

Nihayet bu muhalif bürokratı manipüle ederek; Jedi konseyinde görev almış, hala Jedi’ın içinde saygınlığı bulunan bu eski Jedi ustasını, karanlık tarafa çekmeyi başarabilmişti. Dooku, Sidious’un sonraki adımları için her ne kadar yararlı olsa da yaş itibariyle fazlasıyla yetersizdi. Sidious bunu görebiliyordu, fakat o an ihtiyaç duyduğu isim Dooku’dan yani Darth Tyrannus’tan başkası olamazdı. Beklendiği gibi Dooku, ayrılıkçı hareketi örgütlemeyi ve başarılı bir şekilde yönetmeyi başardı. Sidious’un cumhuriyeti devirme planına, fikirleriyle destek verdi. Dooku’nun tavsiyesi ile Ayrılıkçı sistemlerin droid ordusunun başına, General Grievous adında yetenekli bir yardımcı getirmişti. Keza özel görevler için bir başka güç kullanıcısı olan Asajj Ventress, Dooku tarafından eğitilmişti. Kont Dooku tahmin ettiğinin ötesinde, Sith’e gerçekten iyi hizmet etmekteydi. Yine de Sidious’un gözünde gelecekteki çırağı, uzun yıllar boyunca ona hizmet etmesini istediği isim bambaşka biriydi.

O Jedi’ın kehanetindeki kişiyi istiyordu. Şu ana kadar bilinen en çok midichlorian sayısına sahip kişiyi. Jedi ustası Qui-Gon Jinn’in eğitmek uğruna, Jedi’dan atılmayı göze aldığı kişiyi. O genç Skywalker’ı istiyordu. Çocuk ilk geldiğinde Jedi içindeki yakın dostları sayesinde, çocuk hakkında çıkan söylentileri işitmişti. Söylenene göre çocuk babasız doğmuş, tamamen güç tarafından hayata gönderilmiş biriydi. Jedi’ların antik kehanetindeki seçilmiş kişi. Skywalker, Klon Savaşları sayesinde çoğu konuda yeterli derecede pişmişti. Tek yapması gereken çocuğu umutsuzluğa sürükleyerek, adım adım karanlık tarafa teslim olmasını sağlamaktı. Bu yüzden genç Anakin’i bir an olsun yalnız bırakmamaya çalıştı. Her daim tapınağa uğruyor ve genç Skywalker’ı ziyaret ediyordu. Vakti daha gelmemişti. Öfke tohumları adım adım ekilmeliydi içine. Önce en sevdiği kişiyle bağları kopmalıydı. Böylece bir daha sevdiği birini kaybetmemek için, her şeyi yapabilecek duruma düşecekti. Çocuk ilk önce annesini kaybetmeliydi…

Binlerce Jedi’ın arasında elini kolunu sallayarak dolaşan bir Sith Lordu… Ustası Darth Plagueis’tan sadece gücü kullanmayı öğrenmemişti. Jedi’ların yüzlerce yıl önce unuttuğu bir gerçeği biliyordu Darth Sidious. Jedi tapınağının altında, kadim bir Sith tapınağı yatmaktaydı. Jedi’lar Coruscant’ı Sith’in elinden kurtardığında bu yıkık Sith tapınağı üzerine kendi tapınaklarını yükseltmişlerdi. Bu onların zaferini ve gücünü temsil ediyordu. Sidious’un nefreti düşündükçe daha da artıyordu. Bu Jedi için sonun başlangıcı olacaktı. Üzerinde yükselen Jedi tapınağına rağmen, Sith’in kadim tapınağının sahip olduğu karanlık taraf bağlantısı asla kopmamıştı. Bu tapınaktan gelen karanlık enerji, Sith simyası ve Sidious’un aldığı eğitim ile birleşince binlerce Jedi’ın arasında dolaşsa bile kendini ve güce olan bağlantısını gölgeleyebiliyordu. Tapınağa her gidişinde öfkesi artıyordu Sidious’un. Jedi ustaları ile güler yüzlü sohbetlerinde, Jedi öğrencilerini tebrik ettiğinde, kadim Jedi ustalarının heykellerine baktığında her an daha da öfkeye ve hırsa kapılıyordu. “Bu kibir sonunuz olacak” dedi kendi kendine. Bunun için çok uzun zaman beklemişti.

