Ana sayfa Middle Earth Kitaplar Ulmo

Ulmo

PAYLAŞ

Bu yazımızda, görüleri ile Arda’nın kaderini değiştiren ve Valar arasında en kudretliler arasında yer alani Vala Ulmo’yu inceleyeceğiz.

Şimdi Elflerin Ulmo diye isimlendirdiği Ainu, düşüncesini suya çevirmişti..

Ulmo, Suların Efendisi idi ve tek başınaydı. Hiçbir yere uzun süre yerleşmez, Dünya’nın üstündeki ya da altındaki tüm derin sularda dilediğince gezinirdi. Kudrette Manwë’ye en yakın olandır ve Valinor yaratılmadan önce onun en yakın dostuydu; ama sonra önemli şeyler tartışılmadıkça Valar divanlarına çok az gitti. Tüm Arda’yı düşüncesinde barındırır ve bir konağa ihtiyacı yoktur. Üstelik toprak üzerinde yürümeyi sevmez ve kendisini akranlarının üslubuna göre nadiren bir gövdeye büründürürdü. Eğer Eru’nun Çocukları ona bakarsa, büyük bir korkuyla dolarlar; çünkü tepesi, köpüklü korkunç miğferi ve gümüşten, yeşilin tonlarına dek donuk bir şekilde parıldayıp titreşen zırhlı giysisiyle Deniz Kralı’nın, yükselen bir dalga gibi toprağın üzerinde görünmesi korkutucudur. Manwë’nin boru gibi sesi gürültülüydü, ama Ulmo’nun sesi, yalnızca kendisinin görebildiği okyanusun derinlikleri kadar derindi.

Bununla beraber Ulmo, hem Elfleri hem İnsanları sevdi, Valar’ın öfkesi altında kalsalar bile onları hiç terk etmedi. Ara sıra Orta Dünya’nın kıyılarına görünmez olarak gelir veya körfezlerin içlerine kadar girerek denizden uzaklaşıp karaya doğru yaklaşır, orada beyaz deniz kabuklardan yapılmış büyük borusu Ulumûri ile müzik yapardı; müziğini duyanlar bunu kalplerinde hisseder ve denize olan hasretleri onları bir daha asla terk etmezdi. Ama Ulmo, Orta Dünya sakinleriyle genellikle sadece suyun müziği olarak duyulan seslerle konuştu. Çünkü tüm denizler, göller, nehirler, pınarlar ve kaynaklar onun yönetimindedir; bu yüzden Elfler, Ulmo’nun ruhunun dünyanın tüm oluklarına aktığını söyler. Böylece tüm haberler, Arda’nın tüm ihtiyaçları ve kederleri, Manwë’den saklanacak olsalar dahi, derinliklerde bile Ulmo’ya ulaşır.

Ulmo’nun bilinen Ossë ve eşi Unien adında, emri altında iki baş Maiası var idi. Melkor, Deniz’den nefret eder, çünkü ona boyun eğdirememişti. Denir ki, Arda’nın yapımı sırasında, Ossë’yi eğer ona hizmet ederse, Ulmo’nun tüm ülkesini ve gücünü vaad ederek, kendi safına çekmeye çalışmıştır. Böylece çok uzun zamanlar önce denizde toprakları tahrip eden büyük karışıklıklar yükseldi. Ama Uinen, Aulë’nın ricası üzerine Ossë’yi zaptederek Ulmo’nun huzuruna çıkardı; affedildi ve sadakatine döndü ki hep sadık kalacaktı. Ama şiddetten aldığı zevk ondan tamamen ayrılmayacaktı; bazen efendisi Ulmo’nun emri olmaksızın öfke gösterilerinde bulunurdu. Bu yüzden sahilde yaşayanlar ya da gemilerde yolculuk yapanlar onu sevebilir ama güvenmezler.

Valar içerisinde ve en kudretlilerinden biri olan Ulmo, Ilúvatar tarafından en derin şekilde müzikle eğitilmiş, Arda’nın şekillenmesinde suların,  derelerin, akarsuların, denizlerin ve yağmurların kontrolünü üstlenmişti.

Eru’nun, Müzikte onlara gösterdiği resim olan Arda’ya vardıklarında, gösterilen güzelliği göremeyince önce şaşırıp, sonrasında buranın onlara gösterilen resmin tamamlanmamış hali olduğunu anladıklarında o güzelliğe ulaşabilmek için işe koyuldular. Ve bu uğraşta asıl iş, Manwë, Aulë ve Ulmo tarafından üstlenildi.

