PAYLAŞ
Ankakuşu Kral Savunucu Aenarion diyor ki;
“Bizler Asuryan’ın seçilmişleriyiz, Tanrılar tarafından sevilenler ve onların Dünya’daki varisleriyiz. Ordularımız en iyi yaradılıştadır; Düşmanlarımızın hantal olduğu zaman hızlı, barbar oldukları zaman ise kültürlüyüz! Başarısızlığı ve yenilgiyi düşünmek yok, bizler Ulthuan’ın çocuklarıyız ve galip geleceğiz!”
Yüksek Elfler, veya kendi tabirleri ile “Asur”, Warhammer Dünyası’ndaki eski ve güçlü milletlerden biridir. Büyük Okyanus’un ortasında bulunan, etrafı güçlü bir sis ile örtülü olan Ulthuan’da yaşarlar. Ulthuan’ın Yüksek Elfleri, usta savaşçıların, hakiki büyücülerin, göğün ve denizin efendilerinin bulunduğu gururlu ve güçlü bir ulustur.
Ancak bir zamanlar, Elfler’in en büyük karakterik özelliği olan asil ve merhamet edici doğaları, kısa sürede yerini büyük bir gurur ve kibir hissi ile değiştirmişti. Bu küstahlık sonucu, eski müttefikleri olan Cüceler ile dostluklarını parçalayıp, her iki millet için de kötü sonuçlar doğuracak olan Büyük Savaş’a tutuşmuşlardı. Bu savaştan sonra her iki millet de büyük zararlar alarak belki de geleceklerini karartmışlardı. Artık kontrol edemedikleri Dünya’da Yüksek Elfler, varlıklarının alacakaranlık yıllarına bakıyorlar. Şehirleri, eskiden olduğu gibi canlı ve kalabalık değil, şimdi onlara nihai, beklenmedik ölümün kasvetli hatırlatıcısı olarak hizmet ediyorlar.
Söylendiği gibi, Yüksek Elfler’in zamanı geçti, yine de bununla mücadele etmeleri büyük gurur. Çünkü onlar kendilerini bu eski Dünya’nın haklı koruyucuları olarak görüyorlar ve uygarlıkları ayakta kaldığı sürece, bu ölmekte olan Dünya’nın hiçbir zaman tam karanlığa dönüşmeyeceğine inanıyorlar. Unutulmak onların kaderi olacaksa, onlar sevdikleri ve korudukları bu Dünya’dan silinmemek için gerekirse oka ve kılıca karşı gelirler. Her savaşçının büyük bir nedene hizmet etmesi için çalışırlar; Bu Dünya’yı korumak.

TARİHÇE: 

Bir zamanlar ölümlü alemin efendileriydiler, eylemleri birçok ulusun kaderini değiştirdi. Ne yazık ki artık Yüksek Elfler hayatlarının alacakaranlığını yaşıyorlar, eserleri ve yaptıkları onlarla beraber ölüyor. Eskiden tüm kıtalara hükmedebilecek Ankakuşu Krallarının İmparatorluğu, şimdi Ulthuan’a ve yurtdışı karakollarına dağılmış durumda. Bir zamanlar canlı ve kalabalık olan kaymaktaşından şehirleri, artık çağın boş yankılarından başka bir şey değil. Güzellik ve Asaletten başka bir şey bilmeyen bu topraklar, artık aralıksız savaşın öfkesi ile kana susamış durumda.

Aenarion’un Saltanatı (-4498 ile -4419 IC arası)

Aenarion, tüm Elf kahramanları arasında en büyük ve en trajikiydi; bir mahkum şampiyon, düşmüş bir tanrı. Karanlık ve sürekli çatışmanın bulunduğu çağda en güçlü savaşçıydı; Ulthuan’ın Ankakuşu Kralları arasında en çok sevilen ve en çok lanetlenenidir. Aenarion’un saltanatı dehşet ve kavganın bulunduğu bir zamanda başladı. Bir zamanlar Eskiler tarafından bir Dünya’dan başka bir Dünya’ya geçmek için kullanılan kutup kapıları çökmüş ve bunun sonucunda Dünya’ya sarmal bir enerji yayılmıştı. Büyünün başlangıcında, ölümlü Dünya’yı kendileri için talep eden Kaos Tanrıları’nın iblis lejyonları geldi. Bunun gibi bir düşmana karşı Elfler’in hiç şansı yoktu, çünkü dövüşte eğitilmemişler ve büyüleri yalnızca barışçıl uğraşlar için kullanıyorlardı. Ulthuan yakında savaşa ve katliama sahne olacaktı, Elfler tanrılarına kurtuluş için yalvarıyorlardı.
  • İlk Ankakuşu Kral
Aenarion, Dünya’yı dolaşan ancak ihtiyacı olduğunda hızla Ulthuan’a dönen bir gezgindi. Elfler’in uzun süredir Kaos’un bitmemiş öfkesine karşı ayakta duramayacağını fark eden Aenarion, Asuryan Tapınağı’na doğru yola koyuldu. Orada kendini kutsal ateşe teklif etti ve halkını kurtarması için Asuryan’a yalvardı. Asuryan yanıt vermedi, ancak Aenarion sözünü tuttu ve kendini sıcak-beyaz alevlerin içine attı, ama Aenarion o gün ölmedi. Ölümlü Elf’i Asuryan’ın ilahi iradesi ile güçlü bir Ankakuşu Kralı’na dönüştüren alevlerden yara almadan çıktı. Aenarion, hükümdarlığına gerçekten hayırlı bir zafer ile başladı, tapınağın duvarlarının dışında, tapınağı yıkıp kutsal ateşi sonsuza dek söndürmek üzere gelmiş olan İblis kalabalığının karşısına çıktı.
Aenarion, mızrağını fırlatması ile iblislere önderlik eden İblis Lord’u öldürdü. Sonra neredeyse ölümcül bir hamle yaparak İblis Lord’un silahını aldı ve ardından geri kalan iblisleri katletti. Aenarion’un bu zaferi hızla Ulthuan’a yayıldı. Tüm Elfler’in gönlünü kazandı ve Elfler, İblislere yenildikçe onun arkasında birleşti. Çağın en büyük sihirbazı olan Caledor Ejderhaterbiyecisi, Aenarion’a sadakat yemini etti ve birlikte Elf savaş sanatı alanında antremanlar yaparak geliştiler. Aenarion, Vaul’un rahiplerini çağırıp onlarla güçlü metalden ve ithilmardan(bir metal türü) silahlar döverken, Caledor da onların vesayetini üstlendi ve onlara sürgün ile yoketme alanında güçlü büyüler öğretti. Böylece Elfler’in kaderi değişti.
Yaklaşık yüz yıl boyunca savaş, kesin bir zafer işareti olmadan sürdü gitti ve Elfler inançlarını kaybetmeye başladılar. Huzurlu zamanlar çok azdı. Atılgan Aenarion bile zaferin olamayacağını, yalnızca yavaş ve kaçınılmaz bir yenilgi olacağını farketti. Sonuçta, kurtuluş sunacak olan en bilgin ve hakiki büyücü Caledor’du. Dünya’yı ve İblisleri büyüleyecek bir evrensel girdap yaratmaya yönelik plan geliştirdi.
Başarı için az umuda sahip umutsuz bir plandı, ama Caledor ve onun gibi birçoğu, Elfler’in ilerlediği yavaş ve umutsuz ölüme, riskli ve umutsuz bir girişimi tercih ediyorlardı. Aenarion, Caledor’un planına karşı çıktı, bunu umutsuzluğun danışmanı olarak adlandırdı. Kalbinde savaşın kazanılamayacağını bildiği halde, Ankakuşu Kral Aenarion, Caledor’un riskli planını gerçekleştirmektense savaşı yıllarca daha devam ettirmeye kararlıydı. Aenarion’un karizması ve güçlü bir aklı vardı, o kesinlikle Caledor’un düşüncesini tamamen değiştirmişti. Ancak daha sonra İblisler, Avelorn’u aştı. Saldırı sırasında Aenarion’un karısı ve aynı zamanda Ulthuan Kraliçesi olan Astarielle öldürüldü, çocukları katliam sırasında bulunamadı.
  • Dulbırakan