Klon Savaşlarının nihayete ermek üzere iken, senatodaki bütün yetkileri elinde bulunduran Şansölye Palpatine, Sith kimliğini Jedi’dan gizleyebilmekte gitgide zorlanmaktaydı. Özellikle Usta Yoda gibi güçlü birinden. Jedi ters bir şeyler olduğunu farkediyordu. Fakat Jedi’ın ne olduğunu çözememesi, Sidious için avantajdı. Bir an önce planı nihayete ermeliydi. Bunun için Coruscant Baskınını planladı. Böylece hem şüpheler bir nebze üzerinden kalkacak, hem de Jedi’ın savaşa daha fazla yoğunlaşmasını sağlayarak, kendini gölgelemeye devam edebilecekti. Coruscant Savaşı sırasında beklemediği bir şey olmuştu. Kendisini kurtarma göreviyle gelen Jedi’ın kahramanları Anakin ve Obi-Wan, çırağı Darth Tyrannus ile karşılaşmışlardı. Tyrannus’un üstün başladığı düello, Obi-Wan’ın etkisiz hale gelmesiyle bitme durumuna gelse de, Anakin’in müthiş yetenekleriyle ve güce olan bağlantısıyla tersine dönmüştü. Anakin Skywalker, sith kimliğini bilmediği Şansölye Palpatine’in talimatıyla Count Dooku’yu yani diğer adıyla Darth Tyrannus’u öldürmüştü. Sidious’un uzun süre planladığı, fakat o an için beklemediği bir hamleydi bu. Anakin’in güce olan duyarlılığı Sidious’u hem korkutmuş, hem heyecanlandırmıştı. Çok güçlü bir Sith olacak diye geçirdi içinden. Maul’dan, Tyrannus’tan, Plagueis’tan ve belki de benden bile.

Mace Windu ve peşinden getirdiği 3 konsey üyesi kendisini tutuklamaya geldiğinde, o anın artık her şeyi belirleyeceği an olacağını biliyordu. Maul ve değersiz çırağı Savage’ı öldürdüğünden beri ilk kez ışın kılıcını kullanacaktı. Uzun zamandır bir Jedi öldürmemişti ve farkedilmemek için öfkesini uzun yıllarca baskılamak zorunda kalmıştı. Işın kılıcını çıkardı ve kendisinden hamle beklemeyen Jedi’lara bir anda bütün öfkesiyle saldırdı. Düellonun ilk etabında, üç Jedi konsey üyesini öldürse de en çok çekindiği isimlerden olan Mace Windu, dikkatini dağıtmadan düellosuna devam etti. Kullandığı farklı ve güçlü ışın kılıcı tekniğiyle Sidious’u çok zorlamaktaydı ki güçte bir dalgalanma hissetti. Genç Skywalker, odaya doğru geliyordu. Fakat bu sezgisi, düelloyu üstün götüren Mace Windu’ya karşı daha fazla avantaj kaybederek yenilmesine sebep oldu. Köşeye sıkışmıştı ve Windu’nun mor ışın kılıcı boğazının dibindeydi. Windu diğer Jedi’lar gibi değildi ve kendisini esir almayacaktı. Her şeyin sonu geldi mi yoksa? diye düşündü. Genç Skywalker’ı tekrar hissetti, konsey odasına hızlı adımlarla yaklaşmaktaydı. O an bu genç Jedi’ın büyük karmaşa yaşadığını anladı. Karısı Padme’yi kurtarmak için uzun süredir uyguladığı manipülasyonlar neticesinde, zaten büyük karmaşa içine düştüğünü hissediyordu. Buna rağmen Anakin, Jedi’a sadık kalarak Sidious’un kimliğini ifşa etmişti.

