Ana sayfa Game Of Thrones Tahtı Almak: Aegon’un Fethinin Askeri İncelemesi – Bölüm 2

Tahtı Almak: Aegon’un Fethinin Askeri İncelemesi – Bölüm 2

PAYLAŞ

İlk bölümde bahsettiğim Aegon’un bu stratejisi, onun ilerleyişi sırasında en efektif olan hamleydi. Eski düşmanlarının yaşamını ve unvanlarını garantileyerek Westeroslu lordlara eğer onun sancağını taşırlarsa kalelerinden, unvan ve yetkilerinden mahrum kalmak yerine ödüllendirilecekleri kavramını getirdi ve bunu onlara izah etti. Ufak bir not; bu dersi 300 sene sonra Jon Arryn bizzat Targaryen Hanesi’ni yıkmak için çok iyi alacak ve kullanacaktı. Fakat bu sırada Aegon’un yüzleşmesi gereken başka bir düşmanı vardı: Nehirova ve Demir Adalar’ın Kralı Harren Hoare.

Harren’ın Aptallığı – Nehirova’nın Fethi

”Hiçbir kral, zalimliği bütün Westeros’ta efsane haline dönüşmüş Kara Harren’dan daha korkutucu değildi.” -Buz ve Ateş’in Dünyası, Fetih

Aegon’un üç ejderhasıyla birlikte kazandığı büyük avantaj bir yana, çok doğru ölçüde ve işe yarar seviyede askeri bir hazırlık ile kendisine ve ordusuna ilk olarak çıkmak için yüksek ve güzel bir sahil seçti. Su taşımak için uygun bir yerde bulunan, Harrenhal ve Fırtına Burnu’ndan uzakta, yüksekte bir yerdi. Kara Harren’dan veya Fırtına Kralı Argilac’tan gelecek bir saldırının oraya ulaşması haftalar sürerdi. Aegon’un bu tepesindeki sert zemin, oraya gelecek herhangi bir düşman ordusuna göre kendi askerleri için daha az hastalık riski demekti. Bu alan, nehir kıyısındaydı ve bu sayede Argilac’a karşı sağlam bir savunma anlamına geliyordu. Eğer Nehirovalı bir ordu, başlarında Kara Harren ile güneye, Aegon ile karşılaşmaya gelirse de, Aegon’un mevkiisi kuzeyi açık bir ova olarak net bir şekilde görüyordu.

Fakat Aegon’un yüzleştiği ilk düşmanı ne Argilac oldu ne de Kara Harren. Westeros’ta ilk olarak Lord Darklyn ve Lord Mooton ile savaş alanında yüzleşmek zorunda kaldı. Bu iki lordda önemli ve varlıklı limanlara sahip lordlardı. Orduları birleşince 3.000 asker civarına geliyor ki bu sayı Targaryen ordusundan daha büyük olabilir veya aynı sayıya denk gelir. Bu muharebe hakkında Buz ve Ateş’in Dünyası’nda sadece iki cümle geçiyor, onlarda şimdi söyleyeceğim bilgileri bizlere veriyor. Aegon, ejderhası Balerion ile hava desteği sağlarken Orys Baratheon piyade birliklerini yönetiyordu. Bu muharebe, ejderhaların hava desteği ile tek bir tarafın ağır basıp ezici bir zafer kazandığı bir muharebeydi: Targaryen zaferi.

Bakire Havuzu ve Duskendale onun elinin altında olduğu anda Aegon, ilerleme emrini vermişti. Aegon, belki de üç ejderhasının olmasıyla kendine güvenerek, ordusunu üçe böldü ve en yakındaki üç düşmanına gönderdi. Bunlardan büyük kısmı güneye, Fırtına Kralı’nı kontrol altına almak için görevlendirildi. Bu piyade birliği başında Orys Baratheon ve Kraliçe Rhaenys ile Karasu Nehri’ni geçti ve Rhaenys’in ejderhası sayesinde bir hava destekleri de vardı.

Kraliçe Visenya da, Daemon Velaryon’un Arryn filosu ve Martı Kasabası’nı hedef alan donanmasına eskortluk yapması için görevlendirilmişti. En zor ve sonuncu görevi ise Aegon kendisine saklamıştı: Harren Hoare’ın alt edilmesi.

Aslında Aegon’un neden Harren’ı seçtiğini anlamak çok da zor değil. Harren Hoare, herhangi bir Westeros kralından daha büyük arazilere sahipti. Aynı zamanda en korkulan kral da oydu. Bunların yanı sıra, Harren’ın ana yerleşkesi olan Harrenhal, Aegon’un karaya çıktığı yere yakındı. Aegon karaya çıktığı bu yerde, kazıklı çitlerle çevrili ham tahtadan bir kale ve etrafında toprak bir set inşa etmişti.

Teorik olarak bakacak olursak, Nehirova ve Demir Adalar’ın lideri olan Harren Hoare, bunların birleşimiyle Aegon ile yüzleşecek en büyük orduyu savaş alanına sürebilecek tek kraldı. Fakat Mooton ve Darklyn hanelerinin Aegon’a sadakat yemini etmesinden sonra Harrenhal’ın yakınlarında ve doğusunda bulunan iki tane çok önemli yerleşim yeri Aegon’un kontrolü altındaydı. Aegon ilk önce savaşmak için kimi seçerse seçsin, Harren ile karşılaşmak kaçınılmazdı.