Ailesinin başına gelenleri duyan Aenarion, korkunç bir öfkeye kapıldı. Aenarion, Dünya üzerinde karşısına çıkan her İblisi öldüreceğine yemin etti ve Yıkık Ada’ya gideceğini söyledi. Sözlerini dinleyenler dehşete kapıldı, çünkü Aenarion’un amacı tek bir şey olabilirdi: Zamanların başlangıcından beri Khaine’in Sunağı’nda bulunan ve korkunç bir güce sahip olan, Dulbırakan isimli silahı elde etmek.
Dünya’nın kendisi kadar eski olan bu silah, aşırı büyük bir güce sahipti, Ölüm Tanrısı Khaine için dövülmüş bu silah, ölümlüleri ve tanrıları öldürebilecek güçteydi. Herkes, Khaine’in kılıcını kullanmanın sonucunda, ruhunun ve soyunun lanetleneceği gerçeğini biliyordu. Niyetini öğrendikten sonra Caledor, Aenarion’u vazgeçirmek için yalvardı ama kararından döndüremedi.
Aenarion tüm uyarıları dinlemeyerek ejderhaların en büyüğü olan Indraugnir’in sırtına atladı ve Yıkık Ada’ya doğru yolculuğa çıktı. Yolculuk uzun ve zordu, Indraugnir bile zorlandı. Kanatlı İblisler, Aenarion ve Indraugnir seyahat ederken onları yolundan döndürmek üzere saldırdılar ama döndüremediler. Elf Tanrıları, Aenarion’un kulağına uyarıları fısıldadılar, fakat duyduysa da hiç dikkat etmedi. Khaine’in Sunağı’nın birkaç fersah ötesinde Aenarion ve Indraugnir’in yolları ayrıldı, ardından Aenarion kaderine doğru yürüdü. Ölmüş eşinin hayaletinin bile ona geri dönmesi için yalvardığı söylenir. Yine de Aenarion, sunağa gitmeden önce kalbini katılaştırıp duygularını köreltti ve ardından kan damlayan silahı yerinden kaldırarak kendi kaderini ve halkını lanetledi.
Aenarion geri döndüğüde, savaşın dehşetinden hayata küsmüş olan bir Elf grubu kasvetli Nagarythe diyarına göçerek orada bir krallık kurmuşlardı. Aenarion, orada herkesi şaşkına çevirerek kendine Morathi adında yeni bir eş aldı, daha sonra Morathi, Malekith adında bir çocuk doğurdu. Kısa süre sonra Aenarion karanlık bir üne kavuştu ve diğer Elfler o topraklara göçmeye isteksiz hâle geldi. Aenarion’un sarayındaki zulüm hikayeleri Ulthuan’a yayılmaya başladı. Hatta Caledor bile ejderha binicilerini yanına alarak güneye, kendi topraklarına gitti. Caledor’un gidişinin ardından Aenarion çok sinirlendi ve öfkeye kapıldı. Aenarion’a göre savaş kaybediliyordu ve Dünya sonsuz bir karanlığa mahkum ediliyordu.
  • Büyük Ayin

Caledor, Aearion’un delirmeye başladığını farketti ve artık yapabileceği tek bir şey kaldığına karar verdi. Ardından tüm Yüksek Elf büyücüleri çağırdı ve onları Ölüler Adası’nda bir araya getirdi. Caledor Ejderhaterbiyecisi’nin ayin yapılmasını istemesi ile Aenarion’un başka seçeneği kalmadı. Güçlerini topladı ve Ölüler Adası’ndaki büyücüleri savunmaya başladı. Ulthuan’ın merkezinde iki güç bir araya geldi. Ejderhaların kanatları gökleri kararttı ve birçoğu Kaos’un tarafına geçti, binlerce Elf ve İblis öldü, cesetler denizleri köpürttü. Girdabın yaratılması başlayınca, denizler dalgalandı ve kuzeyden büyük bir rüzgar esti, gökyüzü karardı ve büyü, toprağa işkence etti.
Sonunda Aenarion, yanında sadık ejderhası Indraugnir ile birlikte, Kaos İblisleri’ne karşı ölümcül bir şekilde çarpışmaya başladı. Aenarion’un öfke ve kararlılığı, onu tanrıların seviyesine çıkardı, İblisler Khaine’in Kılıcı ile birer birer düştü. Savaş patladığında Yüksek Elf büyücüler de girdabı oluşturarak büyüyü söylediler. Bir dizi şimşek çaktı, Dünya titredi, bir süre sessizlik oldu, sonra dağlar titredi, yeryüzü ve gökyüzü arasında korkunç bir enerji oluştu, dağlardan gelen saf enerjiler Ölüler Adası üzerinde birleşti.
Aenarion ve sayısı iyice azalan ordusu Kaos ile çarpışırken, büyücüler ayinlerini tamamladılar. Kontrol ettikleri büyü akıllarını tüketti ve zayıf olanlar bir bir ölmeye başladılar. Aenarion dört İblis daha katlettiğinde ayin nihayet tamamlanmıştı. Yüksek Elf büyücüler, öfkeli Kaos İblislerini yenmek için girdap oluşturmayı başarmışlardı ancak içinde sıkışıp kalmışlardı, sonsuza dek Kaos ile yapılan her savaşta onu açık tutacaklardı. Düşmanları yenildi ancak Elfler de harap oldu. Aenarion, yaralı bir şekilde ejderhası Indraugnir’in sırtına atladı ve bir kez daha Yıkık Ada’ya doğru yola koyuldu, ancak yolculuğu tamamlayamayacak olan ejderha, Yıkık Ada kıyılarında yere düştü.
Ağır yaralı olan Indraugnir daha fazla dayanamadı ve öldü, ardından Aenarion, tek başına Khaine’in Sunağı’na girdi. Aenarion, Khaine’in Kılıcı’nı alan kişinin Dünya’ya hükmedebileceğini biliyordu, ama o silahı aldığı yere geri itti ve yerleştirdi. Ardından, harap olmuş vaziyetteki savaş atının yanına uzandığı ve Dünya’nın bu çağından geçip gittiği söylenir.
Caledor’un ayini, derhal etkisini gösterdi, üç gün boyunca bir dizi büyülü fırtına, deprem ve geldgit yaşandı. Nice ölümler yaşandı ve nice gemiler battı, fakat bu fırtınalar ve afetler dindiğinde, kutup kapıları kapandı ve İblis lejyonları gitti. Artık, Ulthuan yıkık bir araziydi, ama en azından bir geleceği vardı…

Bel-Shanaar’ın Saltanatı (-4419 ile -2749 IC arası)

Aenarion ortadan kaybolduktan bir yıl sonra Ulthuan prensleri, yeni bir Ankakuşu Kral seçmek için Asuryan Tapınağı’nda toplandılar. Seçimi kazanacak kişi, Aenarion’un Morathi’den doğma çocuğu Malekith olacak gibi görünüyordu. Güçlü bir savaşçı, iyi bir büyücü ve mükemmel bir komutandı, ancak Nagarythe’deki zalim günlerini hatırlayan Elf soyluları vardı ve orada yetişen çocukların tamamen zararlı olmalarından korkuyorlardı.
Ve seçim bittiğinde, savaşta kendini gösteren, huzur ve aklın sesi olarak görülen Tiranoc Prensi Bel-Shanaar seçimi kazanarak yeni Ankakuşu Kral olmuştu. Oğlu Malekith’in seçimi kaybettiğini gören Morathi çığlık attı, ancak Malekith bunun iyi bir seçim olduğunu söyleyerek annesini sakinleştirdi.
  • Kolonileşme Dönemi