 

 

Ama genç Jedi, bu sefer çok farklı bir karmaşa içindeydi. Sidious’u kurtarmak istemiyordu, fakat ölmesini de istemiyordu. Bunu kullanabilirim dedi Sidious. Öncelikle Mace Windu’ya gösterdiği öfkenin aksine, Anakin’e masum rolü oynamaya başladı. Windu kendisini öldürmek istiyorken, Anakin bunun Jedi yolu olmadığını söyleyerek durdurmaya çalıştı. Jedi’ların arasında fikir ayrılığı oluşmuştu bile. Sidious’un çok az zamanı vardı, ya kurtulacak ya da Sith’in sonu gelecekti. Windu’nun hamlesini savuşturmak ve Anakin’e gücünü göstermek için bütün gücüyle force lightingini Windu’nun üzerine kustu. Usta Windu karşı hamleyle bütün enerjiyi Sidious’un yüzüne yönlendirmişti. Yüzü kavrulurken eğitiminde bile canının bu denli acımadığını hatırladı. Fakat Anakin’i manipüle etmek için başka şansı yoktu. Bir süre sonra gücü tükenmiş gibi davranarak kendisini bıraktı. Anakin’de, Windu’da gücünün tamamen tükendiğini sanmıştı. Jedi’lar yine aralarında tartışmaya başlamışlardı. Anakin mahkemede yargılanması gerektiğini söylüyor, Windu ise Sidious’un ve Palpatine kimliğinin gücünden korkarak orada öldürülmesi gerektiğini düşünüyordu.

Windu, Anakin’i duymazdan gelerek hamle yapmak üzere kılıcını kaldırdı. Sidious kendini acındırmaya çalışarak, kibar tavrıyla ben güçsüzüm demeye devam ediyor, bir yandan da Anakin’in tepkisini inceliyordu. Windu, kılıcını savurmak üzereydi. Sidious, Anakin’in hamle yapmaması ihtimaline karşı önce Windu’ya, ardından da savunmasız olan Anakin’e saldırmak için planını çoktan yapmıştı bile. Bu doğrultuda Anakin gardını kaldıramadan ölecek, Windu ile de son bir düelloya tutuşacaklardı. Sidious hazırlandı, hamlesini yapmak üzereyken “ona muhtacım” sesi kulaklarında yankılandı. Anakin, Windu’yu durdurmak için ışın kılıcını çıkararak suç işlemek üzere olan bu Jedi ustasının kolunu kesmişti. Sidious o an kendini tekrar toplayarak, Sith’in bütün öfkesini Windu’nun üzerine kustu. Usta Jedi Şansölye ofisinin penceresinden Coruscant sokaklarına doğru düşerken, Jedi artık yok olmaya başlamıştı. Daha önemlisi ise Sidious’un çaresiz yeni bir çırağı vardı; Darth Vader. Biraz sonra Vader’a verdiği görevden sonra klon askeri liderleriyle bağlantı kurdu. Dooku ile planladıkları gibi klonların beynine, üretim aşamasındayken organik bir çip yerleştirmişlerdi. Hologram mesajına bakarak seslendi; “Emir 66’yı uygulayın”.

Yoda ile olan son düellodan hemen önce kendi imparatorluğunu çoktan ilan etmişti. Usta Yoda tahmin ettiği kadar kendisini zorlamış olsa da birbirlerini yenememişlerdi. Usta Yoda hala hayattaydı. Bunca asker ve güvenliğe rağmen bir şekilde ellerinden kaçmayı başarmıştı. Jedi hala tamamen yok olmamıştı. Genç çırağının Jedi tapınağındaki baskından sonra, Ayrılıkçı liderleri yok etmek üzere gittiği Mustafar’da zor durumda olduğunu hissetti. Gezegene ulaştığında ise adeta hayal kırıklığına uğramıştı. Obi-Wan Kenobi, yine Sidious’un bir çırağını öldürme aşamasına getirmişti. Darth Vader’ın paramparça olmuş, yanmış bedenini Coruscant’a götürdü. Solunum sistemi neredeyse çökmüştü. Kol ve bacakları kopmuş, bedeni ise göz kapaklarına kadar yanık içerisindeydi. Sağlık droidlerinin ve özel cerrahların yardımıyla bir yaşam destek ünitesine bağlanarak, tekrar hareket edebilmesi ve yaşaması sağlandı. Vader kendisini hayal kırıklığına uğratmıştı. En azından yeni bir çırak bulana kadar onunla idare etmeliydi. İmparatorluğun ilk yıllarında Vader, üzerine yapışan ilk başarısızlığı nedeniyle gözden düşse de daha sonra Sidious’un verdiği bütün görevleri layıkıyla yerine getirerek yerini sağlamlaştırmıştı. Sidious için ise bağlandığı yaşam ünitesi sebebiyle kendisine meydan okuyamayacak, genç ve güçlü bir çıraktı. Vader’ın eğitiminde bir kez daha tanık oldu ki, güç gerçekten bu çocuğun üzerinde çok yoğundu. Zaten Mustafar gibi bir gezegende, o halde bile hayatta kalmasından da belliydi bu durum.