Aule, bu uğraşa karşı çıkarak isyan etmiş Melkor’a her zaman karşı durmuştur. Hatta Melkorun affedilişinde bile ona aldanmayan sadece Ulmo olmuştur.

Ilúvatar’ın bir yönelişinde Ulmo’ya: “Melkor’un senin egemen olduğun bölge için savaştığını, Zamanın Derinlikleri’ndeki bu küçük ülkede, burada, nasıl göremiyorsun? Melkor, kendisini keskin ve sınırsız bir soğuk olarak düşünmüş ve henüz pınarlarının veya berrak birikintilerinin güzelliğini yok etmemişti. İşte bak, kar ve ayazın kurnaz çalışması! Melkor, sınırlılığı olmayan sıcaklıkları ve ateşi tasarladı, senin tutkunu tamamen kurutmadı ya da denizin müziğini tümden bastırmadı. Bulutların yüksekliğine ve görkemine, daima değişen sislere bak; Yeryüzü’nün üzerine yağmurun düşüşünü dinle! Ve yaptığın bu cezbedici bulutlarla, arkadaşın, en sevgili dostun Manwë’ye daha da yakınlaşmışsın.”

Ulmo cevapladı: “Gerçekten de, Su, şimdi yüreğimin hayal ettiğinden daha güzel oldu, ne gizli düşüncem kar tanesini anlamıştı, ne de müziğim yağmurun düşmesini içermişti. Manwë”ye ulaşacağım, böylece o ve ben, sizi mutlu etmek için sonsuza dek melodiler üretebileceğiz!”

Ve Manwë ve Ulmo başlangıçtan itibaren birleştirildi ve her şeyin yanında Ilúvatar’ın amacına en içten sadakatle hizmet ettiler.

Ulmo’nun Tarihe Etkileri

Elfler’in Aman’a Göçü

Eru’nun Çocuklarının ilk doğanları olan Elfler uyanınca Valar onları Melkor’un kötülüklerinden uzakta olsunlar diye yanlarına almak için divan topladılar. Hatta bu divana öte denizlerden Ulmo bile teşrif etti. Ulmo ve aynı fikirdekiler, Elfler’in Orta Dünya’da diledikleri gibi dolaşmak üzere özgür bırakılmaları, onlara bahşedilen yetenekleriyle tüm topraklara hükmedip yaralarını iyileştirmeleri gerektiğini savunuyordu. Ancak divandan aksi karar çıktı ve Ulmo buna boyun eğdi. Ve Elfler’in Aman’a getirilmelerine karar verildi.

Ulmo Valar’ın öğüdünü dinleyip Orta Dünya’nın kıyılarına geldi ve karanlık dalgalara gözlerini dikti, orada bekleşen Eldar ile konuştu; sözleri ve denizkabuğundan yapılmış borularıyla onlar için yaptığı müzik, Eldar’ın kalbinde denize karşı yerleşmiş bulunan korkuyu tutkuya çevirdi. Ulmo, iki kıyıdan da uzakta bir yerde denizin ortasında yapayalnız duran bir adayı köklerinden söktü ve hizmetkârlarının da yardımıyla koskoca bir gemi gibi yüzdürüp, Sirion’un sularını akıttığı Balar Koyu’na demirledi.

Ardından Vanyar ve Noldor bir gemiye biner gibi bu adaya doluşup, denizin üzerinde çekilerek sonunda Aman Dağlarının eteklerinde boylu boyunca uzanan kıyılara geldiler ve Valinor’a girdiklerinde buranın saadeti onları kucakladı. Fakat adanın, Sirion’un denize karıştığı koyun ilerisindeki sığlıklarda iyice derinlere yerleştirilmiş olan doğu uzantısı kopup geride kaldı; derler ki Ossë’nin sonraları sık sık gittiği Balar Adası işte burasıydı.

Fakat denizden uzakta Doğu Belariand’da yerleşen ve Ulmo’nun çağrılarını ancak iş işten geçince duyan Teleri, Orta Dünya’da kaldılar. Pek çoğu hâlâ kayıp olan efendileri Elwë’yi aramaktaydı ve onsuz çekip gitmeye yanaşmıyorlardı. Fakat Ingwë ile Finwë’nin halklarını da yanlarına katıp gittiklerini öğrendikleri vakit, Teleri’nin pek çoğu Beleriand kıyılarına koşup Sirion Deltası’nın yakınına yerleştiler ve çekip giden dostlarına özlemlerini hiç yitirmediler. Başlarına da Elwë’nin kardeşi Olwë’yi getirdiler. Batı denizinin kıyılarında epeyce bir vakit kaldılar ve Ossë ile Uinen gelip onlara yarenlik etti; Ossë o diyarın sınırı yanındaki kayalardan birine çöküp onlara ders verdi; onlar da deniz ilminin ve deniz müziğinin her çeşidini öğrendiler. Ve böylece, başından beri gönülleri suya yakın duran ve tüm Elfler içinde en iyi şarkı söyleyen Teleri, denizlerin tutkunu oldular, söyledikleri şarkılar kıyılara vuran dalgaların sesleri ile doldu.