Böylece keşif günleri başladı, koloniler hızla Dünya’ya yayılmaya koyuldu. Cüceler ile iletişim kuruldu ve büyük bir ticaret ile dostluk dönemi başladı. Ankakuşu Kral Bel-Shanaar, şahane bir şekilde yeni kolonilerini ziyaret etti, ardından da Cüceler’in başkenti olan Karaz-a-Karak’a, Cüceler’in Yüce Kralı Snorri Beyazsakal ile beraber dostluk yemini etmeye gitti. Cüceler’in Onur Kitabı’na göre, Bel-Shanaar’ın Snorri’ye içinde çok değerli Ellyrion şarabı bulunan bir kutuyu vermesi gerekiyordu, Bel-Shanaar gerekeni yerine getirdi ve Snorri de baltası ile kapağı kırarak içindekini bir dikleyişte içti.
Daha sonra Malekith, buradaki büyükelçisi oldu, bunu kimse bilmese de bir felaket tohumu ekilmişti. Elfler Dünya’ya yayılıp elde ettikleri ganimetleri Ulthuan’a getirdiler. Elf şehirleri mükemmel güzellikte ve asil alanlara dönüştü. Ve halk bunu anlamasa da Kaos geri döndü… Yavaş ve sinsice, yeni kılıfının içinde, Keyif ve Zevk İnançları (Aşırılık İnançları) ile yayıldı. İnançların etkisi yayılmaya başlayınca Ankakuşu Kral da endişe duymaya başladı. Söylentilere göre karanlık ve yasaklanmış tanrılara kurbanlar adanarak sağlıksız ilişkiler yaşanıyordu. Böylelikle Malekith, Ulthuan’a döndüğünde karşısında kuşku ile karşı karşıya bir bölge buldu. Aşırılık İnançları Nagarythe’de, Malekith’in anavatanında yaygındı, ve annesi Morathi de bu inanca bağlıydı, efsaneye göre belki de bu inancın kurucusu ve Başkâhiniydi.
Malekith, Nagarythe’ye döndüğünde anavatanının hâlini görüp dehşete kapıldı. Ardından annesi Morathi de dahil tüm zevke tapanları yakalayarak Ankakuşu Kral’a teslim etti. Hatta daha da ileri giderek bu tarikatın gizli üyelerini de yakalamaya gayret etti. Bu kişilerin toplumun her katında bulunabileceği düşünülüyordu, incelemelerde kimse güvenilir değildi. İnançlara karşı askeri müdahale kaçınılmaz görünüyordu. Malekith, Ulthuan’ın efendilerini Asuryan Tapınağı’nda toplayarak Savaş Konseyi oluşturdu. Konseyin arefesinde korkuların en kötüsü ortaya çıktı: Malekith, Ankakuşu Kral Bel-Shanaar’ın da bu tarikat üyelerinden biri olduğunu iddia etti. Bel-Shanaar bunu inkar etmeden önce de Malekith onu zehirledi.
  • Malekith’in İhaneti

Bu hareket ile, Malekith çok ileri gitti. Bel-Shanaar’ı uzun süredir tanıyan prenslerin hiçbiri bu tarikatın üyesi olduğuna inanmıyordu. Artık çok geçti, şüphe ışığı Malekith’in üzerine düşmüştü…
Prensler, bir tuzak kurarak Malekith ile takipçilerini, Asuryan Tapınağı’nda yakaladılar ve onun Nagarythe’deki akrabaları ile bir anlaşma yaptılar. Bir mezhebçi ordusu Malekith’in niyetini, lidersiz Elflere empoze edecekti. Malekith, yapması gereken tek şeyin kutsal ateşe yürümek olduğuna karar verdi, bunu daha önce babası başardıysa kendisi de başarabilirdi.
Yanılıyordu, birçok kişinin sürekli söylediği gibi; Asuryan’ın alevi, kötü niyetli kişilerin geçişine izin vermezdi. Böylece, Aenarion’a mucizevi bir yeniden doğuş getiren alev, hileci ve hain oğlunu mahvetti. Malekith ateşin içinde acı çekti, vücudu korkunç bir şekilde yandı ve yaralandı. Çığlıkları o kadar korkunçtu ki duyanların hiçbiri unutamadı. Bununla birlikte, Malekith’in ezilmiş iradesi henüz bitmemişti. Vücudunu perişan eden alevlerden geçemedi ve kendini hızla geldiği yere geri attı. Ölümün eşiğindeki liderlerinin bedenini alan Malekith’in takipçileri, tapınaktan kaçarak Elf prenslerini katlettiler ve yollarına devam edip karşılarına çıkanı öldürdüler. Felaket ve çatışmayı getiren “Ayrılış”, başlamak üzereydi.

I.Caledor’un Saltanatı (-2749 ile -2198 IC arası)

Malekith’in ihaneti ile Elf topraklarında yeniden kargaşa başlamıştı. Malekith ve takipçileri kuzeydeki Nagarythe’e kaçmışlardı. Lidersiz Elfler de onları kovalamamışlardı. Hayatta kalan prensler hızla Asuryan Tapınağı’nın başrahibine ve Ankakuşu Muhafızları Kaptanı’na danıştılar. Yeni Ankakuşu Kral’ın ünlü büyücü Caledor Ejderhaterbiyecisi’nin torunu olan ve onunla aynı adı taşıyan Birinci Caledor olmasına karar verildi.
Caledor, Malekith’in topraklarından sürüldüğünü onayladı. Ardından İç Savaş başladı. Malekith, kendi anavatanında ordusunun başına geçerek tıpkı ruhu gibi siyah zırhlara bürünmüştü, Malekith bu zamandan itibaren Cadı Kral olarak bilindi.
  • Ayrılış
Savaş devam ederken Nagarythe halkı daha korkunç hâle geldi, kara büyücülüğe ve iblislerle olan anlaşmalarına inançları tamdı. Böylece “Karanlık Elfler” olarak bilindiler. Çılgınlıkla dolup taşan Cadı Kral Malekith, Büyük Girdap’ı oluşturan büyüleri yokedecek ve Kaos’u Dünya’ya geri getirecek son bir plana karar verdi. İblis lejyonları Dünya üzerine bir kez daha yürüyeceklerdi, bu kez yeni müttefiklerine yardım etmek için. Cadı Kral Malekith’in tebaasından biri bu planın delilik olduğuna karar verdi ve gidip bu planı Ankakuşu Kral Caledor’a anlattı.
Sonra, ölümcül bir çatışma başladı. Cadı Kral ve tebaası korkunç ayinlerini başlattıklarında Yüksek Elf büyücüler onları durdurup engellemeye çalıştı ancak Cadı Kral’ın muhteşem kara büyüsü yavaş yavaş üstünlük kazanmaya başladı. Gökler sarsıldı ve yer titredi. Dünya’nın kuzeyinde Kaos Diyarı çalkalandı ve bir kez daha ilerlemeye hazırlandı. Ankakuşu Kral Caledor, kampındayken tüm tanrılara ve atalarına ona yardım etmeleri için dua ederek yalvardı.
Alacakaranlıkta, Cadı Kral ve takipçileri son darbelerini indirmeye başladı. İblis büyücüler yardımlarına geldi ve onların da büyüleri ile Yüksek Elf büyücülerinin büyüleri artık çökmüştü. Gökyüzünden Karanlık Tanrılar’ın muzaffer kahkahaları duyuldu. Sonra, kara büyü Ölüler Adası’na gelerek Girdap’ın tam kalbine dokunmak üzere ilerledi ancak bu sırada olaya yeni kişiler dahil oldu. Gizemli güçler tarafından ışıklarla kaplı büyük figürler, gelen kara büyüyü çökerterek Nagartyhe’ye geri yolladılar. Ölüler Adası’nda sıkışıp kalmış olan büyücüler çalışmalarına engel olunmasına izin vermemişti.
Enerji dalgası Nagartyhe’ye vurduğunda oraya dev bir gerginlik çöktü. Ulthuan’ın karşısında, depremler şehirleri yıktı ve dağları devirdi. Bin fit yüksekliğinde bir su dalgası Nagarythe’ye çarptı. Deniz, karanlık krallığın ve Tiranoc’un çoğunu kaplayacak şekilde kıyılara yükseldi. Binlerce kişi depremlerle, dalgalarla ve büyülü yıldırım çarpmaları ile öldü. Şok, Dünyanın Kıyısı Dalgaları’ndan bile hissedildi ve Cüce kronolojisine kaydedildi.
  • Fatih Caledor’un Ölümü

Yaşayan Karanlık Elfler, Yüksek Elfler’in zayıflamasına rağmen dayanıklı kaldılar ve kuzeye doğru çekildiler. Naggaroth krallığı karanlık ve kasvetli bir yere dönüştü. Bir yıl boyunca her iki taraf da yaralarını sardı. Ancak yine de, Cadı Kral’ın kazanç sağlayacak bir şey araması üzerine her iki taraf da Ulthuan’ın kuzeyinde uzun süren bir deniz savaşına başladılar. Her iki taraf da birbirlerine üstünlük sağlayacak seviyede değildi, ayrıca Dulbırakan’ın da bulunduğu Yıkık Ada, birkaç kez iki taraf arasında el değiştirdi. Bu dönemde Caledor; Grifin Kapısı, Ankakuşu Kapısı, Kartal Kapısı, Ejderha Kapısı ve Tekboynuz Kapısı kalelerinin yapımını denetledi.
Caledor, ordusunun başında Yıkık Ada’ya son seferini yaptığında Khaine Sunağı’nın durduğu ve bir süre beklediği, Kılıç’ın ona seslendiği söylenir. Orada bir süre durdu, başını eğdi ve sonunda hayır dedi. Yıkık Ada fethinden eve dönerken, güçlü bir fırtına sonucu Caledor’un gemisi Yüksek Elf donanmasından ayrıldı ve Karanlık Elf akıncıları tarafından saldırıya uğradı, Ankakuşu Kral ve muhafızları uzun süre boyunca Karanlık Elfler ile çarpıştılar ancak sonunda Karanlık Elfler’in sayı üstünlükleri yüzünden kazanamayacaklarını farkettiler. Cadı Kral’ın hizmetkârlarının eline düşüp sefil ve utanç içinde ölmektense Caledor zırhları içinde koşarak denize atladı ve intihar etti. Böylece Fatih Caledor dönemi bitti. Büyük bir kral için kötü bir sondu.