İlerleyen yıllarda Asi Birliği yer yer sorunlar çıkarsa da, Sidious mutlak egemenliğini tüm galaksiye kabul ettirmişti. Böylece yılların getirdiği politik yorgunluktan sıkılarak, kendini tamamen karanlık tarafa adadı. Gücün bilinmeyen pek çok sırrı vardı ve bunlara vakıf olmak niyetindeydi. Bu yüzden aydınlık tarafında esrarlarını araştırmak amacıyla, Jedi tapınak arşivine dokunmamıştı. Tapınağı, imparatorluk sarayına dönüştürmüştü ve gününün çoğunu burada geçirmekteydi. Ustası Darth Plageuis’un droidi 11-4D’nin bilgileri dahilinde antik Sith tapınağına ulaşmayı başardı. 1000 yıldır kullanılmayan tapınaktaki yoğun enerjiyi hissedebiliyordu. Tapınakta bulduğu ipuçları ve Jedi arşivlerindeki antik parşömenler doğrultusunda birçok bilgi elde etti. Whills Şamanları bir şekilde ölümden sonra güce karışan ruhlarını geri getirebilmekteydiler. Ama bu gücün yöntemi ve gizemii uzun zaman önce Sith-Jedi savaşlarıyla unutulmaya yüz tutmuştu. Sidious Jedi tapınağında çok ilginç bir efsaneyle karşılaştı. Burada 3 güç tanrısından söz edilmekteydi. Baba, Oğul ve Kız.

Sidious ilgisini çeken bu gizemi araştırmak için, özel bir ekip kurdu. Vader’ın Lothal’da keşfettiği antik ve gizemli bir Jedi tapınağında bu güç tanrıları efsanesine dair bir kanıt keşfetmişlerdi. Araştırma ekibinin başını çeken Veris Hydan, İmparator’a Mortis Tanrıları olarak hitap edilen bu üç gizemli güç kullanıcısının, Jedi tapınağında çeşitli duvar resimlerine konu olduklarını belirtti. Sidious gitgide heyecanlanmaya başlamıştı. Efsane gerçekse, demek ki ölümsüz olabilmenin bir yolunu bulabilirim diye düşündü. Hatta belki de bir Tanrı olmanın yolunu. Sith’in yeni ihtirası artık belliydi. Darth Sidious bütün galaksiyi ele geçirmiş ve en azılı düşmanlarını yok etmişti. Ölümsüzlüğün sırrına da gitgide yaklaşmaktaydı. Fakat o daha fazlasını istiyordu, o gücün tamamına hükmeden bir Tanrı olmayı kafasına koymuştu. İmparator yaşlansa da, ihtirasları genç senatör Sheev Palpatine’den bile daha fazlaydı. Asilerin ve onların yanında bulunan bir Jedi’ın yardımıyla gerçekleştirilen Lothal baskını sonucu, Lothal gezegenindeki geçit kapanmıştı. Sidious güce hükmedebilmek için başka yollara koyulmak zorunda kaldı. Ama öncelikle yapması gereken, artık yaşlanmış olan çırağı yerine, kendine yeni bir çırak bulmaktı.

Öldü sanılan Obi-Wan Kenobi’nin, yıllar sonra bir Jedi padawanı ile geri dönmesi akabinde, Sidious’a karşı çok güçlü bir tehdit ortaya çıkmıştı. Emir 66’dan birçok Jedi kaçabilmişti ama hiçbiri, genç Luke Skywalker kadar tehdit teşkil etmiyordu. Luke tıpkı babası gibi, potansiyeli çok yüksek bir güç kullanıcısıydı. Üstelik genç ve sağlıklıydı. İmparator meditasyonları sırasında Luke’un kendisini yok edeceğini ön gördü ve paniğe kapıldı. Bu doğrultuda genç Skywalker bir an önce öldürülmeliydi. Bu işi sadık hizmetkarı Darth Vader’dan başkası yapamazdı. Vader ile iletişim kuran İmparator, ona genç Skywalker’ın durdurulmasını iletti. Fakat Vader’ın karanlık tarafa katılma teklifi, Sidious’un yeni bir ön görüye sahip olmasını sağladı. Sidious, Luke’un karanlık tarafa geçmesi halinde oluşabilecek büyük gücü hissetti. Bu güç Darth Bane ve onun çırağından beri oluşmamış, sağlan ve ciddi bir birliktelik olabilirdi. Lord Vader’dan, genç Skywalker’ı bulmasını ve yanına getirmesini istedi.