Aradan yıllar geçti ve Ulmo, Teleri’den epey bir zamandır ayrı düşmüş olmalarına kederlenen Noldor’la kralları Finwë’nin dualarına kulak verdi; ondan, eğer gelmek isterlerse, dostlarını da Aman’a getirmesini dilediler. Teleri bu kez seve seve kabul etti, fakat Ulmo onları alıp Valinor’a götürmek üzere Beleriand’a döndüğünde, Ossë’yi çok kederli buldu, çünkü Orta Dünya’nın denizleri ile Beri Toprakların kıyılarının başında bulunan Ossë kendi topraklarında artık Teleri’nin seslerinin duyulmayacak olmasından hoşnutsuzdu. Bazılarını kalmaları için ikna etmeyi başardı; ve bunlar Falathrim’di, Falas’ın Elfleri, sonraki günlerde Brithombar ve Eglarest limanlarında yaşayacak olan, Orta Dünya’nın ilk denizcileri ve gemileri ilk inşa edenlerdi. Gemi yapımcısı Círdan onların efendileriydi.

Singollo Elwë’nin akrabaları ve arkadaşları da Beri Topraklarda kalıp onu aramayı sürdürdüler, oysa Ulmo ve Olwë oldukları yerde biraz daha oyalansalardı, memnuniyetle Valinor’a ve Ağaçların ışığına doğru yola düşmüş olacaklardı. Ama Olwë yerinden ayrılıp gitmişti ve Teleri’nin esas büyük grubu sonunda adanın üzerine geçmiş, Ulmo da çekip götürmüştü onları. Ve böylece Elwë’nin dostları geride kaldılar; kendilerine Terk Edilmiş Halk, Eglath dediler. Yüreklerine keder salan kıyılardan kopup, Beleriand’ın ormanlarına ve tepelerine yerleştiler, fakat Aman’a duydukları tutku kalplerinden asla silinmedi.

Ossë, Olwë’nin kafilesinin peşine düştü ve Eldamar Koyu’na (Elfyurdu’na yani) geldiklerinde onlara seslendi; sesini tanıyıp, seyirlerini durdursun diye Ulmo’ya yalvardılar. Ve Ulmo dileklerini yerine getirdi; Ossë’yi buyurdu, o da adayı hızla durdurup denizin dibine sıkıca tutturdu. Ulmo bunu yapmaya dünden razıydı, çünkü Teleri’nin kalplerinden geçenleri biliyordu ve Elfler’in Orta Dünya’da kalmalarının daha hayırlı olacağına hükmettiğinden, Valar divanında kalkıp onlara yapılan çağrıların aleyhine konuştu. Valar, Ulmo’nun yaptığını öğrendiklerinde, hiç de hoş karşılamadılar. Finwë ise Teleri gelmeyince kedere boğuldu, hele Elwë’nin terk edildiğini öğrendiğinde bin beter oldu, çünkü Mandos’ta karşılaşacakları vakte dek onu göremeyecekti. Yine de bir daha hareket etmedi ada, Eldamar Koyu’nda tek başına kaldı; o yüzden de Tol Eresseä dediler adına, Yalnız Ada. Teleri burada, gökteki yıldızların altında, Aman’a ve ölümsüz kıyının seyrine baka baka diledikleri gibi yaşadılar. Yalnız Ada’da uzun süren misafirlikleri sırasında yalnız başlarına kaldıkları için, dilleri Vanyar’ın ve Noldor’un dillerinden farklılaştı.

Burada Teleri halkının sonunda Aman Diyarı’na nasıl geldikleri anlatılmalıdır. Uzun bir çağ boyunca Tol Eressëa’da yaşamışlar; ama yavaş yavaş yürekleri değişmiş, denizin üzerinden Yalnız Ada’ya doğru akan ışığa yönelmişler. Kıyılarına vuran dalgaların müziği ile akrabalarını tekrar görüp Valinor’un ihtişamına bakmanın tutkusu arasında bölünmüşler; ama.sonunda ışığın tutkusu daha güçlü olmuş. Bu yüzden Ulmo, Valar’ın arzusuna boyun eğerek, dostları Ossë’yi onlara gönderdi ve o kederlenerek de olsa Teleri’ye gemi yapımı zanaatını öğretti; ve gemiler inşa edildiğinde onlara ayrılış armağanı olarak bir sürü güçlü kanatlara sahip kuğu getirdi. Sonra kuğular, Teleri halkının beyaz gemilerini rüzgârsız denizin üzerinden çektiler; ve böylece en sonunda geç de olsa Amana; Eldamar kıyılarına geldiler ve buraya yerleştiler.

