Ana sayfa Middle Earth J.R.R Tolkien Tolkien Legendarium’unda Büyü

Tolkien Legendarium’unda Büyü

20
0
PAYLAŞ

“Korkarım ‘büyü’ ve özellikle kelimenin kullanımı üzerinde fazlasıyla özensiz olmuşumdur; fakat Galadriel ve diğerleri, kelimenin ‘fani’ kullanımının eleştirisiyle, büyü hakkındaki düşüncelerimin büsbütün özensiz olmadığını gösteriyor. Ama bu çok büyük bir soru, ve zor; ve de daha çok niyetlerle ilgili bir hikaye”

– J.R.R. Tolkien, 155. mektup

Beni böyle bir konu hakkında düşünmeye iten şey bir arkadaşın “Madem Gandalf büyücü, neden Beş Ordular Savaşı’nda Azog’a büyü yaparak işi bitirmedi? Ya da oradaki her hangi birliğe?” tarzı bir şey söylemesi oldu. Aslında cevap basitti bir açıdan, Maiar ve Istari korunma amaçlı olmadan ve zorunda kalmadıkca büyü yapamazdı. E bu kadarcık mı? Bu kadarcıkmış. Peki neyin nesiymiş ki bu büyü? Ta en başa gidersek, Arda’nın yaratılışı bile büyüdür. Peki ama Valar ve Maiar? Onların büyülü güçleri yok muydu? Vardı tabii ki. O zaman neydi bu büyülü güçler? İşte bu küçük makalemde Tolkien evrenindeki büyü hakkında olan bu sorulara cevap bulmaya çalışacağız.

Her şeyden önce olaylara daha geniş bir açıdan bakmayı deneyelim. Eğer dikkat edersek, Tolkien’ın Legendarium’una dahil olan karakterler her hangi büyüyü öğrenmiyorlar; her hangi el hareketi veya birkaç kelime, ya da özel bir şey – hiçbiri yok. Bu evrende büyü denen kavram daha çok karakterlerin varlıklarıyla ilgili; yani onların yaratılışı ve varlığı bilhassa büyüye bağlı. Buna en basit örnek olarak Morgoth’un gücünü kaybetmesini gösterebiliriz. Bu aslında gayet ince bir konu, birçok kişi farklı açıdan bu olaya yaklaştı. Fakat aslında o kadar da karışık bir konu değil, zira Morgoth Orta Dünya’yı karartacak işler yaparken ve halkları kendi esaretinde tutarken kendi güçlerini kullanıyordu, yani büyüden yararlanıyordu; büyü ise onun varlığının ana parçası olduğu için – hatırlatayım ki, Morgoth bir Vala, yani Ainu ırkından birey, dolayısıyla fiziksel bir varlıktan daha çok ruhsal bir varlık – onu kullandıkca bir nevi kendinden eksiltti, sonuç olarak ise zayıf düştü.

Şimdiyse Tolkien’ın Legendarium’unda yer alan diğer tür büyülere, yani daha çok “saldırı büyüsü” diyebileceğimiz cinsten olanlara bakalım. Bunun için Silmarillion kitabından iki örnekle konuya giriş yapmak istiyorum.

 

“Böylece Felagund ile Sauron arasındaki pek meşhur mücadele gerçekleşti. Çünkü Felagund güçlü şarkılarıyla Sauron’la çekişti ve Kral’ın gücü çok müthişti, ama Leithian Destanı’nda anlatıldığı gibi, üstün olan Sauron’du.”

– Silmarillion, Beren ve Luthien’e dair

“Beren kurt kılığında tahtın altına saklandı, ama Morgoth iradesiyle Luthien’i büründüğü suretten soydu ve gözünü üzerine dikti. Luthien onun bakışlarından korkmadı: kendi adını söyledi ve bir ozan usulüyle ona şarkı söylemeyi teklif etti. Morgoth kızın güzelliğine baktı, içinde ölümcül bir şehvet uyandı ve Valinor’dan kaçtığından beri tasarladığı en karanlık planı yaptı. Böylece kendi kötülüğünün tuzağına düştü, onu bir süre serbest bırakıp, düşüncesinden gizli bir zevk alarak izledi. Luthien aniden gözünün önünden kaybolup, müthiş bir sevimililikle, muhteşem bir gücü anlatan bir şarkıya başladı, Morgoth çaresizce dinledi; etrafına bakınarak onu ararken gözlerine bir perde indi.
Saraydaki herkes uykuya daldı, ateşler solup söndü, ama Morgoth’un başındaki taca tutturulmuş Silamariller aniden bembeyaz alevle parladılar; tacın ve mücevherlerin üzerine, arzu, korku ve özenle korumanın ağırlığıyla yüklü bir dünya kurulmuş gibiydi; bu, Morgoth’un gücünün bile kaldıramayacağı bir şeydi ve başını önüne düşürdü. Bunun üzerine Luthien kanatlı elbisesini kapıp havaya yükseldi; sesi suya düşen yağmur gibi derinden ve gizemli geliyordu. Pelerinini gözlerinin önüne attı ve bir keresinde Öte Boşluk’ta tek başına dolaştığı zamanki kadar karanlık bir rüyayı Morgoth’un üzerine bıraktı. Morgoth birden toprakları kayan bir tepe gibi devrildi; tahtının üzerinden şimşek gibi savrulup cehennemin yerlerine yüzükoyun kapaklandı. Demir tacı başından çıkıp yuvarlandı. Her şey hareketsiz kalmıştı.”

