Ana sayfa Edebiyat Ümitsizliğe Dair Bir Roman: Nietzsche Ağladığında

Ümitsizliğe Dair Bir Roman: Nietzsche Ağladığında

30
0
PAYLAŞ

“Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!
… Pandora’nın kutusu açılıp, Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, insanlar yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladı. Fakat Zeus’un arzusunun, insanların, kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.”

Uzun bir aranın ardından yeni bir yazı ile buradayım. :))

Sizlere Irwin D. Yalom’un Nietzsche Ağladığında kitabından bahsetmek istiyorum. Sürekli hakkında güzel yorumlar okuduğum ama bir türlü okumaya fırsat bulamadığım bir kitaptı. Kitaba başladıktan sonra o kadar beğendim ki hemen okuyup bitirmek yerine, ağırdan alarak, keyif duyarak ve yer yer üzülerek okumayı tercih ettim. Ve iyi ki de öyle yapmışım. Son zamanlarda okuduğum en harika kitaptı da diyebilirim.

Nietzsche’nin kadınlardan nefret etme sebebi olan Salome’un Dr. Breuer’in kapısını çalması ile başlıyor olaylar. Salome, Nietzsche’nin hastalığından derin üzüntü duymakta ve kendisinin de bu hastalıkta payı olduğunu düşünmektedir. Büyük bir ümitsizlik içinde ki filozofu tedaviye ikna etmesi için Dr. Breuer’e gelmiştir. Çünkü Salome’ye göre “Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikededir”. Bu noktadan sonra olayların akışı ile ilgili detaylı bilgi vermek istemiyorum. Çünkü gerçekten bu kitabı okumanızı ve her şeye şahit olmanızı istiyorum. Kitap hakkında bir yerde okuduğum gibi; “Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek.” söylemine kesinlikle katılıyorum. Tam anlamıyla bir düşünce ve felsefe kitabı okuyorsunuz. Nietzsche’nin düşüncelerini, aşkını, uğradığı ihaneti, ümitsizliğini ve tedavi olmayı reddetmesi, Nietzsche’yi tedaviye ikna etmeye çalışan Dr. Breuer’in çabaları ve Nietzsche ile aralarında geçen derin anlamlar taşıyan konuşmalar… Kitabın ana teması ümitsizlik. Tam bir dram ve depresyon kitabı da diyebilirim. Tarihte yaşamış kişilikler yan karakterler olarak yer alıyorlar. Kurgu, anlatım dili, diyaloglar, olay örgüsü hepsine bayıldım. Okuyacak olan kitap severlere tavsiyem bir çırpıda okunacak bir kitap değil. Sakin kafayla sindire sindire okuyunuz. Emin olun size çok şey katacak.

Ayrıca romandan uyarlanan film, Pinchas Perry yönetmenliğinde 2007 yılında vizyonda yer almış, Nietzsche rolünde Armand Assante, Dr. Breuer rolünde Ben Cross, Salome rolünde ise Katheryn Winnick rol almıştır.

 

Bu düşüncelerimi kitabın arka kapak yazısı ile bitiriyorum. Size kitap hakkında birçok ipucu verecektir. Bir sonraki yorumda görüşmek dileği ile hoşça ve kitapla kalın. :))

Sahne;

Psikanalizin doğumu arifesindeki 19.yüzyıl Viyana’sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.

Aktörler;

Nietzche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrıyı öldürmüş. ‘Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır,’ diyor. Daha sonra ‘kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?’ diyecek. Ümitsiz.

Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca ‘ama’ pozisyonunda yaşamış biri.

Freud: Breuer’in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.

Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.

Konu;

Ümitsizlik.

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
101