Nargothrond ve Gondolin’in Kuruluşu

Turgon memleketi Nevrast’tan çıkıp Tol Sirion Adası üzerinde dostu ve akrabağı olan Finrod’u arayıp buldu ve bir süre için kuzey dağlarından bıkıp, birlikte nehir boyunca güneye doğru yolculuğa çıktılar; yolculukları sürerken Alacakaranlık Göllerinin ötesinde Sirion sularının yakınlarında üzerlerine gece çöktü ve yaz gecesinin yıldızları altında bu suların kıyısında uyudular.

Ama nehirden yukarıya çıkan Ulmo üzerlerine derin bir uyku ve kötü kötü rüyalar yolladı; uyandıktan sonra bile o rüyaların uğursuzluğundan kurtaramadılar kendilerini, ama birbirlerine de tek kelime etmediler, çünkü tam da hatırlayamıyorlardı gördüklerini ve her ikisi de, Ulmo’nun yalnızca kendisine bir mesaj verdiğini düşünüyordu. Ama artık rahat huzur yüzü görmez oldular, neler olacağına dair bir şüphe düştü içlerine ve gizli güçlere ait yerleri bulmak için ayak basılmadık topraklarda bir başlarına bir o yana bir bu yana dolaştılar, çünkü her ikisi de gelecek olan bir felaket gününe karşı hazırlanmak ve Morgoth aniden Angband’dan çıkıp da Kuzey ordularını devirmeden evvel bir sığınak kurmak üzere emir aldıklarını düşünüyorlardı.

Finrod ile kız kardeşi Galadriel’in Doriath’ta akrabaları Thingol’ün misafiri olarak kaldıkları bir zamandı. O zamanlar Finrod, Menegroth’un gücü ve ihtişamı, hazineleri ve silahlığı ve taştan inşa edilmiş çok sütunlu salonlarına hayran kaldı ve tepelerin altında, gizli ve derin bir yerde daima korunan kapılar ardında kocaman salonlar inşa ettirme hevesi yüreğine yerleşti. Bu yüzden hayallerinden bahsedip içini Thingol’e açtı; Thingol ona Narog Nehri’nin derin koyağından ve onun dik batı kıyısındaki Yüce Faroth’un altında bulunan mağaralardan söz etti ve yola çıkarken yanına, henüz pek kimsenin bilmediği o yerlere onu götürecek rehberler kattı. Böylece Finrod, Narog Mağaralarına geldi ve bunların derinlerinde Menegroth’un konaklarının tarzına benzer salonlar ve silahlıklar inşa etmeye girişti ve bu kale Nargothrond adını aldı. İnşaatı yaparken Mavi Dağ’ın Cücelerinden yardım gördü Finrod, onlar da karşılığında ziyadesiyle ödüllendirildiler, çünkü Finrod diğer bütün Noldor prenslerinden daha çok hazine getirmişti Tirion’dan.

Finrod, yanına halkından pek çok kişiyi de alıp işte orada, Nargothrond’da kurdu yuvasını ve Cücelerin dilinde Felagund dendi kendisine, Mağara Yontucusu; Finrod da bu ismi ölene dek taşıdı.

Ama Turgon bir tepe üzerine kurulu olan şehri, kulesi ve ağacı ile pek hoş olan Tirion’u anımsadı ve aradığını bulamadı, ama Nevrast’a döndü ve denizin kıyısındaki Vinyamar’da huzur içinde oturdu. Ve bir yıl sonra Ulmo yeniden kendisini gösterdi ona ve gidip Sirion Vadisi’nde bir başına dolaşmasını buyurdu; Turgon yola düşüp Ulmo’nun yol göstericiliğiyle Kuşatan Dağlarda saklı kalmış olan ve ortasında kayadan bir tepenin yükseldiği Tumladen Vadisi’ni keşfetti. Bundan da kimselere söz etmedi yine ve bir kez daha Nevrast’a döndü; orada, sürgün döneminde hasretini çektiği Tuna üzerindeki Tirion şehrine benzer bir şehri gizli gizli tasarlamaya koyuldu.

Ve bu şehri Ulmo’nun gözetiminde ve korumasında uzun uğraşlar sonucu inşaa etti. Beleriand’ın yıkımında, en son düşecek olan saklı şehir Gondolin böylece kurumuş oldu.