– Silmarillion, Beren ve Luthien’e dair

Bu alıntılarda da göründüğü gibi, yine de diğer evrenlerdeki gibi ateş topu fırlatma, şimşek darbesiyle rakibi sarsma gibi büyüler yok, karakterler birbirine kendi içlerindeki güçle saldırıyor, bir nevi rakibin iradesini kırarak kendi isteklerini ona ulaştırmaya çabalıyorlar.
Ve bir de herkesin merakını uyandıran bir konu var; yüzükler. Çoğu kişi, özellikle Yüzüklerin Efendisi filminin en başındaki “Fakat Yüzük’ün gücü bastırılamıyordu” repliğinden yola çıkarak yüzüklerin kendiliğinden ek bir güç sağladığı kanısına vararak maalesef yanılgıya düşüyor, fakat bu böyle değildir. Yüzükler farklı amaçlarla dövülen ve onları dövenin kendisinden kattığı güçle büyüye sahip olan nesnelerdir. Yüzüklerin Efendisi olarak bilinen Tek Yüzük bile kendiliğinden hiçbir ek güce sahip değildir, onda Sauron’un ruhunun bir parçası vardır, büyük bir parçası, fakat bu Sauron’un onu takarken ek bir güç aldığını göstermez. Çünkü Yüzük’teki güç zaten Sauron’un kendisine ait, sadece diğerlerini kontrol altında tutabilmesi için aktarılmış. Elbette Sauron haricinde takanlara birkaç şey “sağlıyor”, ama yine de bu olay bilhassa Sauron’un ruhunun ve varlığının bir parçasının Yüzük’te olmasıyla ilgili, zira makalenin en başlarında da Tolkien Legendarium’unda büyünün karakterlerin varlığında olması konusuna değinmiştik.
Hazır konu yüzüklere gelmişken, büyülü eşyalar hakkında da birkaç kelime söylemeden olmaz. Yukarıda Tek Yüzük’ün gücünü Sauron’un ruhundan aldığını söyledik. Fakat dikkat ettiniz mi, bilinmez, sadece Tek Yüzük değil, 3 Elf yüzüğü de benzer bir özelliğe sahipler: ne kadar uzun süre geçerse geçsin, hiçbirinin gücü eksilmiyor. Hatta Melkor Orta Dünya’ya geldikten 1 çağ sonra tamamen tükenmişken, bu 4 yüzük çok uzun süre kullanılmasına rağmen hiçbir şekilde zayıflamamıştır. Melkor’un yaptıkları ile bu yüzüklerin kullanılma alanları tabii ki kıyaslanamaz, ama hatırlatayım ki, Melkor Valar içinde en kudretli olandı. Yani yüzükler kudret ve güç açıdan onunla kıyaslanamaz bile.
Büyülü eşyalar içinde birçok başka örnek de vardır. Silmariller, Palantir vesaire. Ama tüm bunlara değinmek bizi sadece çıkmaza sokar. Fakat büyücülerin asaları hakkında söz etmeden olmaz. Şöyle ki, Saruman Ak Divan’dan atıldığında ve Gandalf onun asasını parçaladığında Saruman’ın neredeyse tüm gücünü kaybettiği herkesce malum. Durum böyleyken, büyücüler ve asaları arasında bir bağ olduğunu söyleyebilir miyiz? Yahut, Tek Yüzük ve Sauron arasındakı ilişki büyücüler ve asaları arasında da var mıdır? Maalesef üstat Tolkien Legendariumun’da büyü hakkında bu kadar detaylı bilgi vermedi.
Örnekler ve alıntılar uzayıp gider, zira Tolkien evreninde Melian kuşağından tut, ta Hobbitler’in büyüye karşı dirençlerine kadar çeşitli noktlara değinebiliriz, fakat sadece bu örnekler bile üstat Tolkien’ın büyü olayına farklı bir yaklaşım sergilediğini, birçok fantastik yazar gibi büyüyü birilerini kontrol etmek, birilerine hasar vermek vesaire amaçla kullanmadığını, belki de böyle yaparak gerçek büyünün bizim içimizde olduğunu göstermek istemiştir.
Ha, bir de en başta Gandalf’ın enden büyüyle Orklar’ı telef etmediği sorusu vardı, ama sanırım makale içerisinde o soruları da cevaplamış olduk.

Diyeceklerim bu kadar. Umarım şu birkaç satırlık yazımda sizlere bir şeyler kata bilmişimdir. Esen kalın!
Ve unutmadan, büyülü bir hayal kurmayı sakın ihmal etmeyin!
Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
1