II.Caledor’un Saltanatı (-2198 ile -1599 IC arası)

I.Caledor öldü, ama mirası kaldı. Varisine, güçlü bir ordu, sağlam kaleler ve Dünya’nın en güçlü donanmasını bıraktı. Prensler Konseyi, ölümünün ardından onun oğlu II.Caledor’u seçtiler. Ne yazık ki II.Caledor, babasının özelliklerinin yalnızca bir kısmını taşıyordu. Babasının zeki olduğu yerde, o aptaldı. Babasının güçlü olduğu yerde o zayıftı.
Elfler, Eski Dünya’ya gittikçe Elfler ile Cüceler arasındaki ticaret büyüdü. Elf iç savaşı meselesi Cüceler’in kulağına ulaşmışsa da tam detaylarını bilmiyorlardı. Yağmalamak ve akraba katletmek Cüceler’e çok ters gelen düşüncelerdi. Malekith, zamanında Bel Shanaar’ın elçisi olarak Cüceler’in yanında bulunmuş ve onların gizli ticaret yollarını öğrenmişti, şimdi de bunu kendi yararına kullandı. Karanlık Elfler, Cüce kervanlarına saldırarak mallarına el koydular. Fakat Cüceler, bunu Yüksek Elfler’in yaptığını sanacaktı.
Şüphe ışığı Yüksek Elfler’in üzerine düştü, Cüceler’in Yüce Kralı Gotrek Yıldızkıran bu davranıştan dolayı tazminat istedi. Bu haber II.Caledor’a ulaştığında Ankakuşu Kral taleplere cevap vermedi ve memnuniyetsizliğini bildirdi. Bunun üzerine Yüce Kral Gotrek, sinirlenerek iki kat tazminat istedi ve elçilerini gönderdi.
Cüce büyükelçisi, II.Caledor’un huzuruna gelerek talepleri bildirdi. Fakat II.Caledor, Cüce büyükelçinin sakalını keserek onu geri gönderdi ve eğer Kral Gotrek tazminat istiyorsa, ayaklarına gelip yalvarmasını istedi. Bir Cüce’nin sakalını kesmek, yapılabilecek en büyük hakaretti.
  • Sakal Savaşı
Böylece Sakal Savaşı, başlamış oldu. Cüce orduları, ticaret şehri Tor Alessi’yi çabucak kuşattı. Yüce Kral Gotrek, dökülen Elf kanı ağırlığı kadar altın vereceğine yemin etti. Eğer yeminini yerine getirmezse Katiller Yolu’na girer ve başını tıraş etmek zorunda kalırdı. Güçlü bir yemindi. Sakalsız Cüce büyükelçi, bu durumundan çok utanç duyuyordu. Cüceler, krallarının da aynı kaderi paylaşmasını istemediler.
Cüce saldırılarını duyan Ankakuşu Kral öfkelendi. Tor Alessi’yi kurtarmak için hemen bir birlik gönderdi. Gönderilen ordu çok büyük ve donanma çok güçlüydü, Ankakuşu Kral’ın danışmanları, Ulthuan’a herhangi bir saldırı olması durumunda Ulthuan’ın savunmasız kalmış olmasından korkuyorlardı. II.Caledor öfkelendi ve onların korkularını umursamadı.
Savaş devam etti, Cüce kale ve şehirleri oldukça dayanıklıydı. Sağlam Cüce savaşçıları, Elfler’in daha önce karşılaştığı düşmanlardan oldukça farklıydı. Dayanıklı Cüceler, yenilmeyi reddetti. Aynı zamanda Cüceler de, Elf ordularının gücüne hayran kaldılar. Ulthuan’ın gücü, bölgelerinde bilinmeye başlanmıştı. Şövalyeler ve disiplinli piyadeler, bekledikleri gibi değildi. Yine de Cüceler, savaşmaya devam etti.
  • Savaşçı’nın Ölümü
Savaş, binlerce yıl devam edecek bir nefret ve acı mirası yarattı. Sakal tıraşı olayına tepki olarak intikam almak isteyen Cüceler, birçok Elf ormanını yıkmışlardı. Elfler ise intikam için, Cüceler’in su içtiği kuyular ile yeraltı göllerini zehirlediler. Bunun üzerine Dünyanın Kıyısı Dağları’nda büyük bir hastalık yayıldı. Her iki taraf da neredeyse tüm askeri gücünü harcamıştı. Başarısızlıklarından bıkan II.Caledor, Elf generalleri görevinden aldı ve ordunun komutasını bizzat kendisi aldı.
Son büyük hatasıydı. Tor Alessi’nin on dördüncü kez kuşatılmasında II.Caledor, Kral Gotrek tarafından öldürüldü. Kral Gotrek, Ankakuşu Tacını onun kanlı başından aldı ve elflerin hoşgörüsüzlüğünü ödemeye götürdü. Bu son zafer ile Cüceler, onurlarının tatmin edildiğini bildirerek geri çekildiler. Ankakuşu Tacı, o günden günümüze kadar Cüceler’in başkenti Karaz-a-Karak’ta durmaktadır ve bu da iki millet arasında huzursuzluk yaratmaktadır.

Caradryel’in Saltanatı (-1599 ile -996 IC arası)

Sessiz ve mütevazı Caradryel, kudretli bir hükümdarı kanıtlayan kayıtsız bir askerdi. Tahta çıktığındaki ilk kararnamesi, Eski Dünya’daki kolonilerin terk edilmesi ve halkın Ulthuan’a dönmesi üzerineydi. Cüceler’in affedilemez düşmanlığı ve Naggaroth’daki tehlikeli Elfler ile karşı karşıyayken, ordunun denizaşırı yerleri koruması aptallık gibi duruyordu. Caradryel, Cüceler’in barışçıl bir tazminat istemesi için daha çok uzun yıllar geçmesi gerektiğini de biliyordu. Caradryel, gururu terketti.
Yeni bir Ankakuşu Tacı dövülmesini emretti ve orduyu anavatana çağırdı. Gururlu Elfler arasında büyük bir kınama başladı, gerçek Ankakuşu Tacının Cüceler’in elinde kalmasını hakaret olarak görüyorlardı. Elf sömürgeciler ve birçok grup tarafından da protesto edildi. Her şeye rağmen Caradryel, Elf ordularının Ulthuan’da kalıp burayı korumaları gerektiğini ve en iyi korumalarını bu şekilde yapabileceklerini söyledi.
  • Göç
Birçok Elf, Ulthuan’a geri dönmüştü, fakat Athel Loren’deki gibi diğerleri, dönmeyi reddedip orada kalarak Ankakuşu Tahtı’ndan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Böylece, Elflerin kültürleri ayrılmış oldu. Caradryel, olayların buraya gelmesine üzülse de, onları zorla geri getirmeye çalışmadı, çünkü Ulthuan bir iç savaşı daha kaldıramazdı. Caradryel şimdi savaş meselelerine yöneldi, Elf ordularının başına bir dizi komutan atadı.
Özellikle Tethlis, Grifin Kapısı savunması ve Karanlık Elfer’i yağmalaması ile ün kazanmıştı. Caradryel, bu nedenle orduyu deneyimli ellere bıraktı. Her geçen gün daha fazla asker geri döndüğünden, büyük geçit kalelerini tutan orduları güçlendirdi. Ayrıca, bu kaleleri tutan güçlerin her zaman taze ve tam birlik olabilmesi için dönen birlikler sistemini başlattı. Caradryel’in hükümdarlığının geri kalanında ise, Ulthuan’ın kuzeydoğusunda bir savaş patlak verdi.
Karanlık Elfler, Naggaroth’tan akın akın geliyorlardı. Ancak birçoğu Cüceler ile olan savaştan tecrübe kazanmış Ankakuşu Kralı’nın disiplinli ordusunu yenemiyorlardı. Kuzey denizlerinde birçok deniz savaşı yaşanmıştı ve artan gemi inşasına rağmen Yüksek Elfler, düşmanlarını denizden tamamen silecek durumda değildi. Caradryel, yatağında ölen ilk Ankakuşu Kral oldu.