 

Tuor

Húrin’in kardeşi Huor’un, Sayısız Gözyaşı Savaşı’nda öldürüldüğü anlatılır; o yılın kışında karısı Rían, Mithrim yabanında bir çocuk dünyaya getirdi ve adını Tuor koydu; bu çocuğu, hâlâ o tepelerde yaşayan Annael adlı bir Gri Elf büyüttü. Tuor on altı yaşına bastığında, Hithlumlu Doğuluların reisi olan Lorgan tarafından esir alındı. Bu esarete üç yıl dayanabildi, ama sonunda kaçtı ve Androth mağaralarına dönüp tek başına bir hayat kurdu.

Ama Tuor böyle tek başına bir haydut olarak dört yıl geçirdikten sonra, Ulmo onun yüreğine, atalarının ülkesinden çekip gitme fikrini yerleştirdi, çünkü Tuor’u, tasarılarını gerçekleştirecek kişi olarak seçmişti.

Tuor, Nevrast’a gelip, Büyük Deniz Belegaer’e baktı ve tutkuyla bağlandı; denizin sesi ve ona duyduğu özlem daima yüreğinde, kulaklarında yaşayacaktı; ve sonunda onu alıp Ulmo’nun diyarlarının derinliklerine götüren bir huzursuzluk taşıyordu içinde. Sonra tek başına Nevrast’a yerleşti, o yılın yaz mevsimi öylece geçti; Nargothrond’un yazgısı ise gittikçe yaklaşıyordu, ama güz geldiğinde, güneye doğru kanat çırpan yedi büyük kuğu gördü ve bunu, orada fazlasıyla oyalandığına dair bir uyarı olarak aldı ve onları deniz kıyısı boyunca takip etti. Böylece sonunda, Taras Dağı’nın eteklerindeki terk edilmiş Vinyamar salonlarına vardı ve içeri girdi; orada, uzun yıllar önce Ulmo’nun emriyle Turgon’un bıraktığı kalkanı, zırhı, kılıcı ve miğferi buldu; bunları kuşandı.

Adımlarının kendisini deniz kıyısına çektiğini hisseden Tuor geniş sahile ayak bastı. İndiği sırada, güneşin, karanlık denizin üzerine aniden çöken büyük kara bir buluta gömüldüğünü gördü. Aynı anda hava soğumuş, etrafa fırtına habercisi bir ürperti ve hareketlenme hakim olmuştu. Kıyıda duran Tuor, güneşin o korkunç bulut kütlesinin ardında etrafına dumanlar saçan bir alev gibi parladığını gördü; tam o anda çok uzaklarda dev bir dalganın yükseldiği ve sahile doğru yaklaşmakta olduğu izlenimine kapıldıysa da, merakına ve heyecanına yenilip yerinden kımıldamadı. Dev dalga kıyıya yaklaştıkça, dalganın üzerinde sisten bir gölge seçti gözleri. Sonra birdenbire, dalga kırılıp büküldü ve köpüklü kollarıyla hızla uzanarak sahili tokatladı. Tam dalganın kırıldığı yerde, giderek yaklaşan fırtınanın oluşturduğu bir arka fonun önünde, akıllara durgunluk veren devasa ve canlı bir şekil durmaktaydı şimdi.

Bu görüntü karşısında Tuor saygıyla eğildi, çünkü ilk anda karşısındakinin büyük bir kral olduğu gelmişti aklına. Başında gümüşsü parıltılar saçan sivri bir miğfer, onun hemen altında günbatımında pırıldayan bir köpük misali aşağı dökülen upuzun saçlar ve bir sis perdesi gibi bedenini saran gri pelerini savurup geriye doğru atmasıyla beraber açığa çıkan, büyük bir balığın zırhımsı derisi gibi dip dibe örülmüş parlak bir yelek ve dev şekil karaya doğru yavaşça yürüdükçe denizin yansımasıyla üzerinde alevler oynaşıyormuş hissi doğuran koyu yeşil renkte bir manto. Noldor halkının Ulmo diye hitap ettiği Suların Efendisi, diğer adıyla Derinlerde Gizlenen, Hador ailesinden Huor oğlu Tuor’a işte böyle göründü.

Kıyıya çıkmamış, dizine kadar suyun içinde olduğu halde Tuor’la konuşmaya başlamıştı. Gözlerinin ışıltısı ve sesinin duyanda yerkürenin merkezinden geldiği izlenimi uyandıran o derin tınısı karşısında Tuor’un korkudan dizleri çözüldü ve kendisini kumlara bıraktı.