Taht odasında eski düşüncelere dalmış olan Sidious, biraz sonra güçte bir dalgalanma hissetti. Genç Skywalker, çırağı Vader ile birlikte yanına gelmekteydi. Bu genç Jedi’da güç, tıpkı babası gibi çok yoğundu. Fakat çok daha derin bir farklılık vardı. Genç Luke, babasının aksine öfkesini kontrol altında tutabiliyordu. Başka yollar denemeliyiz o halde dedi Sidious, genç Skywalker huzuruna yaklaşırken. Asi Birliği’ni 2.Death Star’a çekerken kurdukları tuzak, sorunsuz bir şekilde işlemekteydi. Genç Luke, yok olan arkadaşlarına ve umutlarına bakarken dayanamayarak ışın kılıcına davrandıysa da, babası tarafından durduruldu. Sidious genç Luke’un içinde yükselen öfkeyi hissetti. Öfke ile babasını yenmeyi başarabilmiş ve artık yapması gereken tek şey kalmıştı. Darth Vader’ı öldürerek, karanlık tarafa geçişini tamamlamak. Tıpkı bir zamanlar Anakin Skywalker’ın yapmış olduğu gibi. Bir an duraksayan genç Luke, yine öfkesini kontrol altına almaya başladı. Hayır dedi Sidious, öfkelenmeli ve teslim olmalı. Bu çocuk tıpkı olgun bir Jedi ustası gibiydi. Karanlık tarafa bir türlü yenik düşmüyordu. Sidious, bu genç potansiyelin karanlık tarafa karşı direncinin gücünü anladı. Artık geriye tek bir ihtimal kalmıştı; onu yok etmek. Güç yıldırımlarını Luke’un üzerine kusmaya başladı. Genç Luke, eğitimini tamamlayamadığı için yeterince güçlü değildi ve bu yıldırımlara direnmesi olanaksızdı. Ayaklarının dibinde acı çekip, adım adım ölüme yaklaşırken Sidious bu durumdan büyük keyif almaktaydı. Hep beklediği an yıllar sonra gerçekleşiyordu. Galakside ki son Jedi ayaklarının ucunda, Sith’in karanlık lordu Darth Sidious’un elinde can vermekteydi.

O an güçte çok farklı bir dalgalanma hissetti. Uzun yıllardır hissetmediği bir şeydi bu, fakat tanıdık bir duyguydu. Anakin? Diye geçirdi içinden. O an arkasından kendisini sıkan metal elleri hissetti. Güce yoğunlaşmış bir şekilde, kendisini kaldırıp boşluğa doğru sürükleyen eller. Fakat bu sefer öfke değildi hissettikleri, fedakarlık ve sevgi ile ortaya çıkan bir güç patlamasıydı. Tıpkı Jedi’ın öğretilerinde olduğu gibi. Sidious bütün öfkesiyle direnmeye çalışsa da, sevgiyi bastıramıyordu. Anakin Skywalker geri dönmüştü! Son anlarında ustası Darth Plagueis geldi aklına. O da savunmasız bir anında eski çırağının elinden ölüme mahkum olmuştu. Bu ise çok daha farklıydı. Luke’un üzerine kusan öfkesi önce Anakin’i uyandırmış, akabinde Vader’ı öldürmüştü. Güç yıldırımlarını Anakin’in yaşam destek ünitesine doğru yoğunlaştırsa da fayda etmedi. Biraz sonra güç reaktörünün akımına doğru yuvarlanırken, son düşündüğü Jedi’ın geri döndüğüydü. Galaksinin en kudretli adamı, ihtiraslarına yenilmiş ve yok oluyordu. Jedi kehaneti gerçekleşmişti.

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
11