Tethlis’in Saltanatı (-996 ile -691 IC arası)

Tethlis, Karanlık Elfler’in Druchii Lejyonlarını bir nefret ile karşıladı, çünkü küçükken ailesini öldürmüşlerdi. Saltanat döneminin başında, Caledor’un Ejderhaları bir yorgunluğa yenip düşerek uykuya dalmışlardı, Tehtlis’in ordudaki kayıpları telafi etme amaçlı onları uyandırmak istiyordu. Yüksek Elf ordularını Aenarion zamanından beri görülmemiş bir güce getirene kadar daha çok kişiyi eğitmeye başladı. Bu tamamlandığında Tethlis, Karanlık Elfler’i Ulthuan’dan sürüp atma amaçlı büyük bir Temizleme emri verdi.

  • Temizleme

Ulthuan ve Naggaroth orduları uzun zaman sonra birbirlerine tekrar savaş açtı. Savaş, Ayrılış’ın başından bu yana görülmemiş bir şiddete ulaştı. Malekith’in emri ile bir saldırı, son Elf’e kadar silinip yok olmaya yetebilirdi.
Uzun yıllar sonra Tethlis, Druchii Lejyonlarını sürüp Naggaroth’a geri göndermeyi başardı. Ardından Anlec’i kuşattı ve aldıktan sonra, Karanlık Elfler’e büyük bir kıyım yaptı. Tethlis’in komutanları, Ankakuşu Kral’ın bu büyük nefretinin sonraki savaşlarda kötü sonuçlar doğurabileceğinden endişe ediyorlardı.
Saltanatının 303.yılında, Yıkık Ada’da Druchii Leyjonları’na karşı büyük bir zafer kazandı ve Aenarion’un zırhını kendi elleri ile buldu, daha sonra bu büyük aile yadigarını Aenarion’un ilk eşinden olma oğlu Morelion’un torunlarına gönderdi. Daha sonra gizemli bir şekilde öldü. Bazıları bir Karanlık Elf Suikastçı’nın Khaine’in Kılıcı’nı çevreleyen kemikler arasında saklanarak onu öldürdüğünü, bazıları da silahı çekmeye teşebbüs ettiğini ve bu yüzden kendi koruması tarafından öldürüldüğünü söyler. Konunun gerçeği ne olursa olsun Tethlis, Yıkık Ada’dan dönmedi.

Bel-Korhadris’in Saltanatı (-691 ile 499 IC arası)

Bel-Korhadris, diyarın savunmasını ihmal etmedi. Sapheryli bir büyücü prens ve bilgin olarak, devleti akıllıca yönetti ve herkes tarafından sevildi. Onun hükümdarlığı, barışa yakın bir zamanda geçiyordu. Naggaroth’un Karanlık Elfler’i, Tethlis’in saldırıları ile çok zayıflamıştı, yalnızca baskınlar düzenlemekten fazlasını yapmaya korkuyorlardı.
Savaş, Ulthuan halkını bitap düşürmüş ve Ulthuan’ın birçok yerini yıkmıştı. Daha da kötüsü, devam eden savaşın sürekli daha fazla asker ihtiyacı, toprakları Annulii Dağları’nın eteklerinden gelen canavarlara karşı korumasız bırakmıştı. Sonuç olarak, Mantikorlar ve daha birçok yaratık, savaşın kalıntıları üzerinden yağmaya giriştiler. Bu sebeple Bel-Korhadris’in, Ankakuşu Kral olarak Ulthuan’a bir yeniden doğuş getirmesi gerekiyordu. Yıkılmış, harap olmuş topraklar yeniden imar edilecek, ortalıkta cirit atan yaratıklar yok edilecek ve Ulthuan’a eski şanı geri kazandırılacaktı.
  • Bilim Çağı

Böylece, ikinci bir altın çağın başlangıcı olarak sayılacak dönem başladı. Bu süre zarfında Hoeth’in Beyaz Kulesi inşa edildi. Bu, Ulthuan’ın yeniden doğuşuna Bilgin Kral’ın en büyük katkısı olacaktı: Dünya’nın dört bir yanından bilgin ve büyücüleri toplayacak, birçok bilim ve büyü eğitimi verdirecekti. Bin yıl boyunca Elfler, bu gökyüzüne ulaşan büyük kuleyi yükseltti. Kule, büyülü taşlardan inşa edildi ve bu taşların değerli bilgisi korunarak saklandı.
Beyaz Kule üzerinde çalışmalar ilerledikçe Bel-Korhadris, bir araya gelen bilginin hem koruyucuları hem de öğreticileri olarak İlim Üstadları ekibini kurdu. Savaş ve sihirden, simya ve astronomiye kadar bilim dalı incelenecekti. Birçok ünlü akademisyen ve büyücü Hoeth’de bir araya geldi. Böyle bir âlim birliği daha önce görülmediği gibi, bundan sonra da görülmedi. Binlerce akıllı filozof birbirleri ile tartıştı. Kütüphane dahilinde, İlim Üstadları’ndan oluşan bir kadro, Elfler’in tüm tarihini içinde barındıran Günlerin Kitabı’nı yazmaya başladı. Bu süre zarfında Hoeth Kılıç Üstadları, kılıç sanatını incelemek ve kuleyi korumak adına toplandılar. Böylece büyük bir âlim birliği ortaya çıkmıştı.
  • Büyük Av
Bel-Korhadris, ilim ve büyünün peşinde olduğunu söylemesiyle beraber, bunun Ulthuan’ı yalnızca savunmak için olmadığını belirtti, Elfler’in kahramanlara ihtiyaç duyacağı zamanlar yine gelecekti. Bu nedenle, soylulara arazilere çıkmalarını ve topraklarındaki canavarları temizlemelerini buyurdu. Böylece Bel-Korhadris, Aenarion’dan bu yana Ulthuan’ın yeniden doğuşuna hükmetti, tüm soylular tarafından Ankakuşu Kral samimiyetle benimsendi. Zamanla, Ulthuan toprakları canavarlardan temizlendi ve ölmeyenler de Annulii Dağları’nın eteklerine geri döndüler.
Bununla birlikte, bu tür yaratıkların tehdidi hiçbir zaman gerçekten sona ermedi. Hiçbir ordu Annullii Dağları’nı yakıp yıkacak kadar cesur değildi, bunun için binlerce can harcanabilirdi. Zaten Bel-Korhadris, dağdaki yaratıklara karşı kesin bir zafer istemiyordu, onun isteği kendi topraklarını onlardan korumaktı. Bel-Korhadris’in, hükümdarlığının 1187.senesinde Beyaz Kule’nin inşası tamamlandı ve Bel-Korhadris, bundan yalnızca üç yıl sonra vefat etti, kurduğu vakfın altına gömüldü. Onun hayaletinin hâlâ kulenin altında dolaştığı ve bazı akademisyenlere yardımda bulunduğu söylenir.

Aethis’in Saltanatı (499 ile 1121 IC arası)