“Ayağa kalk, Huor oğlu Tuor!” dedi Ulmo. “Benim gazabımdan korkmana gerek yok, uzun zamandır seni çağırıyorum ve sonunda buraya, beni bulacağın yere gelmeni sağladım. Aslında buraya ilkbaharda ulaşmış olman gerekiyordu, oysa şimdi, Düşman’ın topraklarından bu yana ilerleyen korkunç kışın bastırması yakındır. Acele etmelisin çünkü senin için çizmiş olduğum ferah yolu değiştirmemiz şart oldu. Benim tavsiyelerim küçümsenip bir kenara itildiği için büyük bir kötülük şu an Sirion Vadisi üzerinde kol geziyor ve seninle hedefin arasına düşmanların yığıldı bile.”

“Benim hedefim nedir peki, lordum?” diye sordu Tuor.

“Öteden beri kalbinin özlemle aradığı şeyden başkası değil,” oldu Ulmo’nun yanıtı: “Saklı şehrin yerini keşfedip Turgon’u bulmak. Benim mesajımı taşımak için fazla göz alıcısın, hele de çok önceleri senin için tasarlamış olduğum bu yeni zırhının içinde. Oysa senin, bulduğun her gölgeden faydalanarak, tehlikelerin içinden gizlice sıyrılıp geçmen gerekecek. Bu pelerine iyice sarın ve yolculuğunun sonuna gelene dek onu üzerinden bir an olsun çıkarma.”

Bunları söyledikten sonra Ulmo kendi pelerininden bir kesit kopardı ve kopan parça Tuor’un üzerine düşerek büyük bir kaftan gibi onu tepeden tırnağa sardı.

“Böylelikle benim gölgeme sığınarak yürüyor olacaksın,” dedi Ulmo. “Artık daha fazla bekleme; çünkü Anar topraklarında ve Melkor’un ateşinin ortasında bu pelerin fazla direnç gösteremez. Şimi söyle bana, sana verdiğim görevi kabul ediyor musun?”

“Ediyorum, lordum,” dedi Tuor.

“Öyleyse Turgon’la karşılaştığında ona ileteceğin sözleri diline işleyeceğim şimdi,” dedi Ulmo. “Ama öncelikle sana bazı bilgiler vereceğim ve duyacaklarının içinde Eldar halkının içindeki en yüceleri de dahil olmak üzere hiçbir İnsanın şimdiye dek duymadığı şeyler olacak.”

Böylece Ulmo Tuor’a Valinor’dan ve onun karanlığa gömülüşünden, Noldor halkının sürgüne gidişinden, Mandos’un Kehaneti’nden, Kutsal Diyar’ın gizlenişinden bahsetti.

“Şimdi söyleyeceklerime kulak ver!” dedi sonra, “İnanç’ın -ki Dünyanın Çocukları ona bu ismi uygun görmüştü- zırhında bir çatlak, Kehanet’in duvarlarında bir yarık her daim bulunur, ta ki her şey çözümlenip Son’a bağlanıncaya kadar. Ben dayandığım sürece, karanlığın ortasındaki bir ışık, susturulamayan gizli bir ses gibi var olmayı sürdüreceğim. İçinde bulunduğumuz bu karanlık günlerde ben kendi ırkımın, yani Batının Lordları’nın arzularına karşı geliyormuş gibi görünsem de, Dünya’nın yaradılışından bile daha önce atanmış olduğum bu görevde, onların arasında sergilemem gereken tavırdır bu. Ama kötülük çok güçlü ve Düşmanımızın gölgesi her geçen gün daha geniş bir alana yayılıyor; benimse güç alanım daraldıkça daraldı, tüm Orta Dünya’da şu an gizli bir fısıltıdan daha fazlası değilim artık. Benim gücüm o topraklardan çekildikçe, batıya akan sular kuruyup ortadan kalktı, kaynakları ise zehirlendi; çünkü Melkor’un gücü Elfleri ve İnsanları bana karşı kör ve sağır kılmıştı. Şimdiyse Mandos’un Kehaneti gerçekleşmeye doğru son hızla yaklaşıyor ve Noldor halkının bugüne kadar diktiği tüm yapılar yerle bir olmak, tüm umutları yıkılmak üzere. Geriye kalan son umut, onların aramayı hiç akıl edemediği ve uğruna hazırlık yapmadığı umuttur. İşte o umut senin içinde; seni seçmemin ardında yatan sebep de bu.”