Tam bu noktada, karşımıza sizlere ilk bölümde Aegon Öğretisi olarak bahsettiğim kavrama çok uygun bir hareket gerçekleştiriyor Aegon. Ejderhasıyla Bakire Havuzu’nda kalıyor. Peki eğer bunu yapmasa, Bakire Havuzu’nda ejderhası Balerion ile birlikte kalmasa ne olurdu? Kendisine boyun eğmiş Westeros lordlarını savunmayacağı anlamına gelirdi. Bu da Aegon Öğretisi’ne kesinlikle karşı bir hareket olurdu. Ve kendisine bağlı lordlar arasında güvensizlik yaratırdı. Fakat bunlar Aegon’ın isteyeceği son şeyler olurdu. Yani askeri ve siyasi nedenler Aegon’u tek bir hedefe yönlendiriyordu: Harren ile bir an önce başa çıkılmalı.

Demir Adalıların Aegon’a ilk saldırı denemesi Tanrı Gözü’nün güney kıyılarında gerçekleşti ve bu onlar için resmen bir felaketle sonuçlandı. Fakat Harren’ın iki oğlunun daha iyi bir fikri vardı. Üstün denizcilik kabiliyetlerini kullanarak sırayla Aegon’un ordularının arkasından dolandılar ve ardından saldırdılar. Bu saldırı hakkında elimizde çok çok az bilgi olmasına rağmen bunun, tam anlamıyla klasik komando saldırısı özellikleri taşıdığından eminiz. Ordularının gizliliğini ve çevikliğini kullanarak Aegon’un muhafızlarının, ordusunun arkasına sızabilmişlerdi. Büyük ihtimalle karanlıktan ve beklenmedik bir yönden saldırarak Aegon’a çok büyük kayıplar verdirtmeyi başardılar.

Gece saldırıları, orta çağ savaşlarında yapılmış en karışık ve zor manevralardandır. İletişim materyalleri zaten yok denecek kadar az. Eğer gerçekten başarılı bir baskın yapmak istiyorlarsa davul, meşale gibi şeyleri saldırı anına kadar da kullanamazlar. Bu saldırı hakkında ufak tefek birkaç bilgiye sahibiz fakat bunlar üzerinden, yani bunları, öncesini ve sonrasını dayanak göstererek birkaç tahminde bulunabiliriz. Büyük ihtimalle, bu saldırı çok kısa sürmüştü. Yani Harren’ın oğulları tekrar Tanrı Gözü’nün karşısına geçmek için açıldığında hala daha geceydi diyebiliriz. Bunun yanı sıra, bu en başta yüksek ihtimalle sadece Targaryen kamplarına yapılmış bir baskındı fakat Harren’ın oğulları bunu kendi avantajlarına daha da çevirerek tam bir gece savaşı haline getirmişti. Bunu yaparken güvenecekleri bir şeyler olmalı tabi ki. Onlar da şunlar; demiradamların yıldırım baskınlarına alışkın olması, muhafızlara ve nöbetçilere gizlice yaklaşabilip öldürme kapasiteleri ve dargemileriyle birlikte daha az savunulan noktalara ulaşabilip saldırma içgüdüsü. Bunlar yeterli neden ve dayanak noktası olabilir sanıyorum. Bunların sonucunda, ben bu saldırıya tam bir katliam demeyi uygun görüyorum. Bunun nedeni de Targaryen askerlerinin yarı uyur yarı uyanık halde bunu karşılamaları ve bu kadar kısa sürede Aegon’un, Balerion’u ile karşı saldırı üretebileceğini düşünmüyorum.

Bu saldırı, aynı zamanda ejderhaların zayıf bir yönünü ortaya çıkaran ilk saldırıydı. Hatta bu zayıflığı Aegon’un Dorne Fethi’nde Dornelular da kullanacaktı. Zayıflık ise, açık bir hedef olmadan, ejderhaların yakacak bir şeyi olmamasıydı. Hatta ortaya çıkardığı bir diğer şey de, sürücüsü olmadan ejderha, zeki bir şekilde hedef ve rota seçemiyor. Demiradamlar Aegon’un kampına ulaşana kadar Aegon ejderhası ile aleve verecek bir hedef bulamamıştı ve eğer baskın kamplara geldikten sonra ejderhasını kullansaydı da kendi ordusundan büyük kayıplar vermek zorunda kalacaktı.

Fakat Harren’ın oğulları şanssızdı. Gün ağardığında gemiler ile Tanrı Gözü’nün diğer ucuna geçerken Aegon onları tespit etti, yakaladı ve gemileriyle birlikte onları yakarak öldürdü, yok etti. Önceki bölümde değindiğim ve ilerleyen bölümlerde yine büyük ihtimalle değineceğim gibi, ejderhalar, denizdeki açık düşman hedeflerine felaketten başka hiçbir şey getirmez.

Bütün bu olaylar sonucunda Harren, aldıkları önemli bir zaferden sonra dramatik bir şekilde iki önemli kumandanını, daha da önemlisi, oğullarını kaybetmişti.

Üçüncü bölümde Hoare – Targaryen Savaşı’nın devamına, getirdiklerine, iç olaylarına ve genel fethin içindeki yerine odaklanmaya çalışacağım.

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
1