Bel-Korhadris’in ardından Sapheryli Aethis başa geçti. Dengesiz veya savaştan yeni çıkmış bir krallık miras almayan ilk Ankakuşu Kral’dı, tahta geçtiğinde devletin durumu gayet düzenli ve sağlamdı. Onun hükümdarlığında uzun bir barış sürdü. Karanlık Elfler, Naggaroth’ta sessiz kaldılar, saldırıları kesildi. Birçok kişi, onların yavaş yavaş ölüp yok olmaya başladığını düşündü. Cadı Kral’ın öldüğüne dair bolca söylenti duyuldu. Aethis’in hükümdarlığının ilk yıllarında İnsan İmparatorluğu’nun kurulduğunun haberleri Ulthuan’a ulaştı, fakat bu pek endişe edilecek bir haber gibi durmuyordu. Yüksek Elfler’i tehdit eden hiçbir şey yoktu. Garip bir şekilde bu, Elfler’in ölmekte olduğunu anlamaya başladıkları dönemdi. Uzun süren barış günlerinde bile Elfler’in nüfusu düşmüştü. Doğum sayısı azalmış ve büyük kentler boşalmaya başlamıştı.
Aethis, iyi bir şair ve şarkıcıydı. Ulthuan’daki bütün büyük sanatkârlar, onun daveti ile Saphery’deki sarayda toplanmıştı. Oyuncular, ressamlar, şairler, heykeltıraşlar, tarihçiler ve yazarların hepsi oyma yeşim sarayda bir yer bulmuştu. Elf kültürünün en büyük eserleri yaratılmıştı. Tazelle’nin yaratılış oyunlarının ve Torion Alevyürek’in animasyonlu sahne portrelerinin izlendiği dönem buydu. Bir heykeltıraş tarafından Grifin Kapısı’nın üzerine devasa bir Grifin yapıldı. Bunlar gibi şeylere bol miktarda servet harcandı. Lothern Şehri, küçük bir balıkçı köyüyken büyüyerek güzel bir şehre döndü. Cathay İmparatorluğu ile iletişim kuruldu, Ankakuşu Kral’ın temsilcileri Cathay İmparatorluğu’nun sarayına vardı. İpek, yeşim ve baharatlar Ulthuan’da değerli ürünler hâline geldi.
  • Sanat ve Çöküş
Güçlerine güvenen Elfler, ordularını dağıtmaya, donanmalarını yıkmaya başladı. Yaklaşık on beş yüzyıl barış içinde yaşadıktan sonra geçmişte kalan düşmanlıklar yavaşça unutulmaya başlandı. Cüceler ile Ankakuşu Tacı’nı geri almak üzere yaklaşımlar yapıldı. Bunlar reddedildi ancak Elfler’in hiçbiri bu durum üzerine hakaret etmedi. İçlerinde belli bir rahatlık vardı. Çoğu soylu savaş meselelerini bir kenara atarak sanata yöneldi. Entrika, Elfler arasında tehlikeli bir eğlence ve bazıları için yaşam biçimi hâline geldi.
Ancak, Ulhtuan’dakilerin tamamı bu rahatlığa teslim olmadı. Kuzeyde, Ellyrion Prensi Valedor, büyük kapılardaki düzenin bozulmamasını ve oradaki savaşçıların en iyi eğitimi aldıklarından emin olunmasını sağladı. Bir keresinde Valedor, Grifin Kapısı’nın cephaneliklerinden birini boşaltma işine koyulduğunda, Ankakuşu Kral’ın sarayından birkaç soylu geldi. Valedor onlarla karşılaştığında birçok vagona çeşitli zırhlar yüklenmişti. Soylular önce küstahça konuşarak, fazlalıkları Ankakuşu Kral’ın dramatik şöleninde kostüm olarak kullanılmasını istediğini bildirdiler.
Valedor, savaş zırhlarının böyle gereksiz bir iş için kullanılmak istenmesini duyunca öfkeye kapıldı ve tek bir yumruk darbesi ile konuşmacıyı yere serdi. Bu noktada diğer soylular, Kral Aethis’in böyle bir talimat vermediğini bildirdiler. Soylular, kendi lehine göre hareket etmişlerdi. Hiçbir şey Prens Valedor’u koruyamazdı. Bir yıl içerisinde tüm onur ve unvanları kaldırıldı, ailesinin ve atalarının tüm zenginliklerini kaybetti. Bir kez daha Zevk İnancı yayılmaya başlamıştı, bu sefer Elf aristokratları arasında cazip hâle gelerek gizlice yayılmıştı. Bir süre sonra Hoeth Kılıç Üstadları, inancı araştırmaya ve Beyaz Kule’ye rapor vermeye başladılar. Saray Şansölyesi, Naggaroth’a çalışan gizli bir casus olarak ilan edildi. O da, gizemler kalktığı zaman, zehirli bir hançeri Aethis’in kalbine sapladı ve böylece sekizinci Ankakuşu Kral güvenilir bir arkadaşı tarafından öldürüldü.

Morvael’in Saltanatı (1121 ile 1503 IC arası)

Sekizinci Konsey, suikaste kurban giden Ankakuşu Kral’ın peşine Yvresseli Morvael’i seçti. O, Beyaz Kule’nin Yüce İlim Üstadı idi. Morvael, öğrenmiş olmasına rağmen, yönetim ve savaş konusunda pek az tecrübe sahibi oldu. Taç giyme töreninden sonraki ilk emri Naggaroth’a yönelik cezalandırıcı bir saldırı düzenlemekti. Soğuk kuzeye bir Yüksek Elf donanması gönderildi fakat bu donanma, Karanlık Elfler tarafından yok edildi. Hayatta kalan az sayıda Yüksek Elf, Ulthuan’a dönüp olanları bildirince Yüksek Elfler arasında bir panik yaşandı. Bekledikleri son şey yenilgiydi. Neyse ki, Naggaroth tehdidi tamamen durmuştu ama şimdi Karanlık Elfler’in yeniden güçlenmeye başladıkları görülüyordu.
Büyük bir Karanlık Elf donanması Yıkık Ada’yı ele geçirdi ve Ulthuan’a geldi. Karanlık Elfler, Lanetli Anlec Şehri’ni geri aldılar, ardından hızla güneye akın ettiler ancak Grifin Kapısı’nda savaşı kaybedip durduruldular. Morvael, bugün hâlâ kullanılan askeri birim sistemini kurdu. Bu sistem, her Elf’in belli bir yaşta orduya katılması ve kendine askeri ekipman sağlaması şeklinde işliyordu. Morvael, kendi vasat komutanlık yeteneklerine karşılık, Caledorlu Mentheus’u başkumandan olarak atadı.
  • Gerginlik
Morvael, genellikle korkunç kabuslar ve kötü rüyalarla rahatsız olan, hassas bir ruha sahipti. Yapabileceği başka bir şey kalmamıştı, savaşı durdurup Kuzey Denizi’ne taşıyabilecek ve Karanlık Elfler ile baş edecek bir donanma hazırlamak için devletin hazinesini boşalttı. Hoeth Kılıç Üstadları’ndan ve diğer ajanlarından Zevk İnancı’nın yoldaşlarını aramaya devam etmelerini istedi. Daha sonra Morvael erkenden yaşlanmaya başladı. Yakınındaki danışmanlarına çok güveniyordu ve kendisinin zayıf olduğu yerlerde onların yeteneklerinden destek alıyordu, Caledorlu Mentheus en güvendiklerindendi, onun askeri zekasına ve liderliğine oldukça güveniyor, destek çıkıyordu.
Yüz yılı aşkın süredir savaş devam ediyordu, Ulthuan donanmaları, Karanlık Elf gemilerini yoketmek için denizlerde dolaşıyordu, menzili gitgide uzayan bu iş için Ulthuan’ın uzağına iki kale inşa edildi; Karanlık Kıta’nın ucundaki Şafak Kalesi, gemileri onarmak ve Cathay’a giden ticaret yolunu korumak için, Lustria’nın ucundaki Alacakaranlık Kalesi de Elf donanmalarının Güney Lustria kıyılarında güvende kalabileceği bir üs olması için inşa edilmişti. Sonunda savaş doruğa ulaştı. Caledorlu Mentheus, Anlec Şehri’ni büyük bir Elf ordusu ile kuşatmıştı. Morvael, savaşın sonucunu bekleyerek Asuryan Tapınağı’nda kaldı. Her gece daha korkunç rüyalar görmeye başladı, bazılarında Cadı Kral Malekith’in onu perişan etmek için gönderildiğini söylüyordu. Her geçen gün, ordunun kayıplarının arttığı haberleri gelmesi ile daha umutsuz hâle geldi.
Fakat Morvael’in korkularına rağmen, Ulthuan’ın orduları sonunda zafer kazanabileceklerini kanıtladılar. Ne yazık ki Yüksek Elfler, zafere rağmen iki üzücü olayla karşı karşıya kaldı; Anlec Şehri’ni almasına rağmen Mentheus ölmüştü, Mentheus’un ölümünü duyan Ankakuşu Kral Morvael yıkıldı ve tahta çıkmadan önce girmiş olduğu Asuryan Tapınağı’ndaki kutsal ateşe kendini bir kez daha attı. Hiçbir ölümlü bunu ikinci kez yaşamaya katlanamazdı. Gece yarısından sonra ertesi günün sabahında, Morvael’in cesedi kutsal ateşte yakıldı. Kuzeyden esen soğuk bir rüzgar onun küllerini uçurdu ve İç Deniz’e dağıttı.