“Turgon tüm Eldar halklarının ümit ettiğinin aksine Morgoth’un karşısında durmayacak mı yani?” dedi Tuor. “Bu durumda ben, Turgon’a ulaşsam bile nasıl bir fayda sağlayabilirim ki, lordum? Tıpkı babamın vaktiyle yaptığı gibi, kötülüğe karşı Kral Turgon’la omuz omuza durmayı tüm benliğimle istiyorum, ama Batının Yüce Halkı’na mensup birbirinden yiğit bunca savaşçının arasında benim gibi ölümlü bir insan tek başına neye yarar ki?”

“Eğer ben seni yollamayı seçmişsem, Huor oğlu Tuor, senin diğerlerinin arasında tek olan kılıcını bu göreve layık gördüğümdendir. Edain (İnsan) halkının bu dünya üzerindeki kısacık yaşamlarını bu denli cesurca ve kendilerini sakınmaksızın tehlikeye attığını gören ve hayrete düşen Elfler, onların mertliğini aradan nice asırlar da geçse hatırlayacaktır. Ama seni göndermemin tek nedeni cesaretin değil, dünyaya senin kendi tahmin sınırlarının da ötesinde bir umut, karanlığı deşecek bir “ışık” getirecek olman.”

Ulmo bunları anlatırken fırtınanın uğultusu kulakları yırtan bir çığlığa dönüştü; rüzgar alabildiğine hızlanmış, gökyüzü kapkara olmuş, Suların Efendisi’nin sırtındaki pelerin ise uçuşan bir bulut gibi geriye savrulmuştu. “Git artık,” dedi Ulmo en sonunda, “yoksa deniz seni yutacak! Çünkü Ossë çizilmiş olan kadere hizmet ettiğinden hiddetine hakim olamaz ve Mandos’un iradesine uyar.”

“Nasıl emrederseniz,” dedi Tuor. “Peki ya kötülüğün kıskacından kurtulur da hedefime ulaşabilirsem, Turgon’a ne söyleyeceğim?”

“Ona ulaşmayı başarırsan,” diye yanıtladı Ulmo, “söylemen gereken sözcükler senin zihninde kendiliğinden canlanacak ve ona öğrettiğim şeyler dilinden dökülecek. Hiç çekinmeden konuş! Sonrasında ise yüreğin ve cesaretin seni nereye sürüklerse oraya git. Pelerinime sıkıca sarınmayı ihmal etme, çünkü kötülükten ancak bu sayede korunabilirsin. Yolculuğun boyunca sana rehberlik etmesi için, Ossë’nin gazabından koruduğum birini daha katacağım yanına: Yıldız’ın gökte yükselişine kadar geçen zamanda Batı denizlerine açılan son geminin son denizcisini göndereceğim sana. Şimdi karaya geri dön!”

Sonra gök gürledi ve denizin üzerinde şimşekler çaktı ve Tuor yıldırımı andıran alevlerin içinde gümüşi parıltılar saçarak suların içinde dikilmekte olan Ulmo’ya son kez seslendi:

“Gidiyorum, lordum! Ama Deniz’in sevgisini ve hasretini her daim kalbimde yaşatacağımı bilin.”

Bu sözler üzerine Ulmo boynuzdan yapılma dev bir boru çıkararak bir kez olmak üzere uzunca üfledi; fırtınanın gürlemesi bile bu sesin yanında göl esintisi gibi kalmıştı. Borudan çıkan sesi duymasıyla beraber bu sesin onu sarıp hareketsiz bıraktığını ve hattâ benliğinin derinliklerine işlediğini hisseden Tuor’a, Orta Dünya’nın üzerindeki tüm kara parçaları ortadan kalkıyormuş ve tüm suları bir bütün halinde görülebiliyormuş gibi geldi: Nehir ağızlarından incecik derelere, haliçlerden yeraltı akıntılarına kadar. Büyük Deniz’in tuhaf varlıklarla dolu o çalkantılı kesimlerinden, sonsuz ve zifiri bir karanlığın hakim olduğu ve ölümlüleri dehşete düşürecek korkunçlukta seslerin yankılandığı en dip noktalarına dek her yeri gözünün önünde canlandı. Bakışları onu görüş alanının fersahla bile ölçülemeyecek kadar uzak bir noktasındaki, eteklerinde köpüklü dalga dizileri oynaşan ve zirvesi ışıl ışıl bir buluta değen yalnız ve kocaman bir dağa ulaştırdı.Ulmo gitmiş ve ardında Ossë’nin emrini dinleyen çılgın dalgaların Nevrast duvarlarını dövdüğü kabarık ve coşkun bir deniz bırakmıştı.

Ama sabah olup da fırtına dindiğinde, Tuor Vinyamar duvarlarının yanında duran bir Elfe rast geldi; bu Elfin adı Voronwë idi, Turgon’un Batı’ya gönderdiği son gemiyle yelken açıp gitmiş olan Gondolinli Aranwë’nin oğluydu. Ama sonunda derin okyanustan dönen gemi Ortadünya sahillerinin karşısında büyük bir fırtınaya yakalandığında, Ulmo, tüm denizciler arasında sadece onu kurtarmış ve Vinyamar yakınlarında sahile atmıştı; Suların Efendisi’nin Tuor’a verdiği görevi öğrenince hayrete düşen Voronwë, Gondolin’in gizli kapılarına kadar ona rehberlik etmeye de razı gelmişti. Böylece, birlikte yola koyuldular.

Ve sonunda Gondolin kapısına vardı ve şehrin geniş merdivenlerinden çıkarak sonunda Kral’ın kulesine getirildi ve Valinor Ağaçlarının görüntülerine baktı. Sonra Tuor, Yüce Noldor Kralı Turgon’un huzuruna çıktı; Kral’ın sağında kız kardeşinin oğlu Maeglin, sol tarafında ise, kızı Celebrindal Idril oturuyordu; Tuor’un sesini duyanlar, onun gerçekten fani ırktan bir İnsan olduğuna inanmakta güçlük çekerek sözlerine hayranlıkla kulak verdiler, çünkü bu sözler, tam o anda kendisine iletilen Ulmo’nun sözleriydi. Ve, Noldor’un tüm eserleri yok olup gittiği zaman, Mandos’un Laneti’nin gerçekleşeceği konusunda Turgon’u uyardı; ona kendi elleriyle kurduğu güzel ve güçlü şehrini bırakıp gitmesini ve Sirion boyunca ilerleyip denize ulaşmasını emretti.

Bunun üzerine Turgon, Ulmo’nun öğüdünü kafasında uzun uzun ölçüp biçti ve aklına Vinyamar’da ona söylenmiş olan şu sözler geldi: “Kendi elinden ve yüreğinden çıkmış olana fazlaca bağlanma; Noldor’un esas umudunun Batı’da olduğunu ve Deniz’den geldiğini unutma.”

Ama Turgon zaman geçtikçe kibirlenmişti; Gondolin, Elflerin Tirion’u kadar güzelleşip onu andırır olmuştu; bir Vala’nın tersini söylemesine karşın, şehrinin gizli ve karşı konulmaz gücüne yine de güveniyordu. Kendilerini, yolu izi olmayan, büyülü tepelerin ardına kapatıp, kimseyi, Morgoth’un elinden kaçıp gelmiş olanı bile içeriye almadılar; öte topraklardan gelen haberler ise belirsiz ve uzaktı, pek de umurlarında olmamıştı. Turgon, dışarıda yaşanan felaketlere kulaklarını tıkamıştı, halkına da, tepelerin sınırları dışına çıkmayı yasakladı.

Ve Tuor da Gondolin’de kaldı, çünkü şehrin saadeti ve güzelliği, halkın bilgeliği onu büyülemişti; zamanla hem bedenen hem de zihnen gücünü kuvvetini kazandı ve sürgün Elflerin ilminin inceliklerini öğrendi. Bir zaman sonra Turgon kızı Idril’in kalbi ona yöneldi, onunki de Idril’e.. Tuor Kral’ın gözünde öyle yükseldi ki yedi yılın sonunda, Turgon kızının onunla evlenmesine izin verdi, çünkü Ulmo’nun emrini yerine getirmiş olmasa da, Noldor’un kaderinin, Ulmo’nun elçisininkiyle iç içe geçtiğini anlamıştı.

Ani bir baskınla Gondolin yıkıldı ve Tuor ile İdril’in biricik oğlu Earendil beraberindekilerle gizli bir geçitten kaçtı.

Ulmo’nun Tuor’u seçmesinin nedeni, İdril ile evlenip çocukları olacak olan Earendil’in Valar’a ulaşmak için koca denizi geçip de Melkor’a karşı yardım istemesiydi.

Beleriand toprakları yerle bir olsa da Melkor esaretinin ortadan kalkacağı ‘Öfke Savaşı’ ile Beleriand’a Valar ordularıyla dönen Earendil, pek çoğunun bilmese de, Ulmo’nun her şeye rağmen sürgünlere yardım etmesinin bir sonucuydu.

Denildiği gibi; Şimdi Elflerin Ulmo diye isimlendirdiği Ainu, düşüncesini suya çevirmişti..

Kaynaklar

  1. Tolkien Gateway
  2. Silmarillion
  3. Bitmemiş Öyküler
Like
Like Love Haha Wow Sad Angry