Bel-Hathor’un Saltanatı (1503 ile 2163 IC arası)

Dokuzuncu Konsey, savaş yanlısı ve barış yanlısı olanlar ile fikir ayrılığına düştü. Fakat sonunda bir uzlaşma sağlandı ve Saphery’nin Büyücü Prensi Bel-Hathor’u taçlandırdılar. Bel-Hathor kötü bir seçim gibi duruyordu, her Sapheryli prens gibi o da alışılmadık biriydi. Diğer prenslerin birçoğu onu kolayca manipüle edebileceklerini düşündüler. Yanılıyorlardı. Bel-Hathor’un şaşırtıcı derecede güçlü bir iradeye sahip olduğu ortaya çıktı, Aethis zamanından beri Ankakuşu Kral’ın tebaası arasında çıkan tartışmaları durdurabilecek şahsiyetteydi. Onu Naggaroth’u istila etmeye zorlayan tüm teklifleri reddetti. Ulthuan eğer böyle bir savaşı kazanabilecekse de bedelinin çok ağır olacağının farkındaydı. Sayıları bile azalıyordu, birçok şehrin yarısı boşalmış ve birçok toprak terk edilmişti. Risk almak çok tehlikeliydi ve Elf ırkının geleceği konusunda kumar oynamaya hazır değildi.
Ulthuan’a gelmeye cesaret eden tek İnsan milleti Norscalılar değildi, yakın zamanda İmparatorluk ve Bretonya gemileri de Ulthuan ile Lustria kıyılarına gelmeye başladılar, Ankakuşu Kral da Ulthuan’a ayak basmalarının yasaklandığına dair bir ferman yayınladı. Bununla birlikte Eataine Prensi Finubar’ın, onlarla birlikte denize açılmasına ve bu milletlerin diyarını görüp öğrenmesine izin verdi.
  • İnsanlığın Yükselişi
Finubar, Bretonya’nın Anguille Şehri’ne indi ve oradan yola çıkarak elli yıl boyunca kıtayı dolaştı. Eskiden Cüceler ile olan savaşlarından sonra bir Yüksek Elf’in bu kıtaya ayak basması uzun sürmüştü. Finubar gördüklerinden etkilendi ve hayrete düştü, İnsan diyarı uçsuz bucaksız ve kalabalıktı. Halbuki Finubar, çamur kulübeler, ilkel vahşi kabileler ve başıboş bir kültür bulacağını bulacağını düşünmüştü. İnsanların çok kalabalık ve güçlü olduğunu, daha da güçlendiklerinde, yakında kendilerinden eski ırklara bile kafa tutabileceklerini düşündü. Bununla beraber Finubar, İnsanların canlı ve coşkun kültürüne de hayran kaldı. Elfler’in, İnsanlar ile düşman olmaktan ziyade müttefik olmalarının çok daha kârlı olacağına hemen karar verdi.
Seyahatleri devam etti ve Athel Loren’in Elf diyarına da uğradı. Orada karşılaştıklarına çok şaşırmıştı. Burada, Eski Dünya’da bulunan bu Elfler, Yüksek Elfler’den çok daha farklı bir yol izlemişlerdi; Ormanlık arazilerde ve evlerde yaşayarak Ulthuan’ın Yüksek Elfleri’nden ayrılmışlardı, bunlar Orman Elfleri olarak biliniyordu. Yine de Athel Loren’in Elfleri, Finubar’a biraz düşmanca davranmışlardı. Sonunda Finubar Ulthuan’a döndüğünde, bir kahraman olarak selamlandı. Ankakuşu Kral, Finubar’ın raporunu dinledi ve ardından Eski Dünya’dan gelen İnsanlar’ın Ulthuan’a ayak basmalarını yasaklayan fermanını kaldırarak gelmelerine izin verdi.
Finubar’ın isteği üzerine Lothern Şehri, İnsan tacirlerine açıldı ve ticaret gemileri ile dolmaya başladı. Denizciliğe eğilimli olan İnsanlar, Lothern’e gelerek Elf harikalarını gördüler. Finubar, memleketi Lothern’i Dünya’nın en büyük ticaret limanı hâline getirerek mutlu oldu. İnsanlar da Elf medeniyetinin zarafet ve asaleti karşısında büyülendiler ve orada devam eden ticaretten memnun oldular. Böylece Elfler, Eski Dünya’da güçlü bir müttefik kazandılar. Bel-Hathor yaşlanıp huzur içinde ölünce onun ardından yeni Ankakuşu Kral olarak Finubar seçildi.

Finubar’ın Saltanatı (2163 IC’den günümüze kadar)

Lothernli Finubar, Eski Dünya’da geçirdiği süre boyunca edindiği tecrübe ile, bu döneme en uygun prens oldu. Sürekli tecrübe edinip kendini geliştirerek, İnsan ırkı ile ilgilenerek ve Dünya’ya hoşgörü ile yaklaşarak yetişmişti. Bel-Hathor’un da dilediği gibi konsey, yeni Ankakuşu Kral olarak Finubar’ı seçti. Yine de bazı memnuniyetsizlikler yaşandı, belki de kıskançlıklardan kaynaklanıyordu.
Saltanatının ilk zamanlarının çoğunu Dünya’yı dolaşmak ile geçirdi, kendi anavatanına az uğrayan biriydi. Böylece Finubar’ın yokluğunda rakipleri, söylentiler yayarak Ankakuşu Tahtı’nda hak iddia ettiler. Nihayetinde Kraliçe Alarielle yönetim kuruluna girdiğinde, tüm isyankar diller sessizleşti. Kraliçe, önce Ankakuşu Tahtı’nın önünde durarak tüm konsey üyelerini delici bakışlar ile süzdü ve sadakâtlerini hatırlattı. Bundan sonra, Finubar’ın yönetimi hakkındaki eleştiriler kesildi.
  • Dünya Seyahati

Zaman geçtikçe, Finubar’ın seyahatleri daha seyrek hâle geldi. Artık zamanını Hoeth’in en yaşlı ve bilge İlim Üstadları’ndan biri olan Belannaer ile geçiriyordu, yönetim hakkında onun nasihatlerini dinliyordu. Finubar’ın Saltanatı’nın yüz otuz sekizinci yılında Büyük Kaos İstilası başladı, Karanlık Güçler bir kez daha Dünya’yı istila etmeye geliyorlar gibi görünüyordu. Bu sırada Karanlık Elfler’in Ulthuan’a saldırıları devam etti.
Ulthuan Krallığı savaş ile sarsıldı. Avelorn Şehri yandı ve Kraliçe kayboldu. Ardından bölgeyi güvence altına almak ve istilayı püskürtmek için iki kahraman ortaya çıktı, ikiz kardeşler Tyrion ve Teclis. İkizlerin olağanüstü çabaları sonucu Karanlık Elfler tahrip edildi ve Ulthuan bir yıkımdan daha kurtuldu. Finubar, ikizlerin gayretinden oldukça memnun oldu ve onları konseyine daha da yakınlaştırdı. Devam eden yıllarda, başka kahramanlar da Tyrion ve Teclis gibi Finubar’ın yanına katılacak ve bazıları birer Ankakuşu Kral gibi ünlenecekti.
  • Günümüz
Dünya daha karanlık bir hâle geldi, Ulthuan’a yapılan Norscalı baskınları arttı. Sisli Dağ’dan Göbek Grom tarafından yönetilen bir Ork ordusu da Doğu Ulthuan’a çıkarma yaparak oraları yağmalamaya başladı. Karanlık Elf korsanları, baskın eylemlerine devam ettiler. Elfler, bir kez daha müttefiklerine muhtaç olduklarını farkettiler. Elfler için hem güçlenme, hem de yok olma tehdidi vardı, eski düşmanları daha da güçlenmişti.
Ulthuan, en güçlü donanmayı oluşturabilmiş ve orduları ile düşmanlarının yüreklerine korku saçabilmişti, ancak bu tarihte kalmıştı ve Yüksek Elfler artık eski ihtişamlarına sahip değillerdi. Böylece, Ulthuan’daki birçok Elf eski muhteşem günlerinin artık mazide kaldığını fark etti. Yine de Karanlık Güçler’e karşı, hâlâ büyük savaşçılar, büyücüler, kahramanlar vardı, çok daha güçlü Ejderhalar uzun uykularından huzursuz uyanmaktaydı. Kuzeyde, Cadı Kral bir kez daha güçleniyor ve zafer şarkıları söylüyordu. Yüksek Elfler, her ne kadar azalıp güçsüzleşseler de, hâlâ Dünya tiyatrosundaki son oyunda bulunmak için yeterli güce sahiplerdi.
Daha sonra Finubar, anlamsız bir şekilde ortadan kaybolacak ve yerine Ankakuşu Kral Tyrion geçecektir.

BİYOLOJİLERİ

Ankakuşu Kral Elçisi Unthwe Rüzgarsüren diyor ki;
“Biz Asur’uz, uzun ve gururlu tarihimiz, henüz İnsanlar’ın kürk giyen barbarlar olduğu dönemin de öncesine uzanıyor. Büyük Okyanus’un merkezindeki Ulthuan adamızda yaşayarak, diğer ırkların ufak kavgalarından uzakta kalıyoruz. Zevk almaktan başka sebebimiz olmadan sanatımızı ve sihrimizi mükemmelce yapabiliyoruz.”
Ulthuan’ın Yüksek Elfler’i -kendi tabirleri ile “Asur”- Dünya’daki tek Elf ırkı değildir. Ancak, diğer Elf milletleri de bu medeniyetten çıkmıştır. Ulthuan’ın batısında, Naggaroth bulunur, Naggaroth toprakları ve kayalıklarında da acımasız Karanlık Elfler, yani Druchii yaşar. Ulthuan ile Naggaroth arasında barışın bulunmamasının sebebi, binlerce yıllık paylaşılan tarihin bölünmesi, kan ve ihanete dönüşmesidir. Dünya’nın hiçbir yerinde acı yaşanmayan, ya da vahşi olmayan bir savaş yoktur, savaşın kuralı budur.
Buna karşın, Athel Loren’in Orman Elfleri, Yüksek Elf ve Karanlık Elf akrabalarının hiçbirine düşman gözü ile bakmazlar, fakat onlara güven de beslemezler. Asrai, yani Orman Elfleri, diğer Elfler’den farklı bir tarza ve bakış açısına sahiptirler, Dünya’yı mahveden atalarının nefretinin bir parçası olmak istemezler. Tüm Elfler uzun ömürlüdür. Fiziksel olarak ince-uzun ve mükemmel bir zarâfete sahiptirler. Ulthuan’ın Yüksek Elfleri, kendilerinin diğer Elfler’den daha güzel ve daha iyi savaşçı olduklarına inanılmasını istiyorlardı fakat bu özellikler üç Elf milleti için de ortaktı.

ULTHUAN KRALLIKLARI

İÇ KRALLIKLAR:

Ulthuan Adası’nın iç kesiminde kalan bölgelerdir, etraflarında çevrili olan dağlar sayesinde birçok dış etkiden korunmuşlardır. Bu krallıklar;

  • Eataine Krallığı
  • Caledor Krallığı
  • Ellyrion Krallığı
  • Avelorn Krallığı
  • Saphery Krallığı

DIŞ KRALLIKLAR:

Ulthuan Adası’nın Büyük Okyanus’a bakan dış kıyı kesimindeki krallıklardır, iç kesime nazaran bu bölgeler Büyük Okyanus kıyılarında olduğundan saldırıya açıktır. Bu yüzden bu bölgelerdeki halkın çoğunun eli silah tutar. Bu krallıklar;
  • Tiranoc Krallığı
  • Nagarythe Krallığı
  • Cothique Krallığı
  • Chrace Krallığı
  • Yvresse Krallığı

YÜKSEK ELF ORDUSU

Yüksek Elf Piyadeleri:

  • Yüksek Elf Okçuları: Ulthuan’ı korumak ve vatandaşlık görevlerini yerine getirmek amacıyla Ulthuan ordusuna giren disiplinli, keskin gözlü vatandaş milislerden oluşur. Bu vatandaşlara askeri alanda eğitim verilmiş, ayrıca Ulthuan için savaşmaları zorunlu hâle getirilmiştir.
  • Yüksek Elf Mızraklıları: Ulthuan ordusundaki en seçkin ikinci birliktir, askerleri oldukça disiplinlidir. Ancak on yıllık bir askerlik hayatının ardından bir Elf, Yüksek Elf Mızraklısı’na dönüşür. Yıllarca eğitim gördükten sonra bir öldürme makinesi hâline gelirler.
  • Lothern Deniz Muhafızları: Eataine Krallığı’na bağlı milislerden oluşur, bu askerler hem karada hem denizde savaşabilirler. Lothern Şehri’ni korumakla ve donanmasında savaşmakla yükümlüdürler. bu ordu, hafif zırhlar giyer. Büyük çoğunlukla mızrak, kalkan ve yay kullanımında iyi eğitilmişlerdir.
  • Avelorn’un Kızkardeşleri: Avelorn Krallığı’nın ve Kraliçesi’nin seçkin muhafızlarıdır. Bu birlik, girilmesi yasak ve gizemli olan yerleri korur. Tamamen kadın askerlerden oluşurlar.
  • Hoeth Kılıç Üstadları: Dövüş sanatını araştıran, uzun yıllar süren savaşları inceleyen ustalardır. Ulthuan savaşa yürüdüğünde, kimse onlardan daha şevkle yürüyemez, çünkü onlar ancak araştırma ve sanatlarını, savaşlarda uygulayabilirler.
  • Gölge Savaşçıları: Ayrılış zamanında da Nagarythe Krallığı’na sadık olan Gölge Savaşçıları, iyi birer savaşçı, gözcü ve suikastçıdırlar. Yere oldukça sessiz basabilir ve çok hızlı hareket edebilirler. Pusu ve gerilla tarzı çarpışmaların da ustasıdırlar.
  • Ankakuşu Muhafızları: Asuryan Tapınağı’nın koruyucularıdırlar. İyi birer savaşçıdırlar.
  • Beyaz Aslanlar: I.Caledor döneminden beri Ankakuşu Krallar’ın kişisel muhafızlığını yapmaktadırlar. Onları savaşlarda ve suikastlere karşı tüm güçleriyle korurlar.

Yüksek Elf Süvarileri:

  • Gümüş Miğferli Şövalyeler: Elfler’in dövüş zarafetininve kudretinin mükemmel örnekleridirler. Disiplinlerinden ve kibirli olmamalarından gurur duymaktadırlar.
  • Ellyrialı Yağmacılar: Namıdiğer “Yağmacı Şövalyeler”, hızlı ve çevik atlı okçu birlikleridirler. I.Caledor zamanında Malekith’e karşı savaştılar.
  • Ejderha Prensler: Ulthuan’ın Ejderha Prensleri, Dünya’nın bildiği en asil şövalyeler arasındadır. Bu prensler bir zamanlar ejderhalara bindiler, ancak artık hızlı ve güçlü atlara biniyorlar.

Yüksek Elf Savaş Makineleri:

  • Aslan Savaş Arabaları: Ölümcül aslanların sırtlarına kurulan oturaklardan oluşan bir tür savaş arabalarıdır. Bu ehlileşen savaş aslanları, düşmanlarının üzerine sert hücumlar ederler ve oldukça sadıklardır.
  • Tiranoc Savaş Arabaları: Bu atlı arabalardaki Tiranoc Elfleri, oldukça iyi iş çıkarıyorlar. Oklarını ve mızraklarını düşmanlarının üzerlerine göndererek ölüm kusturabiliyorlar. Düşmanlarını iyice yıprattıkları zaman da atlı arabalarını düşman üzerine sürerek onları darmadağın ediyorlar.
  • Tekrarlayan Ok Atıcı: Akrep tarzı ok atabilen bu makineler genellikle gemilerde kullanılmaktadır. Yüksek Elf donanmasına oldukça katkısı olduğu gibi kale savunmalarında da kullanıldığı olmuştur.
  • Lothern Gökdelicisi: Gökyüzünde uçan büyük Çeviktüy Ankakuşları tarafından taşınan uzak menzilli savaş arabalarıdır. Daha çok denizde kullanılır, ordu donanmasına göz kulak olarak çevrede uçup etrafı gözetlerler ve savaş esnasında gökyüzünden aşağı fırlatmalar yaparlar.

Yüksek Elf Savaş Canavarları:

  • Büyük Kartal: Bu kartallar en büyük av kuşlarıdır, çok hızlı hareket ederek sert hücumlar yapabilirler. Bir çoğu Dünyanın Kıyısı Dağları’nda yaşasa da bir kısmı da Gri Dağlar’da yuva yapar.
  • Grifin: Kafaları kartala, vücutları aslana benzeyen kanatlı bir canlı türüdür. Oldukça güçlüdürler ve savaşlarda iyi iş çıkarırlar. Yüksek arazilere uçabilir, iz sürebilirler.
  • Yüksek Elf Ejderhası: Ejderhalar aralarında en irileri ve en asilleridirler. Kaos’un gelişinden önce oldukça fazlaydılar fakat daha sonra sayıları oldukça azalmaya devam etti.
  • Ateşalev Ankakuşu: Bu kuşlar nesiller boyunca ateş sihrine uyum sağlamışlardır ve ateşle kaplıdırlar. Bu ölümcül kuşların Yüksek Elflerle oldukça iyi bir bağı vardır. Birçok Ankakuşu Kral ile değişik bağlarla anlaştıkları bilinir.
  • Donukkalp Ankakuşu: Vücutları oldukça soğuktur ve cam gibi serttir. Bu yüzden dövüşlerde düşmanlarına üstünlük sağlayabilirler. Bu kuşlar da Yüksek Elfler ile iyi bağlar kurmuşlardır ve Ulthuan için savaşırlar.

Okuduğunuz için teşekkürler, sonraki yazılarda görüşmek üzere…

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
11